Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 69. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 69. Bölüm

Komiser Murat, hastaneden ayrılırken endişeliydi. İçerideyken bir şeyler belli etmemişti, ama gelen bir telefon endişesini artırmıştı. Bu endişeler içerisinde karakola giderek odasına geçti. Ardından yardımcısını çağırdı. Yardımcısı gelince ona:

‘Anlat bakalım neler oldu? Sinan ve adamlarını elinizden nasıl kaçırdınız?’ dedi hiddetle bağırarak.

Komiser Yardımcısı Selim, utana sıkıla:

‘Komiserim, Sinan’ı ve adamlarını karakolda sorguladıktan sonra savcılığa götürüp teslim edecektik. Bu maksatla yola çıktık. Yolda giderken bir takım kimselerin kavga ettiğini gördük. Onlara müdahale etmek için arabayı durdurduk ve dışarıya çıktık. Ardından onlara müdahale edip kavgayı ayırdık. Kavgayı ayırdık ayırmasına ama bu arada Sinan ve adamları arabanın içindeki polis arkadaşımızı etkisiz hale getirip kaçmışlar’ dedi utançla başını yerden kaldırmadan.

Olanları duyan Komiser Murat, oturduğu yerden ayağa kalkıp elini masaya vurdu. Ardından Komiser Yardımcısı Selim’e:

‘Bunu nasıl yaparsınız? Sizin hiç aklınız yok mu? Öyle bir adamın yanına bir kişiyi koymak kimin aklına geldi?’ dedi sinirle.

Komiser Yardımcısı Selim, başını yere eğerek:

‘Haklısınız efendim? Böyle bir hataya düşmemeliydik, ama kavgayı görünce her şeyi unuttuk’ dedi sessiz bir şekilde.

Komiser Murat, elini masaya tekrar vurarak:

‘Bu meslekte unutmak ve en ufak bir hata bile çok büyük sorunlara sebep oluyor. İşte görüyorsunuz, sizin hatanız yüzünden en azılı suç şebekesinin başlarından biri olan adamı elimizden kaçtı. Şimdi bu hatayı nasıl telafi edeceğiz’ dedi sinirle. Ardından yüzünü pencereye çevirdi. Bir müddet öylece pencerenin önünde bekledi. Daha sonra yardımcısına dönerek ‘Bunu bilin ki, bundan sonra en ufak bir hataya bile tahammül edemem. O yüzden hemen ekibini topla ve o Sinan denen alçağın peşine düş. Bende bu arada amirime gidip durumu bildireyim. Bakalım bir çaresini bulabilecek miyiz?

Komiser Yardımcısı Selim, ekibini toplayıp Sinan’ın peşine düşerken Komiser Murat’ta amiri Nevzat Bey’in odasına çıkarak olup bitenleri haber verdi.

Komiser Murat, amiri Nevzat Bey’in odasında olup bitenleri istişare ettikten sonra amirinin odasından kendi odasına geçti. Orada önünde bulunan evrakları inceleyip imzaladıktan sonra dışarıya çıktı. Niyeti hastaneye gidip Sinan’ın kaçtığını ve dikkatli olmaları gerektiğini bildirmekti. Bu niyetle doğruca hastaneye gitti.

Komiser Murat, hastaneye gidince hepsini sevinç içerisinde buldu. Onların niçin sevindiğini bilmediği için Çetin’e niçin sevindiklerini sordu. Bu soru üzerine Çetin:

‘Murat Bey, Hülya’nın babası kendine geldi ve şu an kızıyla konuşuyor. O yüzden hepimiz sevinç içerisindeyiz’ dedi mutluluk dolu bir ifadeyle.

Komiser Murat, bu sevinçli havayı bozmamak için sustu ve bir şey demedi, ama Sinan’ın ellerinden kaçtığını mutlaka söylemeliydi. Bu yüzden en uygun vakti gözlemeye başladı.

Hülya, içeride babasıyla yılların hasretini giderircesine konuştukça konuştular. Ta ki hemşire gelip onu dışarıya çıkarana kadar, hülya babasının yattığı odadan dışarıya çıktığında Komiser Murat’ın annesi ve yanındakilere bir şeyler anlatıyordu. O anlattıkça da yüzlerinden bin parça düşüyordu.

Hülya, ne olup bittiğini bilmediği için onların yüzüne adeta ne oluyor dercesine baktı. Hiç birisinden ses çıkmayınca bu sefer de Komiser Murat’a döndü ve ona:

‘Neler oluyor Murat Bey, herkesin yüzü neden asık?’ dedi neler olduğunu anlamak için.

Komiser Murat, bu soru üzerine kem küm edince sorusunu ikinci defa tekrarladı.

Komiser Murat, bu sefer kaçamayacağını anlayınca ona:

‘Hülya Hanım, maalesef Sinan ve adamları elimizden kaçtılar’ dedi çekimser bir ifadeyle.

Hülya, Sinan ve adamlarının kaçtığını öğrenince kafasını karıştırdıktan sonra:

‘Murat Bey, o ne zaman yakalandı ki, şimdi de elimizden kaçtı diyorsunuz?’ dedi merak içerisinde.

‘Hülya Hanım, maskeli adam yani Kaya ve Çetin sayesinde onların neler yaptığını tamamen öğrendik ve baskın yaptık. Bu baskın sırasında Beyefendi denen mafya babası ve birçok adamı öldürüldü. Onun yardımcılarından olan Sinan ve birkaç adamını sağ olarak ele geçirdik.  Onları yakalayıp karakolda sorguladıktan sonra savcılığa sevk ettik. Onlar yardımcımla beraber savcılığa giderken yolda kavga eden insanlarla karşılaşmışlar. Kavgayı önlemek için arabayı durdurup aşağıya inmişler. Bu fırsattan yararlanan Sinan ve adamları arabanın içindeki polis arkadaşımızı etkisiz hale getirip kaçmışlar. İşte, bütün olup bitenler bunlar’ dedi.

Çetin, onları sessizce dinledikten sonra Hülya’ya:

‘Hülya Hanım, Kaya hakkında size bir şeyler söyleyeceğim’ dedi Hülya’nın duyabileceği bir şekilde.

Kaya’nın ismini duyan Hülya, Çetin’e heyecanla dönerek:

‘Onun hakkında ne söyleyeceksin?’ dedi merakla

‘Kaya, bu hastanede yatıyor’ dedi Çetin.

Hülya, Kaya’nın, babasının yattığı hastanede olduğunu öğrenince sevincinden ne yapacağını bilemedi. İçindeki heyecanı daha fazla taşıyamayacağını anlayınca Çetin’e:

‘Ne olur beni onun yanına götür’ dedi sesi biraz fazla çıkarak.  Onun sesinin fazla çıkmasının sebebi ise onu görmenin verdiği heyecandı.

Komiser Murat, onun heyecanını gözlerinden okuyordu, ama bir sorun vardı. Kaya henüz daha kendine gelmiş değildi. Bu yüzden ona önce sakinleşmesini söyledi. Ardından ona:

‘Hülya Hanım, Kaya henüz daha kendine gelmiş değil’ dedi, şu an onu görmenin mümkün olmadığını anlatmak için.

Hülya, adeta ona yalvarırcasına baktıktan sonra:

‘Ne olur beni ona götür. Onun burada olduğunu duyduktan sonra burada böylece bekleyemem. Hele de onun doğru yolu bulduğunu duyduktan sonra’ dedi yalvarırcasına.

Onun yalvarmasına annesi daha fazla tahammül edemeyip araya girdi ve ona:

‘Kızım, Çetin’i duydun. O hele bir kendine gelsin o zaman görürsün’ dedi Pınar Hanım.

Hülya, annesinin sözleri karşısında içine kor ateşi düştü. Sevdiği ve yıllar sonra onun iyi bir insan olma yolunda yürüdüğünü öğrendiği Kaya’yı görememek. Ona yakın olduğu halde uzak olmak. Onun kokusunu içine çekmek kadar yakın olduğu halde kokusunu koklayamamak. İşte, bunlar içini kor ateşiyle yakıyordu.

Hülya, oturmuş hem babasının kendine tamamen gelmesi hem de sevdiği insanın kendine gelmesi. Düşünceleri ikisi arasında gidip geliyordu. Bir tarafta candan bir parçası olan babası öbür taraftan sevdiği ve bir an önce kavuşmak istediği kişi vardı. En sonunda sevdiği insanı görme hissi ağır bastı ve ayağa kalkarak Çetin’e, kendisini sevdiği insana götürmesi için tekrar yalvardı, yalvardı, yalvardı.

Çetin, bu yalvarmalarının sonunda Hülya’nın annesine ne yapayım dercesine bakınca annesi Hülya’ya dönerek:

‘Kızım, seni anlıyorum. Ama ne olur sözümü dinle. Baban şu haldeyken bırakıp nasıl gidersin’ deyince Hülya ağlamaklı bir ifadeyle:

‘Anne, ne olur sende beni anla. Sen hiç babamı sevmedin mi? Babam bu durumdayken seni engelleseler sen ne yapardın?’ dedi annesini ikna edebilmek için.

Kızının bu soruları karşısında köşeye sıkışan Pınar Hanım, artık diyecek bir söz bulamadı. Bu yüzden de kızına izin verdi.

************

Yazan – Murat CANPOLAT

HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİ

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65  66  67 68 69

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu