Dini Hikayeler

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 17. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 17. Bölüm

Hülya, hastaneden çıktıktan sonra neşe içerisinde çarşıya vardı. Kitapçıları teker teker dolanarak İslama dair ne kadar kitap varsa hepsini aldı. Onları ailesine göstermemek için çantasına koydu. Evine vardıktan sonra annesine ve babasına ‘merhaba’ deyip hızlıca odasına çıktı. Aldığı kitapları dolabına koyduktan sonra içlerinden Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hayatıyla ilgili kitabı alıp okumaya başladı. Okudukça Onun (s.a.v.) İslamı anlatmak için hayatı boyunca ne kadar sıkıntı çektiğini, çekilen bu sıkıntılara rağmen yılmadan insanları hidayete erdirmeye çalıştığını, nasibi olanların hidayete erdiğini, nasibi olmayanların ise ona karşı çıktığını gördü. Onun hayatını okudukça ahlakının güzelliğini, aile hayatında eşlerine ve çocuklarına nasıl davrandığını, komşuluk ilişkilerinin nasıl olduğunu, dostlarına ve akrabalarına nasıl davrandığını anladı. Okudukça Onu daha çok sevdi.

İslama ait kitapları okumaya başladıktan sonra odasından nadir çıkıyor, çıktığında ise ailesine çok iyi davranıyor, onları neşelendiriyordu. Annesi ve babası onun davranış biçimlerinin değişmesini görüyor, ama nedenini anlamıyorlardı. Aradan iki hafta geçtikten sonra annesi, onun davranışlarının neden değiştiğini anlamak için odasına gitti. Odası her zaman kapalı olmasına rağmen bu sefer açıktı ve içeriden anlam veremediği sesler geliyordu. Gelen sesin ne olduğunu anlamak için içeriye girdiğinde kızının başında bez parçası elinde de kırmızı yüzlü bir kitap olduğunu gördü.

Hülya, Kur’an-ı Kerim’in mealini o kadar huşu içerisinde okuyordu ki annesinin odasına girdiğini ve onu dinlediğini bile farkına varamıyordu. Okumasını bitirip ellerini yüzüne sürdükten sonra annesini karşısında görünce bir anda irkildi. Ne diyeceğini şaşırdı. Annesi ne zaman ve nasıl içeriye girmişti. Bunu anlamaya çalışıyor öylece annesine bakıyordu. Bir müddet öylece annesine baktıktan sonra kapıyı kapatmayı unuttuğunu anladı, ama iş işten geçmiş annesi onu görmüştü. Annesi ona ‘ne okuyorsun ve başındaki bez parçası ne?’ dercesine bakıyor, bir cevap bekliyordu. Annesi kızının konuşmadığını anlayınca hiddetle:

‘Ne okuyorsun ve bu halin ne?’

Hülya, annesinin sorusu üzerine kekeleyerek:

‘Anne, ben, şey’ dedi ve ne diyeceğini bilemeden öylece kalakaldı.

Annesi, daha çok kızarak:

‘Ne annesi, bana çabuk söyle ne bu halin?’

Hülya, daha fazla annesinden kaçamayacağını anlayıp her şeyi anlattı. Ona Allah Teâlâ’nın varlığından ve birliğinden bahsetti. Peygamber Efendimizin (s.a.v.) güzel ahlakını anlatıp, annesi ve babasına nasıl davranılması gerektiğinden söz etti.

Annesi Pelin Hanım, kızını dinledikten sonra hiçbir demeden odasından çıktı. Kızının anlattıkları kendisini çok etkilemiş, ne diyeceğini şaşırmıştı. Kızının odasından çıktıktan sonra aşağıya inerek koltukta oturan kocasının yanına vardı. Ona hiçbir şey demeden yanına oturdu ve öylece etrafa dalgın dalgın baktı. Kocası Sinan Bey, hanımının dalgınlığını görünce ona ne olduğunu sordu. Pelin Hanım, kocasının sorusu üzerine her şeyi anlatınca birden hiddetle ayağa kalktı, ‘ben şimdi ona gösteririm’ deyince Pelin Hanım onun kolundan tutarak:

‘Sakın kızıma bir şey yapma. Onun kılına bile zarar verirsen karşında beni bulursun’

Sinan Bey, Pelin Hanım’ın tehditvari sözlerinden sonra iyice kızdı ve elini kaldırıp hanımına tokat attı. Bu tokat sanki evde kopacak bir fırtınaların habercisi gibiydi.

Yediği tokatın acısı geçmeden kocası bir daha tokat atınca Pelin Hanım sendelenip yere yıkıldı. Yere yıkılınca kocası bu seferde karnına vurmaya başladı, hem de acımasızca. O vurdukça Pelin Hanım bağırıp çağırıyor, ortalığı inletiyordu. Onun bağırıp çağırması karşısında bütün hizmetçiler toplanmış üzüntülü gözlerle onlara bakıyorlardı. Bu arada bağırtıları duyan Hülya, kitap okumayı bırakıp odasından çıktı. Sesin geldiği yöne doğru yönelince gördüğü manzara karşısında irkildi. Babası annesini acımasızca dövüyor, ağzından olmadık laflar çıkıyordu. Bu manzaraya daha fazla tahammül edemeyen Hülya, koşar adımlarla giderek babasının kollarından tutup geriye çekti. Daha sonra yerde yatan annesini tutup kaldırdı. Onu koltuğun üzerine oturtup sinirli bir halde babasına dönerek:

‘Ne oluyor baba? Derdin ne senin? Sen hiç anneme bir tokat bile atmaz, onu başının tacı yapardın. Şimdi ne oldu da annemi dövüyorsun?’ deyince babası nefesini burnundan verircesine soluyarak:

‘Ne olacak senin yüzünden’

‘Nee, benim yüzümden mi? Ben ne yapmışım ki?’ dedi şaşırmış bir ifadeyle.

Sinan Bey, kızının sözlerinden sonra bu seferde kızının yanına gidip ona tokat attı. Hülya yediğin tokatın acısından sonra yeni bir tokat yememek için geri çekilerek:

‘Baba, hiç bize böyle davranmazdın. Ne oldu da şimdi her şey değişti’

Sinan Bey daha fazla kendini tutamayıp:

‘Annenin anlatmasına bakılırsa, sen hayatım boyunca karşı çıktığım ve bundan sonra da karşı çıkmaya devam edeceğim şeyleri öğrenmeye çalışıyormuşsun. Eğer okuduğun şeyleri çöpe atmaz ve okumaya devam edersen. Bir daha bu eve adım atamazsın. Ha, şunu da söyleyeyim. Böyle devam edersen seni hem evlatlıktan reddederim hem de mirasımdan mahrum bırakırım’ dedi ve öfkeyle odadan çıktı.

Hülya, babasının odadan çıkmasından sonra annesinin yanına gitti. Onun yara bere içerisinde inlediğini görünce hizmetçilerden bez isteyip annesinin kanayan yaralarını sildi. Onu yavaşça kaldırıp koluna girdi. Daha sonra ona:

‘Anne, babam seni fena şekilde dövüp, yara bere içerisinde bırakmış. O yüzden hadi seni acile götüreyim, durumuna baksınlar’ dedi acırcasına.

Annesi Pınar Hanım, hastane lafını duyunca irkildi. Küçüklüğünde yaşadığı bir olaydan dolayı hastanelerden korkuyordu. O yüzden gitmek istemedi. Gitmemek için inat ettiyse de kızı dinlemeyip onu hastaneye götürdü. Doktor muayene ettikten sonra içi hazin dolu bir şekilde:

‘Erkeklerin kadınlara, kadınlarında erkeklere uyguladığı şiddeti bir türlü anlamış değilim. Sabahtan akşama kadar yüzü gözü kan içerisinde gelen yüzlerce hasta var. Kocası tarafından dövülen, istemediği bir evliliğe zorlandığı için dövülen,  töre için vurulan, erkek çocuk doğurmadığı için dövülen yüzlerce hasta var. Onları gördükçe içim acıyor, elimden bir şey gelmediği için kendi kendime kızıp duruyorum, dedikten sonra iç geçirip, toplum olarak ahlaki bir çöküntümüz var.  Birbirimize karşı tahammülümüz kalmamış, bu yüzden en ufak bir şeyde kavga çıkartıyoruz. Hastalar biran önce tedavi olmak için sırasını takip etmiyor, böyle olunca da başlıyor bir tartışma. Trafiğe çıkıyoruz, bütün yollar bizimmiş gibi hareket ediyoruz. Çoğu kimse trafik kurallarına riayet etmiyor, bundan dolayı da kavgalar meydana geliyor. Alkol alanlar trafiği birbirine katıyor, hem kendi canını hem de karşısındaki insanın canını hiçe sayıyor. Erkekler eşlerini dövüyor, çocuklar anne babalarına saygı göstermiyor, hatta onları dövüyor. İşte bunlar aklıma geldikçe içimi huzursuzluk kaplıyor, ne yapacağımı şaşırıp kalıyorum’

Hülya, doktoru dinledikten sonra ona:

‘Haklısınız doktor bey. Toplum olarak çok bozulmuşuz, ama biz elimizden geleni yapmalıyız. Herkesi değiştiremezsek bile etrafımızdaki insanları belki değiştirebiliriz. Değiştirdiğimiz insanlarda kendi etrafındaki insanları değiştirebilir. Böylece bu hareket bütün topluma yayılır ve böylece halk düzelebilir’

Onlar aralarında konuşurken Pınar Hanım kendine gelmiş onları dinliyordu. Hülya annesinin kendine geldiğini görünce Allah Teâlâ’ya şükretti. Doktor beyin yazdığı reçeteyi alarak hastaneden ayrıldı. İlaçları eczaneden alarak evlerine gittiler.

Yazan – Murat CANPOLAT

Hikayenin 1. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 7. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 8. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 9. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 10. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 11. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 12. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 13. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 14. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 15. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 16. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 17. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 18. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 19. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 20. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 21. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 22. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 23. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 24. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 25. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 26. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 27. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 28. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı