Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar”41. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar”41. Bölüm

Hülya, arabaya binip malikâneden iyice uzaklaştıktan sonra yanlarında olan üç kişi arabadan inip kendi yollarına gittiler. Onlar gidince arabada sadece Hülya, annesi ve dadısı kaldı.

Üç kişi arabadan çıkıp kendi yollarına gittikten sonra annesi kızına:

‘Kızım, malikâneden ayrıldık ayrılmasına, ama şimdi nereye gideceğiz’ dedi çaresizce.

‘Anne, merak etme. Ben bir yer biliyorum. Hep beraber oraya gideceğiz’ dedi Hülya, annesini çaresizlikten kurtarmak için.

Dadısı söze atılarak:

‘Hadi, daha ne duruyoruz burada. Biraz daha durup çene çalarsak bizi yakalarlar’

Dadısının korkusu karşısında Hülya, oldukça metanetliydi. İçinde zerre kadar bile olsa korku yoktu. O biliyordu ki her şey Cenab-ı Hakk (c.c.)’tandı. O yüzden O’na sığınmış, O’na güvenmişti. O’ndan gayrisi boş ve yalandı.

Hülya, dadısını daha fazla tedirgin etmemek için arabasını çalıştırıp hızlıca yol aldı. Annesi ve dadısına kalacağımız yer dediği kişi hastanede karşılaştığı anne ve kızıydı.

Arabayla istediği yere gelince onu uygun bir yere park edip durdular. Arabadan inip apartmana doğru yürüdüler.

Hülya, ilk önce gidip kapı zilini çaldı. Kapıyı açan Emine Hanım’ın kızı Zeliha’ydı. Zeliha, Hülya’yı karşısında görünce sevinçle onun boynuna sarılarak:

‘Hülya abla, uzun zamandır nerelerdeydin? Seni göremeyince başına bir şey geldi zannettik’ dedi endişe içerisinde.

O sırada içeriden Emine Hanımın sesi duyuldu ve kızına kim geldi, diye soruyordu. Zeliha, annesinin sorusu üzerine:

‘Anne, Hülya ablam gelmiş’ dedi Zeliha, annesine kimin geldiğini haber vermek için.

Emine Hanım, Hülya sözünü duyunca hızlıca kapının önüne doğru gelerek:

‘Kızım, sen nerelerdesin. Seni göremeyince gözüm yollarda kaldı’ dedi Hülya’nın geldiğine sevinerek.

‘Emine Teyze, hele bir içeri girelim. Her şeyi o zaman anlatırım’ dedi Hülya, olanları anlatabilmek için.

Emine Hanım, Hülya’nın içeri girelim demesi üzerine geriye doğru bakınca iki kişinin daha geldiği gördü. Arkadaki gelen kişileri görünce:

‘Pınar, sen haa…’ dedi Emine Hanım, Pınar Hanım’ı görünce.

Pınar Hanım, Emine Hanım’ı karşısında görünce:

‘Emine abla! Sen misin?’ dedi Pınar Hanım, Emine Hanım’ı görünce.

Hülya ve Zeliha annelerinin birbirlerini tanıması karşısında şaşırarak birbirlerine baktılar.

Emine Hanım, çocukların birbirlerine şaşırarak baktıklarını görünce:

‘Zeliha, kapının önünde durmayı bırak da misafirler içeri gelsinler. Ondan sonra neler olduğunu anlatırım size’

Zeliha, annesinin ikazı üzerine kapının önünden çekilerek misafirleri içeri davet etti. Onlar içeri girince Emine Hanım, mutfağa giderek bir şeyler hazırladı. Ardından çayı demleyip içeri geçti.

İçeridekiler koyu bir sohbete dalmışlar ve başlarından geçenleri anlatıyorlardı.

Emine Hanım, odaya geçince misafirlerini çaya davet ederek onlara çay ikram etti. Çayın sonunda Hülya ve Zeliha’nın merak ettikleri soruları cevaplamak için boğazını temizledi. Böylece konuşmaya hazır olduğunu herkese gösterdi.

Hülya ve Zeliha, Emine Hanım’a dikkat kesilince o söze başladı. Şöyle diyordu:

‘Hülya kızım, öncelikle seni tanıdığıma çok memnun oldum. Seni ilk gördüğümde içimde sana karşı bir şeyler hissetmiştim’ dedi ve Pınar Hanım’a doğru bakarak, ‘Bu hisler demek ki boşuna değilmiş’

Hülya, iyice dikkat kesilerek:

‘Emine Teyze, ne demek istiyorsun? Şu işi dolandırmadan anlatamaz mısın?’

‘Hülya kızım, ben senin teyzen değil, halanım? Hem de sütannenim’

Zeliha ve Hülya, birbirlerine bakarak hep bir ağızdan:

‘Nasıl yani?’ dediler şaşırarak.

Hülya, artık sabrının taştığını hissederek:

‘Mademki sen benim halamsın. Neden şimdiye kadar seni hiç görmedim? Neden karşıma çıkıp da ben senin halanım demedin? Neden beni hala sevgisinden yoksun bıraktın’ dedi sitemkâr bir ifadeyle.

Pınar Hanım, elini kızının omzuna koyarak:

‘Kızım, senin anlayamayacağın şeyler var ortada. O yüzden biraz sakin ol ve halana o kadar yüklenme’

Hülya, annesinin sözlerine sinirlenerek elini onun elini omzundan ittirerek:

‘Ne demek benim anlayamayacağım şeyler var. Anne artık ben küçük değilim’ dedi sitemkar bir ifadeyle.

Zeliha’da Hülya’ya katılarak:

‘Neler oluyor? Artık ortada neler döndüğünü anlatacak mısınız? Yoksa biz kafamızda türlü türlü şeyler mi çevireceğiz’

Emine Hanım, söze karışarak:

‘Kızlarım, beni iyi dinleyin. Şimdiye kadar ortaya çıkmayışımın sebebini anlatacağım’ dedi ve herkesin kendisine dikkat kesilmeleri için sustu. O susunca Hülya ve Zeliha sabırsızlanarak ona:

‘Eee, hadi! Lafı fazla uzatmada anlat bakalım’

Emine Hanım, Hülya ve Zeliha’nın yüzlerini şefkatle okşayarak onlara:

‘Kızlarım, siz daha o zamanlar daha dünyaya gelmemiştiniz’ dedi ve Hülya’ya dönerek, ‘Senin o baban olacak adam daha küçüklüğünde kötülüğe bulaşacağını belli etmeye başlamıştı. Aslında beş vakit namaz kılan birisiydi, ama o namazlar kendini kurtaramadı’ dedi üzüntüyle.

Pınar Hanım, söze karışarak:

‘Demek ki, namazın hakkını vererek kılmamış. Eğer namazın hakkını vererek kılsaydı. O namazlar kendisini her türlü günaha karşı korurdu’

‘Evet, öyle, dedi ve neyse sözüme kaldığım yerden devam edeyim’ dedi ve boğazını temizlemek için öksürdü. Ardından ‘Sinan, anneme ve babama sürekli karşı gelir onların kalbini kırardı. Onlara sürekli hakaret eder evden kovardı. Zavallı anne ve babam bu durum karşısında bir şey demez sabrederlerdi.  Anne ve babam, oğullarının zulmüne karşı artık daha fazla tahammül edemeyip bu dünyadan ebedi âleme göç ettiler. Onlar ebedi âleme gidince Sinan’ın hal ve tavırları daha da değişmeye başladı. Namazı bırakıp içki içmeye, kızlarla âlem yapmaya başladı. Ben ona nasihat ettikçe nasihatlerimi hep kulak ardı etti. Günler böyle giderken meyhanede Beyefendi dedikleri biriyle tanışmış ve onun peşine takılmış. Bu arada babamdan kalan mirası intikal ettirip üzerimize geçirdik. O kendi mirasını aldı bende kendi mirasımı. Bir müddet sonra kendi mirasını bırakıp benim mirasıma da göz dikmeye başladı.  Ben o sırada yeni evlenmiş mutlu bir yuvam olmuştu. Babamdan kalan mirası vermem dedikçe o bizi tehdit etmeye başladı. Hatta öyle oldu ki kocamı bile öldürebileceğini söyler oldu’

Zeliha, annesinden ilk kez duyduğu sözler karşısında buğulanan gözlerini artık daha fazla tutamayıp ağlamaya başladı. Onunla beraber Hülya’da ağlıyordu.

Emine Hanım, kızının ağlamasına aldırış etmeden sözüne şöyle devam etti:

‘Sinan’ın tehditlerine artık daha fazla tahammül edemeyip yerimizi yurdumuzu satarak oradan göç edip buralara geldik. Bütün bunlar olurken Beyefendi dedikleri adam Sinan’ı yanına almış. Kirli işlerinde onu çalıştırmaya başlamıştı. Sinan, bizim her şeyimizi satarak oradan ayrıldığımızı duyunca Beyefendiye gidip her şeyi söylemiş ve ondan bir akıl istemiş’

Hülya, araya girerek:

‘Ona gidip, akıl istediğini nereden öğrendin?’ deyince Emine Hanım, Hülya’ya:

‘Kızım, biraz sabırlı olursan her şeyi anlatacağım’ dedi Hülya’ya sabırlı olması için.

Pınar Hanım, Emine Hanım’ı dinlemeleri için kızları susturarak:

‘Emine abla! Sen bunlara bakma da sözlerine devam et’ dedi.

Emine Hanım, bir bardak su içerek:

‘Beyefendi, Sinan’a ne yapmasını söyledikten sonra kocamı bulmuş ve tehditlerine birlikte devam etmişler. Kocam, onların tehditlerine daha fazla tahammül edemeyip, bana kalan mal varlığımı onlara teslim etmiş. Ondan sonra da ne yapacağını bilemeden benim yanıma gelmişti. Onun hüzünlü halini görünce ortada bir şeylerin döndüğünü anlayıp, her şeyi anlatması için ısrar ettim. Benim bu ısrarım üzerine o da her şeyi anlattı. Ben de bunun üzerine onu teselli ederek ona ‘Üzülme, dünya varlığı gelip geçici şeydir. Önemli olan bizim mutluluğumuz ve geleceğimiz’ dedim ve onun üzülmesine mani oldum. Eşim mal varlığımız gidip işsiz kaldıktan sonra iş aramaya başladı. Bir gün iş adamı Galip Bey’in şoför aradığı bir arkadaşından duymuş ve hemen gidip müracaat etmiş, Galip Bey’de onu işe almış. Onun yanında işe girdikten sonra mutlu bir şekilde yaşarken kocam bir trafik kazası geçirdi ve Galip Bey’le beraber öldü. Böylece mutlu hayatımız kâbusa döndü. Kocam trafik kazası geçirip öldükten sonra onu toprağa verirken Sinan çıkageldi. Onu görünce sinirlerim tepeme çıktı ve onun üzerine yürüyerek yakasına yapıştım ve onu sarsarak ‘niçin geldin? Şimdi de beni kocamın kabrinden mi kovacaksın’ dedim. Benim, sert çıkmama karşın o sinsice gülerek bana ‘Eğer mal varlığını güzel yollarla verseydin bunlar başına gelmez, kocan da ölmezdi’ dedi. Onun sözleri karşısında sinirlenerek ona ‘Ne demek istiyorsun. Yoksa kocamı siz mi öldürdünüz?’ dedim. Benim bu sorum üzerine o bana hiç çekinmeden ‘evet’ dedi. Onun evet demesi üzerine çok üzüldüm gözlerim doldu ve yakasına yapışarak ‘alçaklar bunu nasıl yaptınız? Bize hiç acımadınız mı?’ dedim ve sarsmaya başladım. O da bunun üzerine bana tokat atarak yere yıktı ve gülerek oradan uzaklaştı’

Hülya olanları dinledikten sonra Faruk aklına geldi. O da babasını bir kaza sonucunu kaybetmişti ve onun babasının ismi de Galip’di. Yoksa halasının anlattığı kişi Faruk’un babası mıydı? Kafasındaki soruların cevabını ancak halasından öğrenebilirdi.

Yazan – Murat CANPOLAT

hikayenin devamı için TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı