Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar”31. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar”31. Bölüm

Sinan Bey, bir gün Kaya’yı çalışma ofisine çağırarak:

‘Oğlum, birazdan sağ kolum olan Çetin gelecek ve seni onunla tanıştıracağım. Artık bundan sonra onun yanında benim sol kolum olacaksın. Ayrıca onun elinde siyah bir çanta olacak. Sen o çantayı alıp kâğıtta yazılan adrese götüreceksin. Orada kırk-kırk beş yaşlarında yakasına siyah bir kurdele takan adama teslim edeceksin, -Elini sallayarak- Yalnız, çantayı teslim etmeden evvel parasını teslim al ve öyle teslim et. Parayı almadan gelirsen yakarım çıranı, ona göre’ dedi tehdit edercesine.

Çetin, onların konuşmaları bittikten hemen sonra çıkageldi. Çetin, iri yarı, kolları uzun, saçı sakalı birbirine karışmış, sağ kulağı kesik bir adamdı. Görüntüsünden dolayı onu kim görse ödü kopar, nereye gideceklerini şaşırırlardı. Bu adam, astığı astık, kestiği kestik bir adamdı. Hiç acıması yoktu. Nerede güçsüz, zavallı insan görse üzerine çöker, onları inim inim inletirdi. Ayrıca yüzünün sağ tarafında derin bir bıçak yarası ve yanık izi vardı.

Kaya, onu görünce korkarak birkaç adım geri gitti. Onun geri gittiğini gören Çetin gülerek:

‘Korkma, seni yemem. Elimdeki şu çantayı al ve sahibine teslim et. İşini çabuk bitir ve geri gel. Patron geç kalınmasından hoşlanmaz ona göre’ dedi ve çantayı Kaya’ya verdi.

Kaya, çantayı Çetin’den korkarak aldıktan sonra yola çıktı. Arabayla istenilen adrese neredeyse gelmek üzereydi ki içine yine şüpheler düştü. Acaba bu çanta neyin nesiydi. Patronu için bu çanta neden bu kadar önemliydi. İçine düşen bu düşüncelerle arabayı durdurdu. Arabanın arka koltuğundan çantayı alıp içini açtı ve birde ne görsün, içi eroin dolu bir çanta. Çantayı görür görmez hızla kapatarak kendi kendine:

‘Aman Ya Rabbi! Bu da ne böyle, yoksa eroin mi?’ dedi ve çantayı tekrar açarak bir daha baktı, evet yanılmıyordu çantanın içinde eroin vardı.

Kaya, çantanın içinde eroini gördükten sonra neyin içine düştüğünü anlamaya çalıştı. Şimdi ne yapacaktı, bu işin içinden nasıl sıyrılacaktı. Çantayı götürüp teslim etse, birçok insanın ölümüne sebep olacaktı. Zaten şimdiye kadar alkole birçok kimseyi bulaştırmıştı. Götürmese bu seferde kendi canından olacak, bununla da kalmayıp ailesine bile zarar verme ihtimalleri olacaktı. İşte bunları düşünüyor, işin içinden nasıl çıkacağını bilemiyordu.

Kendi kendine düşündü, acaba nerede yanlış yaptım diye. Nerede yanlış yapmamıştı ki… Birçok insanın içki içmesine sebep olmuştu. Annesine ve babasına karşı gelmişti. En başta âlemlerin Rabbi olan Allah Teâlâ’ya karşı gelmiş. Onun emir ve yasaklarına uymamıştı. Belki de babasının bedduasını almış, o yüzden bunlar başına gelmişti.

İçi, işlediği günahlardan dolayı kor ateşi gibi yanıyordu. Bu yüzden gözlerinden damla damla pişmanlık gözyaşları düşmeye başladı.

Yıllarca Allah Teâlâ’ya karşı gelmiş, isyan etmişti. Bu yüzden istemeye yüzü yoktu. Ama O’ndan başka sığınacak, gidilecek yer de yoktu. Bütün alem O’nundu. Sığınılacak, gidilecek, yardım istenilecek tek O’ydu. O’ndan istemeye yüzü olmamasına rağmen, biliyordu ki işlenilen hata kusur ne kadar büyük olursa olsun pişman olup O’na sığınan kim varsa affederdi.

Pişmanlık ateşiyle arabadan indi. Nereye gideceğini bilemeden yürümeye başladı. Sağa sola bakıp nerede olduğunu kestirmeye çalıştı. Bulunduğu yer etrafı ağaçlarla çevrili bir yerdi. Etrafta birkaç tane ev vardı. Evlerin ortasında da minaresi yeşile çalan bir camii vardı. Camiye doğru bakarken yeşil takkeli, beyaz hırkalı, hafif sakallı elli-elli beş yaşlarında bir adam görüldü. Bu adam camiye doğru ağır adımlarla ilerliyordu. Onu görünce içindeki sıkıntıları anlatmak için hızlı adamlarla yürüyerek o adama yetişerek durdurdu. Ardından kendisine çevirerek:

‘Affedersiniz, siz bu caminin imamı mısınız?’

Adam, biraz irkilse de kendini toparlayarak:

‘Evet, ben bu caminin imamıyım. Bir sorunuz mu vardı?’ dedi hoca, merakla karşıdaki kişinin ne soracağını beklerken.

Kaya, içinden bir ‘oh’ çekerek:

‘Evet, bir sorum vardı. Ama nereden başlayacağımı bilemiyorum’ dedi ve başını utançla yere eğdi.

Caminin hocası, onun utançla başını yere eğdiğini görünce:

‘Bak evladım, belli ki bir sorunun var. Hele anlat bakalım derdini. Derdini anlat ki derman olalım’ deyince Kaya; ‘hocam, nasıl anlatacağımı bilemiyorum’ dedi.

Cami Hocası, kalender ve insan sarrafı olan bir adamdı. Karşısındaki kişinin hal ve hareketlerinden onun nasıl biri olduğunu anlardı. Kaya’ya bakınca içindeki iyiliği sezmişti. Bunun yanında hatalarının da olabileceğini düşündü. Bu yüzden Kaya’ya:

‘Oğlum, işlenilen hata kusur ne kadar büyük olursa olsun Allah Teâlâ şirkten başka bütün günahları affeder. Yeter ki pişman olunan günaha bir daha dönülmesin’ dedi babacan bir tavırla:

Kaya, başını kaldırmadan:

‘Hocam, sözleriniz bana umut oldu, ama…’

‘Âmâsı yok evladım. Hataların ne kadar olursa olsun, pişman olup hatalardan dönersen Allah Teâlâ affeder. Çünkü O çok bağışlayıcı Kerem sahibidir. O’na dönen, yalnızca O’ndan yardım dileyen kimselerin hatalarına bakmadan yardım eder. İşte, bizim öyle Yüce bir Rabbimiz (c.c.) var’

‘Ama ben babama karşı geldim. Onu tehdit ettim. İçki içtim, üstelik başkalarının içki içmesine bile sebep oldum. Annemin başörtüsünü bile çıkartmaya yeltendim’

Hoca, Kaya’nın sözünü keserek:

‘Allah Teâlâ’nın lütfu olarak tövbe ve istiğfar kapısı, kullar için daima açıktır. Bu konuda Resulullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur’

‘Sizden evvelki zamanlarda bir adam vardı. 99 kişiyi öldürmüştü. Daha sonra, dünyanın en bilgin kişisini sorup araştırdı. Kendisine bir rahip tavsiye edildi. O da, ona gitti ve dedi ki: O, (kendisi) 99 kişiyi öldürdü. Onun için bir tövbe var mıdır? O da: Hayır, yoktur dedi. Böylece onu da öldürdü ve 100 e tamamladı. Sonra, yine dünyanın en bilgin kişisini sorup araştırdı. Kendisine, çok bilgin bir zat tavsiye edildi. O da gidip âlim kişiyi buldu ve dedi ki: ‘100 kişiyi öldüren bir kimse için acaba bir tövbe var mıdır?’ O da şöyle dedi: ‘Evet, vardır. Onunla tövbe arasına kim girebilir ki’ Sen falan yere git. Orada Allah Teâlâ’ya ibadet eden insanlar vardır. Sende onlarla beraber Allah Teâlâ’ya kulluk et. Kendi yurduna dönme.  Çünkü orası, kötü bir yerdir. Bunun üzerine adam yürüdü gitti. Yolu yarı edince, ölüm meleği (Azrail) ona geldi ve ruhunu aldı. Bu sırada rahmet melekleri ile azap melekleri, onun hakkında çekiştiler. Rahmet melekleri dediler ki: ‘O, kalpten tövbe etmiş olduğu halde Allah Teâlâ’ya gelmekteydi.’ Azap melekleri de dediler ki: ‘O henüz, hiçbir hayır işlememiştir.’ Bunun üzerine, insan şeklinde bir melek onlara geldi. Hemen onu, aralarında hakem yaptılar. O da dedi ki: ‘Geldiği ve gittiği iki yer arasındaki mesafeyi ölçün. Hangi tarafa daha yakın ise, o tarafındır’ Bunun üzerine ölçtüler ve onu, gittiği yere daha yakın buldular. Böylece, Rahmet melekleri onu aldılar’

‘Evladım, bu Hadis-i Şerifte 100 adamı öldüren adamın ümitlenmesine sebep olan ve tövbeye sevk ederek hidayetine vesile olan o bilgin zat da aynı sevabı kazanmıştır. Çünkü bir hayra vesile olan kimse de, onu yapmış gibi sevap alır’

Kaya, hoca konuşmasını bitirince saatine baktı. Vakit çok geçmişti. Çantayı götürüp bir an teslim etmeli parayı almalıydı. Ama parayı aldıktan sonra da milleti zehirlememesi için o adamı ihbar etmeliydi. Bu maksatla hocadan özür dileyerek tekrar geleceğini söyledi ve yola çıktı. Çantayı adama teslim etmeden evvel delil olsun diye fotoğrafını çekti.

Çantayı teslim edeceği yere gelince tanınmasın diye yüzüne maske taktı. Arabadan inerek yavaş adımlarla yürümeye başladı. Patronun tarif ettiği adam çay bahçesinde oturmuş onu bekliyordu. Biryandan da çayını yudumluyor, masanın üzerindeki gazeteyi okuyordu.  Ona doğru yaklaşınca duraksadı, cebinden telefonunu çıkartarak gizlice adamın resmini çekti. Çantayı teslim ettiğinin görüntüsü olsun diye üzerine gizli kamera yerleştirdi. İşlem bitince adımlarını hızlandırdı. Adamın yanına gelince kafasındaki maskeyi çıkarmadan:

‘Beni Sinan Bey gönderdi. Size teslim etmem geren bir çanta var’

Adam, Sinan Bey’in ismini duyunca ayağa kalktı. Burada olmaz dercesine ilerlemeye başladı. Onun çay bahçesinden çıktığını gören Kaya’da onun peşine takıldı. O önde Kaya arkada bir müddet yürüdüler. Kimsenin olmadığı bir inşaat yerine gelince durdular. Ardından içeriye girdiler. Adam, içeriye girince şöyle bir göz gezdirdi etrafa. Etrafta kimse olmadığını anlayınca:

‘Sinan Bey’in emanetini artık teslim alabilirim’ dedi ve Kaya’nın elindeki çantayı almak isterken Kaya onu durdurdu ve:

‘Önce parayı görelim. Ondan sonra çantayı sana teslim ederim’

Adam, Kaya’nın sözü üzerine:

‘Bende şu emaneti görmek isterim. Bakalım bana geçen seferki gibi eroin yerine kokain mi göndermiş’

Kaya, elindeki çantayı açıp göstererek:

‘İşte emanetiniz. Kontrol edebilirsiniz’

Adam, çantayı alıp içindekilerin tadına baktı. Ardından gülümseyerek:

‘Bu sefer doğru malı göndermiş. Eğer bu seferde doğru malı göndermeseydi, benden çekeceği vardı’

Kaya, gülerek:

‘Merak etme, benim patronumda yamuk olmaz’ dedi ve adamın elindeki para çantasını alarak içine baktı. İçerisinde yüzlerce 200 liralık banknotlar vardı. Hepsini teker teker kontrol ettikten sonra:

‘Sende patronuma yamuk yapmışsın’ deyince adam şaşırarak:

‘Ne yamukluğumu görmüş ki?’ dedi pişkince.

Adamın pişkince cevabına sinirlenen Kaya, adamın yakasından tutarak.

‘Ne olacak, senden istediğin paranın altına sahte para koymuşsun. Eğer bu sefer de aynı şey olsaydı. Seninde patronumdan çekeceğin vardı’ dedi sertçe

Adam, pişkin bir şekilde gülümseyerek:

‘Neyse, böylece ödeşmiş olduk’ dedi ve Kaya’dan yakasını bırakmasını istedi.

Kaya, adamın yakasını bırakmak istemese de bırakmak zorunda kaldı. Adam, yakasını Kaya’dan kurtarınca ardına bile bakmadan oradan uzaklaştı. Onun uzaklaşmasından hemen sonra yüzündeki maskeyi çıkararak yürümeye başladı. Orada ankesörlü bir telefon görünce hemen polisi arayarak adamı ihbar etti. Polisler, ihbarı alır almaz hemen yola çıkarak adamı yaka paça yakalayarak götürdüler.

Yazan – Murat CANPOLAT

Hikayenin 1. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 3. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 4. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 5. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 6. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 7. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 8. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 9. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 10. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 11. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 12. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 13. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 14. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 15. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 16. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 17. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 18. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 19. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 20. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 21. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 22. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 23. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 24. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 25. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 26. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 27. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 28. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 29. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 30. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 31. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı