Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 52. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 52. Bölüm

Hülya, annesi, teyzesi ve onun kızı, dadısıyla mutlu bir şekilde yaşarken gelen mesaj her şeyi alt üst etti. O anda ne yapacaklarını şaşırdılar.

Hülya, içlerinden en sakin olanıydı. Onların telaşını giderdikten sonra:

‘Onların bir hesabı varsa Yüce Mevlamın da bir hesabı var. O (c.c.) hesap görücülerinin en üstünüdür. Ona sığınıp yalnızca Ondan yardım dileyelim. O (c.c.) dilemezse ne kimseden yardım gelir ne de kimseye zarar verilir. Sıkıntılar başımızda olmasa Cenneti nasıl kazanabiliriz’ dedi gülümseyerek.

Zeliha, Hülya’nın konuşmasından sonra heyecanlanarak:

‘Hülya abla, bu konudan biraz bahsetsen ne güzel olur’ dedi istekli bir şekilde.

‘Mademki anlatmamı istiyorsunuz, öyleyse dinleyin’ dedi Hülya ve sözüne şöyle devam etti.

‘Yüce Allah Teâlâ; ‘Yoksa siz, sizden öncekilerin başına gelenler, sizin de başınıza gelmeden Cennete gireceğinizi mi sandınız? Peygamber (s.a.v.) ve onunla beraber müminler, ‘Allah Teâlâ’nın yardımı ne zaman?’ diyecek kadar darlığa ve zorluğa uğramışlar ve sarsılmışlardı. İyi bilin ki, Allah Teâlâ’nın yardımı pek yakındır’’ (Bakara Suresi 214. Ayeti Kerime) buyurmuştur’

Dadısı araya girerek:

‘Hülya kızım, o kadar güzel şeyler anlatıyorsun ki, hatalarımı daha iyi anlıyorum. Dahası da varsa anlat. Sen anlat ki içimiz huzur dolsun’ dedi onun daha çok konuşmasını isteyerek.

‘Hayat imtihanı inananlar için her zaman zor olmuştur. Önceki Peygamberler (a.s.) ve onların ümmetleri gibi Hz. Muhammed (s.a.v.) ve onun ashabı da imanlarını ve kutsal değerlerini ve menfaat ve rahatlarının üstünde görmüşler; kutsal değerler uğruna dünyalık çıkarlarını feda etmeyi göze almışlar; büyük acı ve sıkıntılara katlanmışlardır. ‘Allah Teâlâ’nın yardımı ne zaman gelecek?’ derken asla çaresizlik, imanda tereddüt ve acizlik içerisine düşmemişler, ellerinden geleni yaptıktan sonra ‘Şüphesiz ki Allah Teâlâ kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder’ (Hac Suresi 40. Ayeti Kerime) ilahi fermanından hareketle, o yardımı bekleyerek mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Şunu da biliniz ki Cennetin bir bedeli vardır. Bir nimet ne kadar değerliyse kıymeti de ona göre takdir olunur’ dedi Hülya, bir şeyler anlatmanın verdiği zevkle.

Onlar huzur içinde konuşurken Sinan Bey ve adamları onların apartmanlarının etrafını sarmış gece olmasını bekliyordu.

Gece olmuş, babası ve adamları apartmana doğru hareket etmeye başlamışlardı, ama onları apartmanın içinde bir sürpriz bekliyordu.

Apartmanın içine girdiklerinde kapıcı karşılarına çıktı. Kapıcı onların yabancı olduğunu anlayınca onlara fark ettirmeden alarma bastı. O anda apartmanda bir gürültü koptu ve apartman sakinleri teker teker evlerinden çıkarak kapıcının bulunduğu eve doğru adımlarını attılar.

Sinan Bey ve adamları bir anda etraflarını saran kalabalıktan ürkerek geri çekildiler ve bir başka günde gelmeye karar verdiler. Böylece, Hülya ve ailesi kapıcının sayesinde bir belayı daha savuşturmuş oldular. Fakat üzerlerindeki belalar henüz daha bitmemişti.

Sinan Bey, ertesi gün adamlarını alıp tekrar apartman girdi. Bu sefer kapıcıya yakalanmamak için iki adamını onun kapısının önüne bıraktı ve diğer apartman sakinlerini uyandırmamak için yavaş adımlarla yukarıya doğru çıkmaya başladı.  Hülya ve ailesinin kaldığı kata gelince durdular ve zili çalarak kenara çekildiler. Birkaç dakika bekledikten sonra kapı açıldı. Kapıyı açan evin dadısıydı. O kapıyı açıp kapının önünde kimseyi göremeyince tam kapatmak isterken Sinan Bey ve adamları içeriye daldılar.

Sinan Bey içeriye girince çalımlı adımlarla ilerleyerek Hülya ve annesinin karşısına dikilerek sırıttı. Ardından onlara:

‘Benden kaçacağınızı mı sanıyordunuz?’ diyerek kahkahalarla güldü. Ardından adamlarına emir vererek hep birlikte evden çıktılar. Arabaya bindiklerinde Hülya, Kaya’yı görünce önce şaşırdı ve daha sonra tiksinerek yüzüne baktı.

Kaya, onun şaşkın halini görünce bozuntuya vermeden:

‘Ne o, yoksa beni birine mi benzettin?’ dedi gülerek. Bunları dedi, ama onu karşısında gördüğü için kalbi küt küt atıyordu. Ona karşı sevgisi gittikçe artıyor, bu aşk kendisini yakıp kavuruyordu. Öyle ki ona sarılmamak için kendini zor tutuyordu.

Hülya, bu söz karşısında ne diyeceğini bilemeden afalladı. Acaba o Kaya değil miydi? Kaya ise, tamamen kendisini unutmuş muydu? Yoksa babasından dolayı mı öyle davranmıştı. İşte kafasındaki bu sorulardan dolayı afallamıştı.

Sinan Bey ve adamları şehrin dışına çıktıktan sonra stabilize bir yoldan ilerleyerek neredeyse yıkılmak üzere olan bir binanın önünde durdular.

Sinan Bey, arabadan indikten sonra adamlarına emir vererek Hülya ve ailesini arabadan indirdiler. Ardından onları evin içinde bir odaya hapsettiler. Onları hapseden adamları dışarı çıkınca Sinan Bey odaya girerek onları iyice süzdükten sonra ablasına dönerek:

‘Nihayet yıllar sonra seni yakaladım. Bugüne kadar hep benden kaçtın, ama bugün elimdesin. Söyle şimdi seni benim elimden kim kurtaracak’ dedi pişkin pişkin sırıtarak.

Emine Hanım, kardeşinin yüzüne acıyarak baktıktan sonra:

‘Allah, Allah Teâlâ kurtaracak. Zaten O dilemeseydi bizi asla yakalayamazdın. Her şerde vardır bir hayır. Bunda bir hayır olmasa Yüce Mevlam bizi buraya yönlendirmezdi. Ha, şunu da söyleyeyim. Yıllarca senden, neden kaçtığımı hiç düşünmedin mi?’

‘Hayır, düşünmedim’ dedi Sinan Bey.

‘Tabii, sende o vicdan ne gezer ki düşünesin’ dedi Emine Hanım, burun kıvırarak.

‘Şimdiye kadar düşünmedin, ama şimdi merak ediyorum. Neden benden kaçtın?’ dedi Sinan Bey.

‘Kızımı senden koruyabilmek için’ dedi Emine Hanım, ondan neden kaçtığını yüzüne haykıra haykıra.

Sinan Bey, iyice meraklanarak:

‘Kızın mı? Ne kızı? Hangisi senin kızın?’ dedi afallayarak.

Emine Hanım, Zeliha’yı göstererek:

‘İşte, bu benim kızım’ dedi ve hiddetlenerek. Önce babamızdan kalan mirası üzerine geçirdin. Daha sonra oğlumu benden aldın. Bunlar yetmezmiş gibi oğlumun ve kızımın babasının yani kocamın ölümüne sebep oldun. İşte senin bize daha fazla zarar vermeni önlemek için kaçtım’

Zeliha, araya girerek:

‘Ne diyorsun anne. Biz yıllarca bu adam yüzünden mi durmadan yer değiştirdik’

‘Evet, kızım’ dedi Emine Hanım, gerçeklerin ortaya çıkmasının verdiği üzüntüyle.

Zeliha,  annesinin son sözü üzerine Sinan Bey’e dönerek:

‘Sen, ne biçim amcasın. Hem beni babasız bıraktın hem de yıllarca orada burada sürünmemize sebep oldun’ dedi ve Sinan Bey’in yakasına yapışıp onu şiddetli bir şekilde sarstı.

Sinan Bey, Zeliha’nın ellerini yakasından kurtardıktan sonra onu doğru:

‘Düzgün konuş. Bugüne bugün ben senin amcanım’ dedi sinirle

‘Hıh amcaymış. Senin gibi amca olmaz olsun’ dedi ve Sinan Bey’in yanına giderek yakasına yapıştı ve ardından şu soruyu sordu. Abim nerede?’

Yazar: Murat Canpolat

Hikayenin devamı için TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı