Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar”35. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar”35. Bölüm

Kaya, onları nasıl kurtaracağını düşünürken aklına eroini teslim etmeden evvel maske takıp adamın yanına gittiği aklına geldi. Evet, maske takıp onları kurtaracaktı, ama ilk önce güzel bir plan yapmalıydı. Düşündü, taşındı ve planını yaptı. Planının ilk parçası olan bayıltıcı spreyi almak için Sinan Bey’den izin isteyip dışarıya çıktı. Spreyi aldıktan sonra anahtarı kırmak için kesici alette almayı unutmadı. Bütün malzemeleri aldıktan sonra etrafı gezerken karşılaştığı cami hocasına uğramak için arabasını oraya doğru yönlendirdi.

Hocanın yanına geldiğinde vakit ikindi olmak üzereydi. Caminin şadırvanına geçip babasından öğrendiği kadarıyla abdest aldı. Cemaatle ikindi namazını kıldıktan sonra hocanın karşısına geçti. Hoca bunu görünce:

‘Ooo evladım hoş geldin. Aradan zaman geçince hiç gelmeyeceksin zannettim’ dedi şakalaşarak.

Kaya, hocanın karşısında boynunu bükerek:

‘Hocam, özür dilerim. Hep gelmek istedim ama bir türlü fırsatını bulamadım’

‘Önemli değil evladım. Şimdi geldin ya, o bana yeter’

‘Hocam, benim gibi günahkar biriyle bu kadar ilgilenmeniz….’

Hoca, Kaya’yı susturarak:

‘Evladım, Elhamdilillah biz Müslümanız. Müslüman müslümanın din kardeşidir. Onun her sıkıntısını gidermelidir. Yardıma muhtaç olanlara yardım etmelidir. Darda kalmışların darına yetişmelidir. Kısacası Müslüman elinden, dilinden zarar gelmeyen kimsedir’

‘Hocam, ama ben çok günahkârım’

‘Evladım, geçen sefer geldiğinde sana Peygamber Efendimizin (s.a.v.) bir hadisini anlatmıştım. Şimdi sana Peygamberimizin (s.a.v.) sahabelerinden Vahşi Bin Harb’in  (r. Anh) kıssasını anlatacağım’

‘Anlatın hocam, sizi dinledikçe içim huzur doluyor’

‘Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hamza’nın (r. anh) katili Vahşi Bin Harb’e (r. Anh) haber göndererek onu İslama davet etti. Vahşi, Hz. Peygamber (s.a.v.) şu haberi gönderdi:

‘Ey Muhammed! Sen beni İslama nasıl davet edersin? Hâlbuki senin iddiana göre adam öldüren veya Allah Teâlâ’ya ortak koşan veya zina eden bir kimse günahlarla karşı karşıya gelir. Onun için kıyamet gününde azap kat kat verilir. O azaptan rezil ve zelil olarak kalır. Ben ise bütün bunları yaptım. Acaba benim için bir ruhsat var mıdır?’

‘Bunun üzerine Allah Zülcelâl Furkan Suresinin şu ayetlerini nazil etti:

‘Ancak tevbe ve iman edip iyi davranışlarda bulunanlar başka; Allah Teâlâ onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah Teâlâ çok bağışlayıcıdır, engin merhamet sahibidir’ (Furkan Suresi 70. Ayet)

Bunları duyan Vahşi: ‘Ey Muhammed! Ancak tevbe eden, iman eden, Salih amel işleyenleri istisna eden şart şiddetli bir şarttır. Belki ben buna güç yetiremeyeceğim’ diye, haber saldığında Allah Zülcelâl Nisa Suresinin şu ayetlerini nazil etti:

‘Doğrusu Allah Teâlâ, kendisine ortak koşulmasını asla affetmez. Ondan başkasını (diğer günahları) ise, dilediği kimseler için bağışlar ve mağfiret buyurur. Her kim Allahu Teâlâ’ya şirk koşarsa gerçekten pek büyük bir günah ile iftira etmiş olur’ (Nisa Suresi 48. Ayet)

‘Yine Vahşi Bin Harb şöyle haber gönderdi:

‘ Ey Muhammed! Görüyorum ki bu da Allah Teâlâ’nın isteğinde sonra olur. Bilmiyorum Allah Teâlâ beni affeder mi, affetmez mi? Bundan başkası var mıdır?

Bunun üzerine Allah Zülcelâl, Zümer Suresinin şu ayetini nazil etti:

‘De ki: Ey nefisleri aleyhine ileri gitmiş olan kullarım, Allah Teâlâ’nın rahmetinden ümit kesmeyiniz, Allah Teâlâ tüm günahları bağışlar. Çünkü o çok bağışlayan ve çok esirgeyendir’ (Zümer Suresi 53. Ayet)

Vahşi Bin Harb, bunları duyunca ‘Evet!’ dedi ve Müslüman oldu. Halk: ‘Ey Allah Teâlâ’nın Resulü (s.a.v.)! Vahşi’ye isabet eden bize de isabet etmiştir. Yani bizlerde onun gibi günah işlemişizdir’ dediler.

Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

‘Bu ayetin muhatabı sadece Vahşi değil, bütün Müslümanlarındır.’

‘Evladım, işte Allah Zülcelâl hazretleri böyle merhamet sahibidir. O’na dönmek lazımdır. Bizim günahlarımız O’nun yanında hiçbir şey değildir. İnsan Allah Zülcelâl den af dilediği zaman annesinden yeni doğmuş bir çocuk gibi tertemiz olur. Buradan da anlaşıldığına göre insan ne isterse Allah Zülcelâl o kuluna istediğini veriyor. İnsanın tek çaresi hatalarını itiraf edip, merhametlilerin en merhametlisi olan Allah Zülcelâl’a yönelmektir’

‘Evladım, anlatıldığına göre, Allah Zülcelâl Davud aleyhisselam’a şöyle buyurmuştur’

‘Ey Davut! Benden yüz çevirenleri benim nasıl beklediğimi, günahları terk edip bana yönelmelerini nasıl arzu ettiğimi bilselerdi, hemen bana yönelirlerdi’

‘Ey Davud! İşte benden yüz çevirenlere karşı muamelem budur. Bana yönelenlere karşı muamelemin nasıl olacağını sen düşün’

‘Ey Davud! Kulumun bana en çok muhtaç olduğu, benden yüz çevirdiği vakittir. Kendisine en çok merhamet edip acıdığım bu zamandır. Kendisini en çok yükselttiğim zaman da bana yönelttiği vakittir’

‘Evladım, işte burada çok dikkat etmek lazımdır. Bilindiği gibi her baba çocuğunu sever ve ona merhamet eder. Bir çocuk aniden babasından yüz çevirip de kaçarsa, o şefkatli baba bir an önce çocuğunun evine dönmesini ister. Allah Zülcelal’in merhameti kulların merhametinden daha fazladır. Allah-u Zülcelâl kullarına karşı çok şefkat ve merhamet sahibidir. Herkes kendine sormalıdır. Bu kadar şefkat ve merhamet sahibi olan Rabbimize (c.c.), muhabbet beslemek, tevbe edip O’na layık bir kul olmaya çalışmak hak değil midir?’

‘Haklısınız hocam. Zaten iç huzursuzluk Allah Teâlâ’ya isyan ettiğimizden kaynaklanmıyor mu?’

Hoca konuşmasını bitirince çay ikram etti. Çaylarını içtikten sonra izin isteyip geri döndü. O geri döndüğü zaman akşam karanlığı çökmüştü.

Hülya’yı kurtarmadan evvel hemen odasına geçip abdest aldı. Akşam namazını kılıp uzun bir dua etti. Yatsı namazını kıldıktan sonra planını bir kez daha kontrol etti. Her şey yolunda görünüyordu. Planı gereğince maskesini kafasına geçirdi. Çantasını eline alarak gizlice odasından çıktı. Yavaş adımlarla ahıra yanaştı. Ahırın kapısında yine iki nöbetçi bekliyordu. Ellerinde tabanca vardı ve bu tabancaları ellerinde sallayıp duruyorlardı.

Silahlı nöbetçilerin yanına gizlice yaklaştı. Yere çömelerek sürüne sürüne iyice nöbetçilere yaklaştı. İlk nöbetçinin arkasından iyice yaklaşıp onu etkisiz hale getirdi. İkinci nöbetçi onu görüp silahını çekince hızlıca çantanın içinde bayıltıcı spreyi çıkarıp ikinci nöbetçiye sıktı. O da yavaş yavaş kendinden geçip bayılınca nöbetçileri oraya yakın bir direğe bağladı. Ardından geri dönüp çantanın içerisinden kesici aleti çıkarıp ahırın anahtarını kırdı. Kırılan anahtarı yere atarak içeri girdi. Etrafa göz geçirdikten sonra Hülya’yı gördü. O elleri ve ayakları bağlanmış bir şekildeydi. İçerde üç kişi daha vardı ve onlarda bağlanmışlardı. İlk önce gidip Hülya’yı uyandırdı.

Hülya, uyanır uyanmaz karşısında siyahlara bürünmüş adamı görünce korkarak bağırdı. Onun bağırdığını gören Kaya, eliyle onun ağzını kapatarak:

‘Korkmayın sakın, sizi kurtarmaya geldim, dedi ve elini çekmeden evvel ‘Bağırmayacağınıza söz verirseniz elimi bırakacağım’ dedi ve cevabını bekledi. Hülya, ‘evet’ dercesine başını sallayınca elini onun ağzından bıraktı.

Hülya, korkusunu tam olarak yenemese de bağırmayı bırakıp:

‘Siz de kimsiniz ve bize neden yardım etmek istiyorsunuz?’ dedi kalbi küt küt atarak.

‘Benim kim olduğum önemli değil. Önemli olan sizin kurtulmanız’

Hülya, sinirlenerek:

‘Ne demek bizim kurtulmamız. Hem bizi neden kurtarmak istiyorsunuz?’

‘Hülya hanım bırakın konuşmayı da sizi buradan kurtarayım’

Hülya, tanımadığı adam tarafından isminin anılmasına şaşırarak:

‘Siz beni nereden tanıyorsunuz?’

‘Hülya hanım, lütfen konuşmanın zamanı değil. Neredeyse babanız gelmek üzeredir. Onlar gelmeden bir an evvel çıkalım buradan. Yoksa yakalanacağız ona’

Kaya, Hülya’yı kurtardıktan sonra onun annesini ve dadısını bağlı oldukları yerden kurtardı. Üçü beraber dışarı çıkacakken Hülya:

‘İçerideki adamları da kurtarmalıyız. Eğer kurtarmazsak babam onlara zarar verecek’ dedi endişeli bir şekilde.

‘Tamam, Hülya Hanım siz burada bekleyin. Ben onları hemen kurtarıp geleyim’

Kaya, tekrar ahıra girip adamları da kurtardı. Onları da dışarı çıkardıktan sonra:

‘Buradan çabuk uzaklaşın. Adamlar birazdan uyanır. Hem de babanız gelmek üzeredir’ dedi eliyle gitmelerini işaret ederek.

Hülya, Kaya’yı maskeli olduğu için tanıyamamıştı. O yüzden karşısındaki adamı tanımak ve teşekkür etmek için kim olduğunu sordu.

Kaya, bu soru üzerine:

‘Benim kim olduğumu zamanı geldiğinde öğrenirsin, ama şimdi değil. Hem soru sormayı bırakın da çabuk uzaklaşın buradan. Siz benimle burada çene çalmaya devam ederseniz hem siz hem de ben yakalanacağım. Bu da ikimizin işine de gelmez’ dedi endişe içerisinde.

Hülya, aldığı cevap üzerine daha fazla orada oyalanmadan annesi, dadısı ve içeride kurtarılan üç kişiyle beraber oradan uzaklaştılar. Babasının malikânesinin etrafı ormanlarla çevrili bir alan olduğu için ormanın içine doğru yöneldiler.

Sapa yollardan ilerlerken annesi:

‘Kızım, biz nereye doğru gidiyoruz? Ya yolumuzu kaybedersek halimiz nice olur?’ dedi nereye doğru gittiklerini öğrenmek için.

Hülya, annesine gülümseyerek:

‘Anne, merak etme kaybolmayız. Ben buraları avucumun içi gibi biliyorum’

Annesi, kızının bu sorusu üzerine onu durdurarak:

‘Buraları nereden biliyorsun?’ dedi merak içerisinde.

Hülya, bu sefer annesine kızarcasına:

‘Anne, şimdiye kadar benimle ilgilenseydiniz, benim nerelere gittiğimi de bilirdiniz’ dedi hiddetle.

Annesi, kızının hiddeti karşısında boynunu bükerek:

‘Haklısın kızım. Dünya hayatına öyle dalmıştık ki gözümüz hiçbir şeyi görmüyordu. O yüzden yerden göğe kadar haklısın’ dedi kalbi sızlayarak.

‘Neyse, anne. Şimdi bunları konuşmamızın sırası değil. Hele şuradan bir kurtulalım o zaman bol bol konuşma vaktimiz olur’ dedi annesini teselli etmek için.

Yazan – Murat CANPOLAT

hikayenin devamı için TIKLAYINIZ

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı