Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 7. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 7. Bölüm

Fatma, hanımının oğlundan dolayı kendisine dert yanmasından dolayı içi sızladı. İçinden her şeyin hayırlısını Allah Teâlâ bilir, diye geçirdi. O bu düşüncelerdeyken Süreyya Hanım, onun düşünceli halini görünce:

‘Kızım kendi kendine ne düşünüyorsun öyle?’ diye sordu merak içerisinde. Fatma, Süreyya Hanım’ın sözleri üzerine kendine gelerek:

‘Hiiç, sizin oğlunuz hakkında konuşmanızdan sonra kendi kendime her şeyin hayırlısını Allah Teâlâ bilir, diye düşünüyordum. Ayrıca sizin annem ve babamdan bahsetmeniz beni duygulandırdı. Annem yaşıyor, fakat babam vefat etti’

‘Kızım,  babanın vefatına üzüldüm. Allah Teala, ona rahmet eylesin’ dedi Süreyya Hanım üzülerek.

Fatma, Süreyya Hanım’ın babası hakkındaki sözlerinden sonra üzgün bir şekilde kafasını yere eğince Süreyya Hanım, onun kafasını yerden kaldırarak:

‘Kızım, seni her gördükçe aklım eskilere gidiyor, bana doğru yolu gösteren sınıf arkadaşımı hatırlıyorum’ deyince Fatma merakla:

‘Eğer özel değilse bana neler olduğunu anlatır mısınız?’

‘Tabii ne demek elbette anlatırım. Zaten onu anmak ve anlatmak ban büyük bir haz ve mutluluk veriyor’ dedikten sonra, ‘Liseye gelip arkadaşımla karşılaşana kadar İslam nedir, namaz nedir, oruç nedir, zekât nedir, hac nedir, Kur’an nedir bilmiyordum. Zaten bilemezdim de. Çünkü annem ve babam İslam dinine karşıydı. Kendileri Müslüman bir ailede doğdukları halde tamamen İslam dışı şeyler öğretilmiş, İslam dininden tamamen soğutulmuşlardı. O yüzden bende liseye gelip o arkadaşımla karşılaşana kadar, onlar gibi yetiştirildim. Onunla ilk karşılaştığımda ona öcü gibi bakıyor, uzak durmaya çalışıyordum. Ben ondan uzaklaştıkça o bana yaklaşmaya çalışıyordu. Lisede ilk yılımız böyle geçti. İkinci sınıfta bir gün onun teneffüs sırasında ağladığını gördüm. Onun ağlaması karşısında içimde bir şeylerin uyandığını, adeta yanına git derdini sor dercesine ona doğru itildiğimi hissettim. Bu duygulara daha fazla karşı gelemeyerek yanına vardım. Usulca omzuna dokundum. Onun omzuna dokununca hafifçe irkildi. Kafasını kaldırdı ve bana ‘ne istiyorsun?’ diye sordu. Ben de ona ‘ne oldu? Niçin ağlıyorsun?’ diye sordum ve yanına oturdum’ deyince Fatma merakla:

‘Eee, peki ne anlattı sana’

‘İlk önce tereddüt etmesine rağmen benim samimiyetimi görünce, babasının iflas ettiğini, bundan dolayı üzüntüsünden kansere yakalandığını anlattı. İflas ettiklerinden dolayı okula daha gelemeyeceğini, eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalacağını anlattı’ dedi Süreyya Hanım.

Fatma, anlatılanlara iyice kulak kesilerek:

‘Bu durum karşısında senin tutumun ne oldu?’

‘Onun İslami bir anlayışı olduğunu bildiğim halde, içimden ona yardım etmek, derdine derman olmak geldi. Bu maksatla yanına oturarak müsaade ederse kendisine yardım etmek istediğimi söyledim’ dedi Süreyya Hanım.

Fatma, ayağa kalkarak yerinde birkaç adım attıktan sonra yerine oturdu. Ardından Süreyya Hanım’a:

‘O ne cevap verdi?’ dedi Fatma:

‘Teşekkür ederek buna gerek olmadığını, kendilerinin bu işten alınlarının akıyla çıkabileceklerini söyleyip kibarca isteğimi reddetti. İsteğimin reddedilmesine rağmen vazgeçmeyip durumu babama anlattım’ deyince Fatma:

‘Baban ne dedi bu işe?’

– Tabii ki yardım edebileceğini söyledi.

Bu son sözden sonra Fatma şaşırarak:

‘Ne yani, onların İslami bir anlayışı oldukları halde baban yardım mı etti?’

‘Evet, ama babama onların anlayış biçimlerini anlatmadım. Zaten anlatmış olsaydım hem yardım etmez hem de beni o okuldan alır başka okula yazdırırlardı’ dedi Süreyya Hanım.

‘Anlatmana bakılırsa annen ve baban tamamen İslam’a karşılar’ dedi Fatma üzülerek.

‘Evet, öyle maalesef’ dedi Süreyya Hanım.

‘Eee, peki örtünmeye ne zaman karar verdin?’

‘Lise arkadaşıma yardım edip onları sıkıntılarından kurtardıktan sonra ona bir gün başındaki örtüyü neden taktığını sordum. O da bana kendilerini yoktan var eden Allah Teâlâ’nın, Kur’an-ı Kerimde Nur Suresi’nin 31. Ayetinde mealen’

Mü´min kadınlara da söyle: gözlerini sakınsınlar, ırzlarını muhafaza etsinler, ziynetlerini açmasınlar, zâhir olanı başka ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar, ziynetlerini açmasınlar, ancak kendi kocalarına yâhud kendi babalarına kocalarının babalarına yâhud kendi oğullarına, yâhud kendi biraderlerine, yâhud kendi biraderlerinin oğullarına, yâhud hemşirelerinin oğullarına yâhud kendi kadınlarına(mümin kadınlar) yâhud kendi ellerindeki memlûklerine, yâhud ihtiyacı olmayan erkeklerden uyuntulara, yahud henüz kadınların avretlerine muttali´ olmıyan çocuklara, müstesna, gizledikleri ziynetleri bilin diye ayaklarını da vurmasınlar, hepiniz Allaha tevbe edin ey mü´minler ki felâh bulabilesiniz!” buyurduğu için bizde örtünüyoruz. Onun o sözlerinden sonra içime bir ateş düştü. O ateş sanki bütün benliğimi kaplamış yakıyordu. Birkaç gün böyle devam ettikten sonra dinimi öğrenip yaşamaya karar verdim. Dinimi öğrenip yaşamaya başladıkça içimdeki ateş sönüyor, yerini ferahlığa bırakıyordu. Yaklaşık iki ay kadar annem ve babamdan gizli olarak dinimizi yaşamaya çalıştıktan sonra örtünmeye karar verdim’ dedi Süreyya Hanım sevinçle.

‘Ailen ne dedi örtünmene?

‘Tabii ki karşı çıktılar. Hatta o okuldan alıp başka okula yazdırdılar. Bütün bunlara rağmen yılmayıp dinimi öğrenmeye çalıştım. Dinimi öğrenirken arkadaşımla irtibatımı kesmeyip ondaki bütün bilgileri öğrendim. Okulu değiştirdiğim halde dinimi öğrenip yaşamaya çalıştığımı öğrenen ailem bana olmadık işkenceler yaptılar. Beni ruh ve sinir hastalıkları bölümüne yatırdılar. Doktorlara deli olmadığımı anlatmaya çalıştıysam da beni dinlemediler. Beni kollarımdan tutup son derece saldırgan, her şeyi kırıp döken delilerin içine attılar, dedi Süreyya Hanım. Bunları derken de içi sızlıyor, anne ve babasının da doğru yolu bulmasını temenni ediyordu.

Süreyya Hanım’ı hayretle dinleyen Fatma:

‘Nasıl yani? Doktorlar senin akıllı olduğunu bilemediler mi?’ deyip hayretini bildirince Süreyya Hanım:

‘Biliyorlardı, fakat babam onlara eğer kızıma deli damgası vurup en azılı delilerin arasına attırmazlarsa desteğini çekeceğini hatta onları işlerinden attırmak için ellerinden gelen her şeyi yapabileceğini söyleyip tehdit etmiş’

Fatma, olanları dinledikten sonra sinirle ayağa kalkarak:

‘Nasıl baba bu ya! İnsan kendi öz evladına nasıl kıyar, kendi eliyle nasıl suça iter bir türlü anlamıyorum’

‘İnsan merhamet yoksunu olursa ondan her şey beklenir’ dedi Süreyya Hanım.

‘Merhamet, merhamet nedir bilir misiniz?’ dedi Fatma. Ardından ‘Fahri kâinat Efendimiz (s.a.v.) bir keresinde şöyle buyurdu:‘Cennete ancak merhametli olan girer.’ Bunun üzerine sahabe-i kiram şöyle der: ‘Ey Allah Teâlâ’nın Resulü (s.a.v.), hepimiz merhametliyiz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) onların sözlerine karşı şöyle buyurdu:

‘Sadece kendisine karşı merhametli olan kişi merhametli sayılmaz. Merhametli kişi, hem kendine hem de başkalarına merhamet eden kişidir’ dedi ve sözlerini şöyle tamamladı. ‘İnsanın kendine merhamet etmesi, Allah Teâlâ’nın yasakladıklarını terk etmesi, günahlarına tövbe etmek suretiyle kendini azaptan esirgemesi, Allah Teâlâ’nın emirlerini, ibadetlerini yerine getirmesidir. Başkasına merhamet etmesi ise, hiçbir şekilde mümin kardeşine eziyet etmemesidir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.)

‘Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir’ buyurmaktadır.

‘Evet, kızım’ dedi Süreyya Hanım, ‘Müslüman kimse sadece insanlara merhamet etmekle kalmaz, hayvanlara da merhamet eder. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) naklettiği şu olay bizlere hem müjde hem de uyarı niteliğindedir:

‘Adamın biri yolculuk yaptığı esnada aşırı derece de susar. Bir kuyu bulur ve içine inerek bolca içip susuzluğunu giderir. Yukarı çıkınca, kuyunun başında susuzluluktan dili sarkmış bir köpeğin bulunduğu görür. Kendi kendine der ki: ‘Şu köpek de tıpkı benim biraz önce susadığım gibi susamış’ tekrar kuyuya iner. Ayakkabısını su ile doldurur, ağzıyla tutarak yukarı çıkarır ve köpeği sular. Onun bu davranışı Allah Teâlâ’nın çok hoşuna gider ve o kişinin bütün günahlarını bağışlar.’ Tam bu esnada sahabe-i kiramdan bazıları sorar: ‘Ey Allah Teâlâ’nın Resulü (s.a.v.)! Hayvanlara yaptığımız iyilik karşılığında da bizim için sevap var mıdır?’ demeleri üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu ‘Can taşıyan her mahlûka yaptığınız iyilik için size mükâfat vardır’ buyurdu.

Onların aralarındaki konuşmaları uzaktan burun kırarak izleyen Nurcan kendine kendine:

‘Bu zamanda bu düşüncelere sahip olmak, hıh örümcek kafalılar. Ama durun, hele Faruk Bey’le bir evleneyim o zaman gösteririm bu konuşmaları size’

Süreyya Hanım, Fatma’yla konuşurken Nurcan’ı çağırıp ondan kahve yapmasını ve getirmesini söyledi. Aldığı bu emirle geri dönen Nurcan, hem kahveleri yapıyor hem de kendi kendine:

‘Hele bir Faruk Bey’i elde edeyim. O zaman siz görürsünüz kahve pişirtmeyi’ diye söyleniyordu.

Nurcan kahve pişirip getirdikten sonra önce Süreyya Hanım’ın kahvesini verdi. Ardından Fatma’ya verecekken yanlışlıkla döküyormuş gibi yapıp Fatma’nın üzerine döktü.

Fatma, onun bilerek döktüğünü bildiği halde bir şey demedi, ama Süreyya Hanım oldukça köpürdü. Bu yüzden de sinirle ayağa kalktı. Birkaç adım atıp elinin tersiyle Nurcan’a vuracakken Fatma, onun elini havada tutup vurmasını engelledi. Ardından Süreyya Hanım’a:

‘Hanımım, yapmayın. O belli ki yanlışlıkla yaptı. Bu yüzden de ona kızıp işinden etmeyin. Çünkü işsizlik son derece sıkıntılı bir durum. Allah Teala, hiç kimseyi işsizlikle imtihan eylemesin’ dedi güler yüzle.

Fatma’yı dinleyen Süreyya Hanım, elini yere indirerek Nurcan’a:

‘Bak gördün mü, onu niçin sevdiğimi. Kendisine yapılan kötülüğü görmeyecek kadar alçak gönüllü. Sen bu durumda olsaydın kim bilir ne yapardın’ dedi kızgınlıkla.

Süreyya Hanım’ın sözlerini bir başkasına söylese yerin dibine girerdi ama Nurcan, öyle şartlanmıştı ki gözü hiçbir şeyi görmez olmuştu.

 Yazan – Murat CANPOLAT

HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİ 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu