Korku Hikayeleri

Korku Hikayesi; Hayaletin Laneti 4. Bölüm

Korku Hikayesi; Hayaletin Laneti 4. Bölüm “Priestown”

Korku Hikayesi Oku; Ribble Nehri’nin kıyısına kurulmuş olan Priestown, şimdiye dek gördüğüm en büyük kasabaydı. Tepeden aşağı inerken, batan güneşin aydınlattığı nehir turuncu turuncu ışıyan dev bir yılana benziyordu.

Burası bir kilise kasabasıydı. Küçük balkonlu evlere tepeden bakan sivri kuleler ve burçlar vardı. Katedral, kasabanın merkezine yakın bir tepenin zirvesindeydi. Şimdiye dek gördüğüm en büyük üç kiliseyi rahatlıkla içine alabilecek kadar büyüktü. Çan kulesiyse bambaşkaydı. Kireç taşından yapılmış olan bu kule neredeyse bembeyazdı ve öyle yüksekti ki, yağmurlu günlerde tepesi bulutların arasında kayboluyor olmalıydı.

“Bu, dünyadaki en büyük çan kulesi mi?” diye sordum heyecanlı bir şekilde işaret ederek.

“Hayır evlat,” diye yanıtladı Hayalet, nadir gülümsemelerinden biriyle. “Ama eyaletteki en büyüğü. Bu kadar çok rahibin olmasıyla övünen bir kasabadan da böylesi beklenir. Keşke daha az sayıda olsalardı; ama şansımızı denememiz gerekiyor.”

Yüzündeki gülümseme aniden siliniverdi. “Şeytanı andık!” dedi dişlerini sıkarak ve beni sık çalılıkların arasındaki bir boşluktan çekerek yandaki tarlaya soktu. Sessiz olmamı belirtmek için işaret parmağını dudaklarına götürdükten sonra, onunla birlikte eğilmemi sağlayıp yaklaşan ayak seslerini dinledi.

Oldukça güzel ve sık bir akdiken çalılığıydı bu ve yapraklarının çoğunu dökmemişti; ama yine de çizmelerin üstüne sarkan siyah pelerini görebildim. Bu bir rahipti!

Ayak sesleri uzaklaştıktan sonra bile uzun bir süre orada kaldık. Çok sonra olduğumuz yerden çıkıp yola koyulduk. Neden bu kadar gereksiz bir telaşa kapıldığımızı anlayamıyordum. Yolculuklarımızda birçok rahiple karşılaşmıştık. Pek dostça yaklaşmamışlardı, ama daha önce hiç saklanmaya çalışmamıştık.

“Tetikte olmalıyız evlat,” diye açıkladı Hayalet. “Rahipler bela demektir , ama özellikle bu kasabada gerçek bir tehlike oluşturuyorlar . Priestown’ın piskoposu, Sorgulayıcı’nın dayısı. Eminim onu daha önce duymuşsundur.”

Başımı aşağı yukarı sallayarak onayladım. “Cadıları avlıyor, öyle değil mi?”

“Evet evlat, cadıları avlıyor. Cadı ya da büyücü olduğundan şüphelendiği birini yakaladığında kara şapkasını takıp mahkemelerinde yargıçlık yapıyor. Bu, genellikle çok kısa süren bir mahkeme oluyor. Ertesi gün başka bir şapka takıyor. Cellat olup yakılma işlemini organize ediyor. Bu konuda çok iyi bir ünü var ve genellikle kalabalık bir topluluk izlemeye geliyor. Anlatılanlara göre kazığı öyle bir yerleştiriyormuş ki zavallıcığın ölmesi çok uzun sürüyormuş. Çektiği acı, cadının yaptıkları için pişmanlık duymasını sağlayacak, böylece Tanrı’dan bağışlanmayı dileyecek ve ölürken ruhu kurtulmuş olacakmış. Ama bu, yalnızca bir bahane. Sorgulayıcı, bir hayaletin sahip olduğu bilgiye sahip değil ve gerçek bir cadı mezarından elini uzatıp onu ayak bileğinden yakalasa bile onun cadı olduğunu anlayamaz! Hayır, o sadece acı vermeyi seven zalim biri. İşinden keyif alıyor ve bu şekilde suçladığı insanların evleriyle mülklerini satarak zengin olmuş.

Evet, işte bu da bizi sorunumuza getiriyor. Sorun şu ki Sorgulayıcı, hayaletleri de büyücü olarak görüyor. Kilise kimsenin karanlıkla uğraşmasından hoşlanmıyor, bu kişiler karanlığa karşı mücadele ediyor olsa bile. Yalnızca rahiplerin bunu yapmasına izin verilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Sorgulayıcı’nın tutuklama yetkisi ve emrinde silahlı kilise bekçileri var; ama neşelen evlat, çünkü kötü haber bu kadar.

İyi haber şu ki Sorgulayıcı güneyde, eyalet sınırlarının da dışındaki büyük bir şehirde yaşıyor ve kuzeye çok seyrek geliyor. Yani yakalansak ve o çağrılsa da atla dahi buraya gelmesi bir haftadan uzun sürer. Hem buraya gelmem sürpriz olmalı. Beklediği en son şey, kırk yıldır konuşmadığım kardeşimin cenazesine katılmam olsa gerek.”

Ama söyledikleri çok da rahatlatıcı değildi. Tepeden aşağı inerken bunları düşünüp titriyordum. Kasabaya girmek risklerle doluydu. Pelerin ve asasıyla, hayalet olduğu çok açıktı. Tam bunu söylemek üzereydim ki başparmağıyla sola işaret etti ve yoldan çıkıp bir küçük bir ormana girdik. Otuz adım kadar sonra ustam aniden durdu.

“Pekâlâ evlat,” dedi. “Pelerinini çıkarıp bana ver.”

Tartışmadım; ses tonu çok ciddi olduğunun belirtisiydi, ama doğrusu neler düşündüğünü merak ediyordum. Kendi peleriniyle şapkasını çıkarıp asasını yere koydu.

“Şimdi bana ince dallar bul. Çok ağır olmasın.”

Birkaç dakika sonra istediğini yapmıştım ve asasını dalların arasına yerleştirip tümünü pelerinlerimizle bağlayışını izledim. Tabi artık ne yapmaya çalıştığını anlamıştım. Tomarın her iki ucundan da dallar sarkıyordu ve sanki ateş yakmak için çalı çırpı toplamaya çıkmış gibi görünüyorduk. Bu bir numaraydı.

“Katedralin yanında çok sayıda küçük han var,” diyerek bana gümüş bir madeni para uzattı. “Aynı handa kalmamamız daha güvenli olur, çünkü beni almaya gelirlerse seni de tutuklarlar. Nerede kaldığımı bilmemen en iyisi evlat. Sorgulayıcı işkence yapar. Birimizi yakalarsa diğerini de yakalamış olur. Önce ben çıkacağım. On dakika sonra da sen çık.”

İsminde kilise geçmeyen bir han seç, böylece kazara aynı yere gitmemiş oluruz. Akşam yemeği de yeme, çünkü yarın çalışacağız. Cenaze sabah dokuzda ama erken gelmeye bak ve katedralin arkalarına yakın bir yere otur; eğer oralardaysam benden uzak dur.”

‘Çalışmak’ hayalet işi anlamına geliyordu ve Zehir’le karşılaşmak için yeraltı mezarlarına inip inmeyeceğimizi merak ediyordum. Bunu düşünmekten bile hoşlanmıyordum.

“Ah, bir şey daha,” diye ekledi Hayalet, tam gitmek üzereyken. “Çantama sen göz kulak olacaksın, peki onu Priestown gibi bir yerde taşırken neye dikkat etmelisin?”

“Sağ elimde taşımaya,” diye yanıtladım.

Başıyla onaylayıp tomarı sağ omzuna attıktan sonra beni ormanda bırakıp gitti.

İkimiz de solaktık ve bu rahiplerin hoşlanmadığı bir şeydi. Solaklar onların deyimiyle ‘tekinsiz’ idi, yani şeytana en kolay kananlar ve hatta onunla işbirliği yapanlar.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

1 2 3Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı