Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 60. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 60. Bölüm

Hülya, Sinan Bey’in malikânesinde hapsedildiği yerde günlerini geçirirken hep aklı babasındaydı. Onun kim olduğunu merak ediyor, nasıl biri olduğuna dair kafasına düşünceler geliyordu.

O bu düşünceler içerisindeyken annesi Pınar Hanım, eski mutluluk dolu günlerini düşünüyordu. O günlerde hayatları bugünkü kadar zengin olmasa bile mutluydular. Arabaları, yatları, hizmetçileri yoktu, ama yine mutluydular, ta ki Sinan’la karşılaşana kadar. Onunla karşılaşmalarından bugüne kadar her şeyleri oldu, ama mutlu olamadılar. Üstelik o günlerde İslamı rahatlıkla yaşarken şimdi hiçbir şey yapamıyordu. Yapmak istese bile Sinan karşı çıkıyor, ona engel oluyordu.

Emine Hanım, kocasıyla geçirdiği o günleri düşünüyor, hüzünleniyordu. Zeliha, okulda arkadaşları ve öğretmenleriyle geçirdiği günleri düşünüyor, gözlerinden hafifçe yaş geliyordu.

Hepsi ayrı ayrı düşüncelerdeyken maskeli adamın yakalandığını duydular. Onun yakalandığını duyunca kurtulma ümitlerini tamamen yitirme durumuna geldiler. Onlar kafalarını yere eğip düşünceler içerisindeyken Sinan Bey’in o pis sırıtışını duydular. O sırıtışı duyunca kafalarını kaldırınca onu gördüler.

Sinan Bey, onlara en büyük benim der gibi bakarak:

‘Maskeli adam yakalandığına göre, şimdi sizi kim kurtaracak’ deyince Hülya, içten bir ‘Allah’ dedi ve ardından üvey babasına:

‘Allah, Allah Teâlâ kurtaracak. O bizim en büyük yardımcımızdır. O isterse bizim bağlı olduğumuz yerden bir şekilde kurtarır hem de senin ummadığın bir şekilde’ dedi bağıra bağıra konuşarak.

Sinan Bey, Allah Teâlâ’nın ismini duyunca O’nun ismini duymamak için kulaklarını kapadı ve o şekilde yanlarından ayrıldı.

O ayrılınca Hülya ellerini açarak dua etmeye başladı. Duası bitince âmin dedi ve ellerini yüzüne sürdü. Dua bitince içini huzur kapladı ve kurtulmama ümitsizliği yerine kurtulma ümidi daha da çok arttı. Hatta annesinde teyze bildiği Emine Hanım’da ve Zeliha’da bile kurtulma ümidi arttı.

Onlar ümit içerisindeyken içeriye bir adam girdi. Bu adamın kafasında maske vardı. Maskeli adamı görünce kendi kendilerine ‘hani maskeli adam yakalanmıştı’ diye düşündüler.

Maskeli adam önlerine gelince hepsini bulundukları yerden çözdü ve serbest bıraktı. Ardından arkasını dönüp gidecekken Hülya onu durdurdu ve ona mahcup bir edayla:

‘Bizi kurtardığın için teşekkür ederim’ dedikten sonra, ‘Bize senin yakalandığını söylediler, ama bakıyorum ki sen karşımızdasın’ deyince maskeli adam:

‘Maalesef o yakalandı ve şu an Sinan denen o alçak tarafından işkenceye uğruyor’

Bu söz karşısında Pınar Hanım, şaşırıp söze karışarak ona:

‘Maskeli adamın yakalandığını söylüyorsun. Peki, sen kimsin’ dedi merakla.

‘Bunu şimdi açıklayamam, ama şu kadarını bilin ki ben onu kurtaracağım ve Sinan denen o alçağın işini bitireceğim’ dedi Çetin.

Bu sözleri söyledikten sonra çıkıp gitti. O gidince kimseye görünmeden gizlice malikâneden çıktılar. Onlar yola çıkıp nerede kalacaklarını düşünürken Pınar Hanım geçmişiyle hesaplaşıyordu.

Hülya, annesini düşünceler içerisinde olduğunu görünce:

‘Anne, ne düşünüyorsun öyle?’

Annesi, kızının sorusu üzerine düşüncelerinden sıyrılarak:

‘Kızım, sen hep babam kim diye soruyordun ya’ dedi kızına

‘Evet, yoksa onun kim olduğunu mu söyleyeceksin’ dedi Hülya, babasının kim olduğunu öğrenmenin verdiği heyecanla.

‘Evet, hem onun adını söyleyeceğim hem de onun yanına gideceğiz’ dedi Pınar Hanım, yıllar sonra eski kocasıyla karşılaşmanın verdiği heyecanla.

Bu durum karşısında başta Hülya olmak üzere bütün hepsi şaşırıp kaldı.

Hülya, annesinin yüzüne şaşkın şaşkın baktıktan sonra:

‘Ne diyorsun anne? Ya babam bizi kabul etmezse’ deyince annesi:

‘Kızım, baban öyle bir insan değil. O son derece mükemmel bir insan’ dedi babasının güzel ahlak sahibi olduğunun anlatarak.

Annesinin sözü üzerine Hülya kızarak:

‘O, mademki mükemmel bir insandı, neden onu terk edip bizi bu sıkıntılara maruz bıraktın’ deyince Pınar Hanım, utancından yüzü kızardı. Bu soru karşısında ne diyebilirdi ki. Bu yüzden susmak zorunda kaldı.

Annesinin sustuğunu gören Hülya:

‘Ne susuyorsun anne, konuşsana’ deyince annesi:

‘Kızım, çok haklısın. O zamanlar gözüm hep yükseklerdeydi. Baban benim isteklerimi yerine getirecek gücü yoktu. O yüzden onu terk edip Sinan’la evlendim. Ondan sonra gözümün yükseklerde olmasının cezasını çektim. Ben yaptıklarıma pişman oldum, inşallah Allah Teâlâ bu pişmanlığımdan dolayı affeder. Birde inşallah baban bizi kabul eder ve beni affeder’ dedi pişmanlığın verdiği üzüntüyle.

Saliha Hanım, hastanede Faruk’un ayılmasını beklerken Polislerde Cezmi’nin yerini bulmuş oraya doğru gidiyorlardı. Komiser Antony ve ekibi oraya gidince ummadıkları bir şeyle karşılaştılar. Fatma’nın öldürüldüğünü düşünürken Cezmi’nin cesediyle karşılaştılar.

Onun cesediyle karşılaştılar ama Fatma ortalıkta yoktu. Nereye gitmişti veya kim kaçırmıştı, onu bilemiyorlardı.

Onun nerede olduğunu bulmak ve delil toplamak amacıyla etrafa baktılar. Etrafta birçok mermi ve mermi delikleri vardı. Öyle görünüyordu ki burada çatışma çıkmış ve bu çatışma sonunda Cezmi öldürülmüştü. Peki, ama Fatma neredeydi, kim kaçırmıştı. Buna bilemiyorlardı, ama yakında her şey ortaya çıkacaktı.

Faruk, baygınlık geçirdikten sonra hastanede kendine gelmişti, ama mutsuzdu. Çünkü Fatma’nın vurulma sesini duymuştu. O ses aklına geldikçe çıldıracak gibi oluyordu. Halasının desteği olmasa kendini tamamen kaybedebilirdi. Bu arada annesi durumdan haberdar olmuş, ilk uçakla Almanya’ya gelmişti. Ardından hastaneye varmış, oradan oğlunun yattığı odaya geçmişti. Nurcan ise aldığı bu habere çok sevinmişti. Çünkü onun yapmak istediğini bir başkası yapmıştı.

Süreyya Hanım, oğlunun odasına geçince hemen yanına oturdu ve ellerini tuttu. Ardından şefkatle oğlunun saçlarını okşadı.

Faruk, annesini görünce ağlayarak:

‘Anne, ben yıllarca Fatma’ya zulmettim. Benim yaptıklarıma karşı sabırlı oldu ve bizi terk etmedi. Onun sabrı ve metaneti karşısında şimdi ayaktayım ve doğru yolu buldum. Anne, şimdiye kadar kendime ve başkalarına bile itiraf edemediğim şeyi şimdi itiraf ediyorum, ama çok geç. Belki de o öldü bile. Anne, ben şimdiye kadar hiç kimseyi Fatma’yı sevdiğim kadar sevemedim. Tam ona kavuşmuşken kaybettim. O yüzden şimdi içim çok acıyor. Anne, benim bu acımı kim geçirecek’ dedi sonunda Fatma’yı çok sevdiğini itiraf ederek.

Annesi, oğlunu gözyaşları içerisinde dinledikten sonra:

‘Oğlum, sabırlı ol ve dua et. Bu şekilde içindeki sıkıntıları Allah Teâlâ’nın izniyle atlatırsın. Hem belki de Fatma ölmemiştir’ dedi oğlunu teselli etmek için.

Onlar konuşurken Saliha Hanım içeriye girerek:

‘Oğlum, az önce Komiser Antony geldi. Fatma’nın kaçırıldığı yeri bulmuşlar. Onu kaçıran şahıs öldürülmüş, ama polisler tarafından değil. Onlar oraya gittiklerinde Cezmi’yi yerde yatarken ölü halde bulmuşlar. Üzerinde birçok kurşun delikleri varmış’

Faruk, bunları duyunca heyecanla:

‘Fatma, Fatma bulundu mu? Bana bulunduğunu söyleyin’ dedi elleri ayakları birbirine dolanarak.

Saliha Hanım, onun heyecanı karşısında ne diyeceğini bilemedi, ama söylemek zorundaydı. O yüzden boğazını temizleyerek:

‘Oğlum, onu bulamamışlar. Onlar gittiğinde Fatma orada yokmuş’

Faruk, bunu duyunca ayağa kalkarak:

‘Ne demek bulamamışlar. Bana doğruyu söyle. Yoksa o öldü mü?’ deyince Saliha Hanım, onun omzundan tutarak yatağına yatmasını sağladı. Ardından ona:

‘Hayır, o sağ, ama nerede olduğu ve kimin kaçırdığı bilinmiyor’

‘Ne demek bilinmiyor? Bana doğruyu söyleyin yoksa…’ dedi Faruk, tehdit edercesine.

O anda Komiser Antony içeriye girerek:

‘Fatma Hanım’ı bulduk ve o buraya gelmek üzere’

Bu habere başta Faruk olmak üzere bütün hepsi sevindiler.

Onların sevinçleri karşısında Komiser Antony gülümseyerek:

‘Fatma Hanım’ın bulunmasına bende sevindim. Yalnız…’ deyip sustu.

Faruk, Komiser Antony yalnız demesi karşısında içine korku düşerek:

‘Yoksa ona bir şey mi oldu?’ dedi endişeli bir şekilde.

‘Hayır, ona bir şey olmadı, ama…’

Saliha Hanım, söze karışarak:

‘Ona bir şey olmadıysa, peki ne oldu’ deyince Komiser Antony:

‘Cezmi’nin öldürülmesi altında bir dram çıktı’ dedi üzüntüyle.

Bu sefer de Süreyya Hanım söze karışarak:

‘Nasıl yani? Şu işi tam olarak anlatır mısınız?’ deyince Komiser Antony.

‘Cezmi, ailesiyle hiç geçinemezmiş. Sürekli eşini döver, ardından kızına işkence edermiş. Uzun bir müddet günleri bu şekilde geçmiş. Eşi bu dayaklara daha fazla dayanamamış ve boşanmış. Kızın velayeti de bu arada babasında kalmış. Cezmi, eşinin boşanmasına tahammül edememiş ve onu öldürmüş. Birkaç yıl hapiste yattıktan sonra dışarıya çıkmış. Çıkar çıkmaz da kızına işkence yapmaya devam etmiş. Kızı da buna dayanamayıp kiralık katil tutup babasını öldürtmüş’ dedikten sonra Faruk’a dönerek:

‘Kiralık katiller babasını öldürdükten sonra Fatma’yı bağlı bulunduğu yerden kurtarıp Cezmi’nin kızına götürmüşler. Kızı bu arada gelip polise teslim olmuş ve her şeyi itiraf etmiş. Ondan sonra polisler de Cezmi’nin kızının evine giderek Fatma’yı almışlar ve buraya doğru getiriyorlarmış’ dedi Komiser Antony, onların merakını gidermek için.

Yazar: Murat Canpolat

HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİ 
1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu