Düşündüren-Eğitici Hikayelerİbretlik HikayelerKısa Hikayeler

Çok Güzel Felsefi Bir Hikaye “Hem Kadınım Hem Elif”

Felsefi Bir Hikaye

Çok Güzel Felsefi Bir Hikaye “Hem Kadınım Hem Elif”

Çok Güzel Felsefi Bir Hikaye "Hem Kadınım Hem Elif"Sustu! Zamanın rengi gönülsüzlüğe gebeydi. Mor dağların tütsüsü yıkayınca hor görülen gönülleri, insan kendine içinin taa içine sığınırdı. Öyle yaptı sustu. Derin bir derya vardı içinde… Adın ne diye sordum ne bileyim pervasızlık ettiği mi? Bilemezdim çok sonraları bildim… Çok sonraları bildi her kadın! “Kadın” dedi… Yüzüne baktım. Soru mu anlamadığını ya da biraz ne bileyim işte derbeder falan olduğunu düşündüm.

Derbeder! Neydi derbeder? Nereden biliyorum ben derbeder kelimesini? Neden bu kadar derin bir yara oluştu kalbimin içinde, bu kelime zihnimden geçer geçmez… Kimi, neyi, hangi zamanı hatırlattı paslı kilidi kırılmış anılarımın? Nerde eskittim zamanı zaman kendini eskitmeye kıyamazken? Gözlerimin ardındaki ebedi saklıyı gördü. Bende ben de ne gördüğünü anladım. Gülümsedim ben de gördüğünü kör etmek için ve “Adın, adın! Adın ne?” dedim. Sesim çatallı çıktı. İstemeden oldu biliyordum. Ama sakladığım kendimden utandım. “Kadın” dedi yine ve “Hem kadınım hem Elif” dedi bu sefer. “Hem kadınım hem Elif” demek ne demekti. Torosların zirvesinde puslu alaca mor bir zamanda bilen kadın, bilmeyen bildiğini zanneden kadınla dalga mı geçiyordu kendince… “Adın Elif mi yani” dedim. “Kadın” dedi. “Anladım kadınsın ama Elif mi adın” dedim. “Önce Kadın sonra Elif, sen önce Kadın değil misin? Kadınlığın adının önünde değil mi? Önce kadınlığına bakmaz mı herifler? Önce kadınlığına bakmaz mı çoluk çocuk, önce kadınlığını görmez mi kadın erkek el âlemin hepsi? Öyle helbet! Önce kadınlığın görünür önce kadınlığın tıpkı senin ben de aradığın ama benim sen de görmediğim gibi…” “Neydi bu şimdi? Bir dağın zirvesinde keçileri emiştiren yaşlı ama yaşlanmamış bir kadın kendi felsefesini mi yüklüyordu kendini taşıyamayan omuzlarıma?” Sustum ben de! Sustu zaman. Sustu insan. Sustu kelimeler. Sustu umut. Hakikatinse susmaya gönlü yoktu taa ezelden ve ki Âdemden… “Ovadan gelen bilmez” dedi sessizliğin ardından. “Ova mı?” Yerleşik hayat demek istiyordu ki işaret parmağıyla kara çadırı gösterdiğini fark ettim. “Ovalı yuvalı öyle ya!” dedim. “Değil! Kadın var Kadın yok” dedi. “Sen kadınım dedin ya kadın neden yok şimdi” dedim. “Adı var sanı yok. Sanı var adı yok. Bak!” dedi hiç krem değmemiş buruşmuş yarılmış kemreleşmiş elleriyle kızıl meşelerin altında ki sağılır kınalı kıl keçilerden birine ve “Sarı Kabak gel aha huraya” Geldi keçi. Hem Kadın Hem Elif olanın al kadife şalvarına sürtündü, nazlandı, yalandı. Nasırlı eller al şalvarın cebine uzandı pazen bir kese çıkardı. Kesenin düğümünü çözüp boğumlu ağzını açtı avucuna ak billur tuzu doldurup Sarı Kabak’a uzattı. Yalandı nazlandı keyiflendi kıl keçi göğüsleri dolu dolu süttü. Dibinde oturduğumuz meşe dalından bir uğur böceği düştü kolumun tam üstüne ölmüştü. Silkeledim yere düştü. Ayağımın tam ucuna. “Bak adı var sanı yok şimdi” dedi kanadının biri ezilmiş benekleri sarı uğur böceğine kara bulutu andıran gözlerini dikerek. Ok gibiydi bakışları. Kınında beklemekten sabrı tükenmiş bir deli ok gibi. Kınalı saçlarının kırlaşmış aklaşmaya yüz tutan bir tutamı, gelin oyalı mor çekisinin altından şakaklarına salınmıştı. Yüzünde. Yüzünün her yerinde derin bıçakla kesilmiş kadar derin ve anlamlı çizgiler vardı. Aramaya gelmişken aranıyor, bulmaya gelmişken bulunuyor, sormaya gelmişken soruluyordum. Gitti keçi. Kınalı kınalı. Bir diğeri geldi sonra. “Kısır ala” dedi. “Kısır” dedim. “Kuzulamamış. Adı var sanı yok!” dedi. “Yavrusu mu yok yani?” “Yok!” “Sadece kadın yani–kısır kadın– dölsüz kadın. Dölsüz avrat mısın, kadınsın zağar. O vakit adın var sanın yok işte!” “Çocuğu olunca mı değerli olunuyor göçerlerde, sizin dilinizde Sarı keçili Yörüklerinde.” “Senin geldiğin yerlerde değerli mi kadın yoksa sadece adı sanıyla mı var? dedi. “Kadın elbet değerlidir modern yaşamda şehirlerde yerleşik hayatta. Okur. Okutulur. İş hayatında yer alır. Misal ben mesleğimle alakalı buradayım, yerleşik hayata geçmemiş göçerlerin yaşamlarını yazıyorum” “Okuyabiliyor musun bari?” “Okuma yazmayı biliyorum elbet. Gazeteciyim” “Yazıyı okuyorsun tamam. Ya yazılanı! Onu da okuyabiliyor musun?” Sustum kaldım. Yemin ederim biri benimle dalga geçiyordu. Yazılanı okumak kimin harcıydı ki benim olabilsin. “Aha şu mor dağların Torosların eteği kırk yıldır saklar bizi suyunu serer yıkar gönlümüzü, dikeni besler kuzumuzu, kızı adam eder oğlumuzu, toprağı sarar yaramızı, çiçeği unutturur acımızı, kınamızı karar pınarından çıkan gamzeli su, kayalardan başka duyan mı var aşığın acısını– kadının acısını–ölümün acısını– dölsüzlüğün/dilsizliğin/elsizliğin acısını… Okumak hayatı okumaktır benim dilimde. Elin yazdığını gözünle sürmelemek değil. Okumak yazılanı gönle sürüp hakikat suyuyla çitilemek ve içe sindirmektir. Okumak; Her şeyin aşk ipliğiyle düğümlendiğini fark edip öylece yaşayıp gitmektir… Dölsüz ve elsiz olsan bile!

Duru bir su bulandı içimde. Kuytularında kayboldu ümit viran olmuş gönlümün. Kınalı ellere kor düştü yine. İçimin kırık dallarına tünemiş tüm serçe kuşları uçup gitti gelmeyen yâre doğru. Sakladığımı açık etti bilmeyen. Bilmediğini düşündüğüm ama benden önce bilen. “Sevdin mi” dedi. “Sevdim” dedim. “Öldü mü” dedi. “İçimde öldü” dedim. “Benim içimde hep yaşar. Yaşatırım. Başka el bilmez elim” dedi. “Ölmedi o vakit” “Öldü. Ben de yaşar. Yaşatırım. Hatta tüm obada yaşar. Dölsüzüm. Elsizim. Ama ersiz değilim şükür. Erim yüreğimde. Yüreğim toprağın derininde her vakit çiçek olur kekik kekik kokar sevenlerin duasında” “Ondan mı çocuğun yok” dedim. “İçimde büyüttüğüm cümleler çocuğum benim. Türkü olup yakıldığı günden beri her türkü çocuğum benim. Ondan sebep el dölsüz görse de ben dölsüz değilim. Kaya çiçeği, ayı gülü, navruz, çiğdem, akça bardak, nergis, öksüz sümbülü, mor salep, börük, ana tüter de benim çocuğum. Ceylan, kurt, tilki, geyik, canavar, ayı, tavşan, sincap, porsuk, yılan, kertenkele, el öpen, mal bekçisi, gözsüz, börtü, böcek, yaralı karga, ala karga, saksağan, ibibik, barı serçesi, keklik, dağ güvercini, kırlangıç, kartal, doğan… da benim çocuğum. Çam, ladin, ardıç, yağlı ardıç, kokar ardıç, mavi ardıç, meşe, şimşir, kasnak, geyik elması, böğürtlen, karamuk… da benim çocuğum… Şu gördüğün ardı arkası kesilmez kara kıl çadırlarda büyümüş er avrat olacak her canın hayalleri, ümitleri, rüyaları, kınalı elleri, kokulu mendilleri, ağıtları, ucu yanık mektupları… da benim çocuğum… Sorsan dölsüzüm. Sorsan elsizim. Ama diyemezler ersizim. Erim var benim. Erim gönlümde gonca bir gül tarlası. Dağda gül açmaz bilir misin? Ondan derim gül tarlası deyi. Taşların kınası olur bizim buralarda bilir misin? Bilmezsin helbet nereden bileceksin! Kına yakarlar gelin olacak kıza, al bağlarlar çadır direğine oğlanlar mutludur erliğim tamam olacak deyi. Kızlar mutludur döl tutacak erim süt verecem yavruya deyi. Üç etekler giyinir gelinler. Damatlara da al bağlarlar. Al sevincin bayrağıdır obamda. Kara yazma bağlar ölüsü olanlar, şehit verenler, mürüvvet görmeyenler. Ben bilmem kara. Bağlamamda. Bilmem karayı. Mordur rengim benim. Mor severdi dengim benim. Al bağlamayı al giymeyi de severim. Erim ölmedi erim yüreğim de al gül tarlasıdır benim. Öyle ya! Deyiversene sevdin mi? Sevdin helbet öyle dedin demin. İçinde ölmüş. O zaman sevmemiştir sevmemişsindir derim. Sevilen ölmez ki. Bakidir aşk Hak yarattığından beri. Bir okuyan bilir aşk ipliğinin düğüm edildiğini. Okumamışsın sen okuyamamışsın. Okudum. Yazdım. Bilirim deyi gezinme. Yazarsın. Bilirsin ama gördüm ki okuyamazsın çünkü aşk değmemiş yüreciğine. Yüreğine aşk değmeyenler heriflikte avratlıkta erlikte dişilikte döl tutmada ararlar sevdayı. Bilmezler ki aşk sırdır bağlar kördüğümle iki yüreği ebede kadar. Sonra derler ki ardım sıra; Delidir! Ne yapsa yeridir. Ve dağlara salarlar seni. Adın çobandır! Adın Elif! Adın yalnızlık! Adın mektupçu! Adın KADIN! Adın YOK! Ve Adın ELİF! Bilmezleri bilen. Arayan kovalayan, içine saklayan, sevenleri birbirine beleyen, el bilmese de kendini bilen. Âşıkların arayıcısı, bir âşıklarca yüreği tam bilinen. Kınasını gülünür diye değil de taşlarını yüreğinden bildiğinden, kına taşından deren. Ele göre deli! Kalbime göre ben! Delilikse sevdiğinin kekik kokusunu son nefesine kadar içine gizlemek evet deliyim. Evet kadınım. Evet Elif’im ben. Kadın mısın sen! Adın ne! Sanın olmadan kadınlığın mı önde! Sevmiş misin sen sevdiysen söylesene şimdi sevdiğin nerede? İçine saklayamayanlar, örfü töreyi ad edip yüreğine kıyanlar sevdim demesin ulu orta öyle. Ne kadın ne erkek insanız böylece bir bilen bir anlayan gerek bize. Moderen dünyanızda var mı böyle; Sevdiğini ruhuyla seven kalbini gergef edip ölmeyenine söz söz mektup dizen. Er değilsin başında er olmalı dendiğinde, 69 kalbimde erimledir nikâhım diye gezen! Ölümü öldürmeyen ölenin kınasını elinde gezdiren…!!! Yoktur helbet. Var desen de inanmam. Şimdi aşkıma talibim demenin suç sayıldığı yer mi moderen dünya! Bitti diyen kadın mı okumuş? Kendinden kalbinden kalbinde ki kalpten vazgeçmek mi yenilik çağdaşlık o vakit! Hayır! Asıl bilen kadın kendinden, duygularından, istediklerinden, inançlarından, sanı olmadan adından ve aşkından vazgeçmeyen bunun için el âlem denilen obanın sözünün önünde söz söyleyip yalnızlığının gergefine aşkı nakşeden kadındır. Deli denilse de aldırmayan kendi doğrularının peşinde ki hürlüğünü hiçbir şeye değişmeyen kadındır… Kadınlık ne analıktır ne ana olmamak. Kadınlık sana verilen gönül hürlüğünün bayrağını indirmeden yaratılanı kendi gönlüyle okuyabilmektir. Kadınlık; Kadınım, anayım, bilirim demeden yazılanı okuyabilmektir. Kadınlık; Aşk ile yazılanı aşk ile okuyup yeni neslin gönlünü ilhamla dokuyabilmektir…

Sustu kadın! Sustu Elif! Sustum ben de. Bir türkü duyuldu kayaların en zirvesinde;

Kadındın! Hanımdın! Eliftin! Sevdim!

Ne kadınlığını ne Hanımlığını!

Ben senin yalnız Elifliğini sevdim diye öldüm…

Ayşe ÜNÜVAR

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu