Dini HikayelerMurat Canpolat

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 67. Bölüm

Dini Hikaye

Dini Hikaye; “Tevafuklar” 67. Bölüm

Süreyya Hanım, Fatma’yı annesine yolladıktan sonra evlilik hazırlığına başladı. Bu arada Faruk’un keyfine diyecek yoktu.  Hem o kazadan sonra ki sıkıntılardan sonra ayağa kalkmış hem de Fatma’yı gönülden sevdiğini anlamıştı. Aslında namaza başlamadan önce de onu seviyordu ama sırf başörtülü diye ona yakınlaşmak istememişti. İşte bu yüzden dolayı keyifliydi.

Süreyya Hanım, Emine Hanım’ı, Pınar Hanım’ı ve Hülya’yı düşünüyor, onların ne halde olduklarını merak ediyordu.

Almanya’da oğlunun yanında olduğu içi uzun süredir, onlardan haber alamamıştı. Bu yüzden telefonunu eline alıp Hülya’yı aradı. Hülya, telefonu açıp alo dedi, ama sesinde bir gariplik vardı. Bu yüzden ona:

‘Hülya, kızım ne oldu? Sesinde bir tuhaflık var sanki?’

Hülya, o sırada gözyaşları içerisinde babasından gelecek iyi bir haber bekliyordu.

Süreyya Hanım, Hülya’dan cevap gelmeyince soruyu tekrar sordu.

Kendisine yöneltilen soru üzerine sadece ‘babam’ diyebildi.

Süreyya Hanım, neler olup bittiğini bilmediği için içinden ‘bu kız hem babasından nefret ediyor hem de onun için ağlıyor’ diye geçirdi, ama bunu belli etmedi. Sadece ona babasının hangi hastanede yattığını sordu. Ardından Faruk’u da alıp tarif ettiği hastaneye gittiler.

Onlar hastaneye doğru giderken Selman Hoca, ameliyattan sağ salim çıkmıştı ve yavaş yavaş kendine geliyordu.

Süreyya Hanım, hastaneye vardığında Çetin, Hülya, annesi Pınar Hanım, Emine Hanım ve kızı Zeliha Dr. Mustafa’yı dinliyorlardı.

Dr. Mustafa onlara:

‘Gözünüz aydın, hastamız ameliyattan sağ salim çıktı. Ayrıca yavaş yavaş kendine geliyor’ deyince Hülya:

‘Dr. Bey onu ne zaman görebiliriz’ dedi gülümseyerek.

Dr. Mustafa, Hülya’ya dönüp gülümseyerek:

‘Bir saat sonra görebilirsiniz’

Dr. Mustafa, onlarla konuşup geri dönecekken Süreyya Hanım ve Faruk’u kendisine doğru gelirken gördü. Faruk’u ayağa kalkmış bir şekilde görünce oldukça mutlu oldu. Bu mutluluğunu ellerini kaldırıp dua etmek şeklinde gösterdi.

Süreyya Hanım ve Faruk, Dr. Mustafa’nın yanına varınca ilk önce hal hatır sorduktan sonra:

‘Önce Allah Teâlâ’nın sonra sizin sayenizde oğlum hayatta, ondan dolayı size ne kadar teşekkür etsem azdır’

Faruk, söze karışarak:

‘Hani, her şerde vardır bir hayır, derler ya. İşte o bende tecelli etti. Eğer o kaza olmasaydı, dinimizi öğrenmek belki de nasip olmazdı. İşte ondan dolayı bu kazanın başıma gelmesine şükrediyorum’

Dr. Mustafa, onların yanından ayrılınca vakit kaybetmeden Hülya’nın yanına vardı.

Hülya, onu görünce ayağa kalktı. Ardından onun yanına vararak sarıldı.

Süreyya Hanım, kendisine sarılan Hülya’ya aynı şekilde mukabele ettikten sonra ona:

‘Hülya, anlat bakalım neler oluyor. Ben Almanya’dayken neler oldu?’

Bu soru üzerine başından geçenleri teker teker anlattıktan sonra Faruk’a dönerek:

‘Az önce Dr. Mustafa’yla konuşmalarınızı dinledim. Allah Teâlâ’ya şükürler olsun ki, sende doğru yolu buldun’ dedi sevinçli bir ifadeyle.

Hülya, Faruk’la konuşurken Büşra nişanlısı Koray’la birlikte onların yanına geliyordu.

Hülya, kendisine doğru gelen Koray’ı görünce kızgın bir şekilde yanına varıp onun yakasından tutup sarstıktan sonra:

‘Senin ne işin var burada. Senin ve abinin yüzünden içki bataklığına düştüm. Şükür ki Yüce Mevlam, doğru yolu gösterdi de o bataklıktan kurtuldum’ dedi nefretle.

Onun konuşması karşısında boynunu büküp sadece ‘özür dilerim’ diyebildi ve oradan ayrılıp Büşra’nın yanına gitti.

Faruk, sinirle sağa sola dönüp dururken Hülya’nın sesini duydu. Onun kiminle konuştuğunu görmek için arkasına dönünce teyzesini ve Koray’ı gördü. Onları yan yana ve ellerini birleştirmiş bir şekilde görünce o da sinirle teyzesinin yanına vararak:

‘Teyze, sen –Koray’ı göstererek- bu kişiyle ne işin var. Hem de ellerinizi birbirlerinizle tutmuşsunuz’ dedikten sonra elini yumruk yapıp vuracakken elini havadayken birilerinin tuttuğunu hissetti. Elini kimin tuttuğunu görmek için geriye döndüğünde Dr. Mustafa’yı gördü.

Dr. Mustafa, onu sakinleştirdikten sonra:

‘Faruk, hani sen ameliyattan uyanır uyanmaz ezan sesi duymuş ve bu ezanı kim okuyor demiştin ya..’

‘Evet, demiştim. Yoksa…’ dedi, ezanı okuyanın Koray olabileceğini düşünerek.

‘Evet, tam tahmin ettiğin gibi, ayrıca şunu da sana söyleyeyim. Koray ve abisi Kaya, benim oğullarım. Korayı, yıllarca güzel bir şekilde eğittim. İmam hatibe gönderdim. Kuran hafızı olması için kurslara gönderdim, ama şeytan ne yapıp edip ikisini de ağına düşürdü. İkisi de içki müptelası oldu. Koray, sonunda o illetten kurtuldu, ama abisi…’

O ana kadar konuşmaları dinleyen Çetin araya girerek:

‘Dr. Bey, sözünüzü kesiyorum, ama oğlunuz Kaya hakkında yanlış düşünüyorsunuz’ dedi, onarlı meraklandırarark.

Bu söz karşısında başta Hülya olmak üzere hepsi dönüp ona baktılar ve ne diyeceğini anlamak için ağzının içine baktılar.

Çetin, Dr. Mustafa’ya söylediği sözden sonra susunca Hülya hiddetlenip sesini yükselterek:

‘Şu ağzındaki baklayı çıkarda hepimiz ne olduğunu bilelim’ deyince Çetin:

‘Hülya Hanım, sizi defalarca kurtaran o maskeli adamı hatırlıyor musunuz?’

‘Evet, de bununla Kaya’nın ne alakası var’ dedi Hülya, maskeli adamla onun alakasını kuramadığı için.

‘Çok alakası var. Çünkü O maskeli adamın ta kendisi…’ dedi Çetin, Hülya’yı hayretler içerisinde bırakarak.

Bu itiraf karşısında başta Hülya ve annesi şaşırınca Süreyya Hanım, araya girerek:

‘Ben onun maskeli adam olduğuna şahidim. Şimdi diyeceksiniz ki buna nasıl şahit oldun. Bunun cevabını şu şekilde cevap vereyim. O, beni Sinan denen o şerefsiz adamın elinden bütün servetimi kurtarmasıyla biliyorum’ dedi.

Hülya, bu seferde Süreyya Hanım’a dönerek:

‘Bunu nereden biliyorsun Süreyya teyze?’ dedi merakla.

‘Sinan, benim avukatımın ailesini alıkoyup kendisinden benim bütün servetimi kendi üzerine geçirmesi için tehdit etmiş. O da ailesini kurtarmak için benim evime geldi. Bir takım kâğıtlar imzalatmak isterken maskeli adam çıkıp ortalığı birbirine kattı. Ben polis çağırıp hırsız diye yakalatmak isterken polis komiseri her şeyi anlattı. Ondan sonra o da maskesini çıkarınca onun Kaya olduğunu anladım’ dedi Süreyya Hanım, onun maskeli adam olduğunu neden anladığını anlatırcasına.

Her şeyi öğrenen Hülya ve ailesi ne diyeceğini şaşırdı. İçlerinden en çok şaşıranda Hülya olmuştu. Çünkü o eski nişanlısıydı.

Çetin, onlara asıl şaşılacak şeyi az sonra açıklayacak daha da çok şaşırtacaktı.

Çetin, Emine Hanım’a dönüp ellerinden öpüp ondan özür diledi. Ardından cebinden bir kâğıt çıkarıp ona uzattı. Emine Hanım, kâğıdı alıp okuyunca gözleri yaşardı.

Zeliha, annesinin gözlerinin yaşardığını görünce ne oluyor dercesine annesine baktı. Annesi bunun üzerine elindeki kâğıdı ona uzattı.

Zeliha, kâğıdı alıp okuyunca Çetin’e dönüp ona:

‘Ne demek istiyorsun. Sen şimdi benim abim misin?’ dedi neler olduğunu anlamak için.

‘Evet, öyle’ dedi Çetin, ağlayarak.

Emine Hanım, bir taraftan ağlıyor Zeliha bir taraftan ağlıyordu. Onlar ağlaşırken o sırada Komiser Murat onların yanına geldi ve ne oluyor dercesine baktı.

Çetin, Komiser Murat’ı görünce:

‘Komiserim, sonunda aileme kavuştum’ deyince Komiser Murat:

‘Ailene kavuştuğuna sevindim’ dedi onunla tokalaşarak.

Hülya, onların konuşmasını duyunca iyice şaşırarak:

‘Durun bir dakika, siz tanışıyor musunuz?’ dedi merakla.

Komiser Murat, evet dercesine başını salladıktan sonra:

‘Hatta yıllardır peşinde olduğumuz Beyefendi ve onun çetesini onun sayesinde çökerttik’ dedi.

Çetin, Komiser Murat’ın sözü karşısında başını yere eğerek:

‘Aslında, maskeli adam yani Kaya olmasaydı ben hiçbir şey yapamazdım. O bize katıldıktan sonra kök söktürdü. Bütün yaptığımız işlere taş koydu. Odalarımıza kadar girip bizi tehdit etti. Bütün bunları yaparken öyle gizli yapıyordu ki onun maskeli adam olduğunu fark edemiyorduk bile….’

Bu sözü söyledikten sonra ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki Komiser Murat, onu susturdu.

Komiser Murat, Çetin’i susturduktan sonra Hülya’ya:

‘Eğer maskeli adam, yani Kaya olmasaydı. Sinan’a yardım eden içimizdeki casusu bile bulamazdık. Hatta bu çetenin başı olan, Beyefendi denilen kişinin kim olduğunu bile bulamazdık’ dedi

Hülya, onları hayretle dinliyor, kendi kendine muhasebe yapıyordu. Çetin’i ve Komiser Murat’ı dinledikten sonra Çetin’e dönerek:

‘Peki, sen onun maskeli adam olduğunu nasıl anladın?’ dedi merakla.

Çetin, bu söz üzerine biraz hüzünle biraz da gülümseyerek:

‘Emine Hanım’ı, yani annemi ve yanındakileri tutuldukları yerden alıp malikâneye getirdikten sonra amcam olacak o alçak adam gidip aileni malikâneye getirdim diyecektim. Bu maksatla onun odasına vardım. O, o sırada birileriyle benim hakkımda konuşuyordu. Bu konuşmanın sonunda her şeyi öğrendim, ama bunu teyit etmem gerekiyordu. Bu maksatla annemi buraya getirirken elime geçen bir tutam saçını alıp hastaneye gittim. Orada DNA testi sonucunda Emine Hanım’ın annem olduğunu anladım’ dedi Çetin, maskeli adamı nereden tanıdığını açıklarcasına.

Zeliha, araya girerek:

‘Abi, amcam olacak o alçak adam bizi nasıl tanıttı?’  diye sorunca Çetin, kardeşine dönüp şefkatle bakarak:

‘Benim canım kardeşim, amcam olacak o şerefsiz bana yıllarca sizi kötü olarak tanıttı’ deyince Emine Hanım, hiddetle:

‘Söyle bakalım, o şerefsiz kardeşim bizi nasıl tanıttı?’ dedi sinirle.

‘Oy anacım benim! Sizi nasıl tanıtmadı ki. Beni bebekken malikânenin önüne bırakıp kaçtığını, kötü bir kadın olduğunu, yıllar sonra ortaya çıkıp beni sevmediğini, benim sadece ayak bağı olduğumu o yüzden terk ettiğini söyledi. O yüzden yıllarca sizden nefret ettim. Hatta bundan dolayı diğer ailelerden bile nefret ettim’ dedi üzüntüyle

Süreyya Hanım, elini ağzına koyup:

‘Ne diyorsun? Demek bunu da yaptı ha!’ deyince Çetin, bu seferde Süreyya Hanım’a dönerek:

‘Evet, bunu da yaptı’ dedikten sonra annesine dönerek:

‘Anne, gerçekleri öğrendikten sonra içimden ona karşı intikam alma duygusu doğdu, ama bunu nasıl yapacaktım bilemiyordum. Bu düşünceler içerisinde dolanırken Kaya’nın odasının önünden geçiyordum. Onun kapısı her zaman kapalı olduğu halde bu sefer açıktı. Bu yüzden merak içerisinde içeriye girdim. O, o anda benim içeriye girdiğimi fark etmemiş elindeki kriptolu kutuyu açmaya çalışıyordu’

Zeliha, kriptonun ne olduğunu bilmediği için merak içerisinde abisine:

‘Kripto ne demek abi?’ deyince Çetin:

‘Kripto, şifre demektir kardeşim. Bir kimse önemli belgeleri kimsenin eline geçmemesi için şifreli bir kutuya saklar ve o şifreyi kendisinden başkası bilmez. İşte kripto bu demek’

Hülya, Çetin’i kendine çevirerek:

‘Peki, sen onun maskeli adam olduğunu nasıl anladın?’ deyince Çetin:

‘Hülya Hanım, kriptolu kutuyu maskeli adamın aldığını biliyordum. Ayrıca beni aniden karşısında görünce elleri ve ayakları birbirine dolandı. İşte bundan dolayı onun maskeli adam olduğunu anladım. Zaten ondan şüpheleniyordum. Çünkü o işe girmiş gireli işlerimiz hep ters gidiyordu’

Hülya, Kaya’ya kötü sözler söylediğini düşününce içi acıdı. Hâlbuki bu sözleri söylerken bile onu çok seviyordu. Aslında bu sözlerle niyeti onu doğru yola iletmekti. Fakat bu sözler onunla ayrılmasına sebep olmuştu.

Çetin, Hülya’nın düşünceler içerisinde kaldığını görünce merak içerisinde:

‘Ne oldu Hülya Hanım. Neden öyle düşüncelere içerisinde kaldınız?’ dedi merak içerisinde.

Hülya, bu sözler karşısında ‘hiiç’ dedikten sonra:

‘Sinan’ı en son gördüğümüzde bize maskeli adamın yakalandığını söylemişti, ama o gittikten sonra maskeli adam çıkıp bizi kurtardı’ deyince Çetin:

‘Evet, Hülya Hanım. Sinan maskeli adamı yani Kaya’yı yakalamıştı’ dedi Hülya’yı şaşırtarak.

‘Eee, o yakalandıysa bizi kim kurtardı?’ dedi Hülya, merakla.

Bu söz karşısında Çetin, annesine dönerek:

‘O, bendim anneciğim’ dedi saygıyla başını yere eğerek.

***********

Yazan – Murat CANPOLAT

Yazan – Murat CANPOLAT

HİKAYENİN BÜTÜN BÖLÜMLERİ

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65  66  67 

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu