Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XIII.Bölüm

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XIII.Bölüm

Hikaye Oku: Mustafa Bey, Hasan’la konuşurken onun bir ara duraksadığını gördü. Onun neden duraksadığını anlamadığı için, kendisini dinlemediğini zannederek ona darıldı. Daha sonra bu düşüncesinden vazgeçerek, onun neden duraksadığını anlamak için:

– Oğlum, benimle konuşurken neden öyle dalıp gittin. Söyler misin, neyin var senin?

Hasan, Mustafa Bey’in kendisine seslenmesinden sonra, daldığı hayalleri bırakıp, içinde bulunduğu zor durumdan nasıl kurtulabileceğini sormak için başından geçen bütün anlattı ve ailesine geri dönebilmek için bir çare göstermelerini istedi.

Mustafa Bey, Hasan’ın başından geçenleri dinleyince:

– Oğlum, önce senden, beni dinlemediğini zannederek darıldığım için özür dilerim. Sonra, bana öyle bir hikaye anlattın ki, sana nasıl geri dönebileceğini anlatmam imkânsız bir şey, o yüzden senin geri dönebilmen için ne tavsiye edebilirim.

Hasan, Mustafa Bey’le konuşurken o sırada kapı çaldı. Kapının çalındığını duyan Barış oturduğu yerden kalkarak merdivenlerden aşağıya inerek kapıyı açtı. Kapıyı çalan Ayşegül’ün annesi Sevim Hanım’dı. Sevim Hanım, kapı açılıp da Barış’ı karşısında görünce onun eve döndüğünü gördü ve sevinçle:

– Evine hoş geldin, Barış, dedikten sonra Ayşegül’ün babasının çok hasta olduğunu ve Ayşegül’ü görmek istediğini söyledi.

Ayşegül, annesinin sesini duyunca telaşla merdivenlerden aşağıya inerek annesine, babasına ne olduğunu sordu. Annesi, babasının durumunun iyice ağırlaştığını bu yüzden yanında olmasını istediğini söyledi. Ayşegül, babasının durumunun iyice ağırlaştığını öğrenince ayakkabılarını bile giymeden yalınayak evine doğru koştu. Ayşegül’ün ayrılmasından sonra Barış, Ayşegül’ün annesini alarak Ayşegül’ün arkasından onun evine doğru gittiler.

Barış, Ayşegül’ün evine doğru yaklaştıkça, yıllar önce bu evde yaşadığı tatsız olay aklına geldi. Yıllar önce bir gün babasından izin alarak işten çıkmış ve Ayşegül’le buluşmuşlardı. Akşama kadar beraber gezdikten sonra Ayşegül’ü evine bırakmak istemişti. Akşam olup Ayşegül’ün evine doğru yaklaşınca, Ayşegül’ün babası onları pencereden görmüş ve o hiddetle aşağıya inerek ‘kızımın peşini bırak artık. Onu akıllı, dürüst ve mal, mülk sahibi biriyle evlendireceğim’ diyerek bir sürü hakaretlerde bulunmuş ve kızını evlendireceği adamın, adamları tarafından dövülmüştü.  O gün, Ayşegül’ün gözleri önünde dayağı yedikten sonra yüzü gözü kan içerisinde kalmış, bunlar yetmezmiş gibi kızın babası tarafından hakaretler işitmişti. Bu yüzden, kızın babasının, evinin önünde Ayşegül’e son bir kez daha baktıktan sonra ağlayarak orayı terk etmek zorunda kalmıştı. Babası, o günden sonra dediğini yapmış ve Ayşegül’ü o adamla evlendirmişti. Ayşegül’ün evlenip, baba evinden gitmesi üzerine sonra iyice sinirleri bozulmuş, bu yüzdende evde sürekli kavga çıkartır olmuştu. Zaten evini terk etmesinin asıl sebebi de buydu.

Ayşegül evlenip gittiği o yerde, kocasının müsrifliği, kumar düşkünlüğü, yüzünden çok sıkıntılar yaşamış, kocasından dayak yemiş ve hiç mutlu olamamıştı. Bir süre sonra yediği dayaklara dayanamayan Ayşegül sık sık kocasının evini terk edip, babasının evine dönmüştü. Kocası, Ayşegül’ün her evi terk edişinde gelip Ayşegül’den özür dilemiş ve bir daha dayak atmayacağına, kumar oynamayacağına dair söz vermişti. Söz verip Ayşegül’ü geri getirmesine rağmen sözünde durmamış ve yine kumar oynayıp,  dayak atmaya başlamıştı. Yediği dayaklara dayanamayan Ayşegül’ün son defa evini terk edişinden sonra, Ayşegül’ün babası, damadını karşısına alarak:

– Kızımı dövmeyi bırak artık, eğer bir daha döversen. Bilmiş ol ki onu bir daha göndermem’ demiş ve Ayşegül’ü yine geri göndermişti. Kocası, Ayşegül’ün babasına söz vermesine rağmen yine dayağa başlayınca, bu seferde kendisi giderek Ayşegül’ü almış ve kocasına:

– Sen nasıl insansın, sende hiç vicdan, arlanma yok mu? Bir insan, emanet alıp kendisine helal kıldığı hanımını nasıl dövebilir ve hakaretler edebilir. Hem, sen nasıl kumar oynar, malını mülkünü müsrifçe harcarsın. Hem, sen bilmiyor musun, kumarın zararlı olduğunu, aile yuvasını parçaladığını, insanları birbirine düşman ettiğini. Sen ki bana sürekli gelip ben böyleyim, şöyleyim, kızını el üstünde tutarım demedin mi, dedi ve elini yumruk yapıp kafasına vurarak, bende eşeklik ki, seni araştırıp sormadan kızımı sana verdim, demiş ve ondan sonra kızını boşatmıştı. Ayşegül’ün babası,  kızını evlendirdikten sonraki günler aklına geliyor, elinden bir şey gelmediği kızına, ‘Kızım, kusura bakma, benim hırsım yüzünden çok sıkıntı çektin ve yine benim yüzümden Barış’ın babasıyla arası açıldı. Yine benim yüzümden Barış evini terk etmek zorunda kaldı.’ diyor ağlıyor, sürekli olanları düşünüyordu.

Ayşegül, Barış’ın geri döndüğünü babasına söylemesine rağmen, babası hiçbir şey duymuyor, kendi kendine ‘Ah! Barış bir gelsen, beni affettiğini söylesen, bu yaşlı kalbimi sevindirsen.’ diyor,  bu sözü sürekli tekrarlıyordu.  Babası bunları tekrar edip dururken, Barış o sıra evlerinden içeriye girip merdivenlerden yukarıya doğru ağır adımlarla çıkmaya başlamıştı. Ayşegül ‘baba, ne olur artık kendine gel.’ diyerek ağlaması üzerine gözyaşlarını silerek Ayşegül’ün babasının yattığı odaya koştu. Onun odasına girdiği zaman babası, zorlukla konuşuyor ve yine ‘Ah! Barış bir gelsen, beni affettiğini söylesen, bu yaşlı kalbimi sevindirsen.’ diyordu. Ayşegül’ün babası, Barış’ı görünce sevinçle hasta olmasına bakmadan yattığı yerden kalkmaya çalışarak ona:

–  Geldin mi, oğul? Dedikten sonra eliyle yanına oturmasını işaret etti.

Barış, onun ayağa kalkmaya çalıştığını görünce yanına giderek yatağa yatmasına yardımcı oldu ve ellerinden tutarak güler yüzlü bir şekilde:

–  Metin amca, niçin kendini bu kadar zorluyorsun? Hasta halinle ayağa kalkman, sizi daha çok zorlayacaktır, diyerek teskin etmeye çalıştı.

Ayşegül’ün babası, Barış’ın kendisine şefkatli bir şekilde karşılaması karşısında, ona karşı yıllar önce yaptığı hakaretler aklına gelerek utandı ve gözlerinden bir damla yaş düştü. Barış, Metin amcanın ağladığını görünce, onun ağlamasına dayanamayıp:

– Bak yine kendini üzüyorsun, demesi üzerine Metin amca, Barış’tan sözünü kesmeden kendisini dinlemesini isteyerek, Ayşegül’ü yanına çağırdı ve Barış’ın yanında oturmasını istedi. Ayşegül, babasının isteği üzerine oturduğu yerden kalkıp Barış’ın yanına oturdu. Metin Bey, kızının, Barış’ın yanına oturmasından sonra ellerini yorganın altından çıkardı. İkisinin de kendisine yaklaşmasını isteyerek,  hem Barış’ın hem de Ayşegül’ün elinden tuttu. Her ikisine de kendisi konuşurken sözünü kesmemelerini isteyip Barış’a dönerek:

– Barış, oğlum. Senin eve dönmene çok sevindim, dedi ve ardından yine bir damla gözyaşı döktü. Ayşegül, babasının ağladığını görünce ‘kendini neden bu kadar üzüyorsun’ demesi üzerine Babası, kızına dönerek ‘Sana, benim sözümü kesme dememiş miydim’, diyerek sitem etti. Ayşegül, babasının sitemi üzerine ondan özür dileyerek, babasının sözünü bir daha kesmeyeceğine dair söz verdi. Kızının özür dilemesinden sonra tekrar Barış’a döndü ve ona:

– Oğlum, senden nasıl özür dileyeceğimi bilemiyorum. Bana ne yapsan, ne desen haklısın.  İkinizin de birbirinizi sevdiğinizi bildiğim halde üç kuruş para için sizi birbirinizden ayırarak sana bir sürü hakaretler ettim, böyle yaparak hem kızımı, hem kendimi hem de seni mahvettim, dedi.

Metin Bey, Barış’la konuşurken geçmişi düşünüyor, bu işi nasıl düzeltebilirim, diye kafasında hesaplar yapıyordu. Çözüm bulamayınca da kahroluyor, içi içini yiyordu. Barış, Metin Bey’in, geçmişi düşündükçe üzüldüğünü görünce, sözünü keserek:

– Metin Amca, bu kadar kendini zorlamasan olmaz mı?

Metin Bey, sözü kesilince ona da sitem ederek:

– Oğlum, kendimi zorladığımı biliyorum, ama bunları söylemek zorundayım, dedi ve şöyle devam etti.  Kızımı evlendirmeden önce gözümü o kadar para hırsı bürümüştü ki, gözüm hiçbir şeyi görmüyor ve sadece kızımı evlendirdiğim zaman bana gelecek paraları düşlüyordum. Kızımı mal, mülk sahibi biriyle evlendirip, mutsuz olduğunu görünce yaptığım hatayı anladım, ama iş işten geçmişti, dedi ve kızından bir bardak su istedi. Ayşegül, suyu getirip içtikten sonra, işin aslı benim para hırsım değil dedikten sonra:

– Aslında, kızımı sana vermememin sebebi, başkaydı.

Barış, kızını vermeme sebebinin başka olduğunu duyunca, oturduğu yerden kalktı ve Metin Bey’in yattığı yatağa oturarak:

–  Nasıl yani? Arada başka meseleler mi var?  Diye sordu.

Metin Bey, evet dedikten sonra:

– Asıl sebep babanla ilgiliydi. Kızımla, sen doğmadan evvel, babanla çok iyi dosttuk. Yediğimiz, içtiğimiz ayrı gitmezdi. Onun güldüğüne ben güler, onun ağladığına ben ağlardım. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra siz doğdunuz.  Siz doğduktan sonra o kadar sevinmiştik ki, birbirlerimize ‘Bunlar büyüdüklerinde, birbirlerini sevip evlenseler’ diyor, o şekilde çocuklarımızı büyütüyorduk. Aradan aylar, yıllar geçti ve çocuklarımız büyüyüp birbirlerini yavaş yavaş sevmeye başladılar. İşte, zaten ne olduysa ondan sonra oldu. Babanla aramızda anlaşılmayan bir sebep oldu ve birbirlerimize küstük. Baban, kızımla görüşmene bir şey demezken, ben kızımla görüşmeni istemiyor, karşı çıkıyordum. Kocası olacak o adam karşıma çıkıp, kendini iyi tanıtıp, kızımı bir eli balda, bir eli yağda olacak demesi üzerine, beni para hırsı bürüdü ve kızımı onunla evlendirdim. O adamla evlendirdikten sonra artık kızım mutlu olacak, onun sayesinde bana da bol para gelecek diye düşünmeye başlamıştım. Ama, durumun böyle olmadığını, o adamın kumarbazın teki olduğunu, kumar tutkunluğu yüzünden kızıma sürekli dayak attığını ve kızımın bu yüzden mutsuz olduğunu gördüğümde anladım. Kızımı başkasıyla evlendirdikten sonra, sen babanla tartışıp, buraları terk edip gittiğini bilmeden, hatamı telafi edebilmek için evinize gelip kapıyı çaldım. Kapıyı babanın açtığı gördüm ve ondan bütün yaptıklarım için özür diledim ve seni sordum, dedi ve çok yorgun olduğunu biraz dinlendikten sonra anlatmaya devam edeceğini söyleyerek, kızıyla Barış’ın odadan çıkmadan başında beklemelerini rica ederek uykuya daldı.

Metin Bey, uykuya dalmıştı, ama uyumuyor, uyuyor gibi horultular çıkartıyordu. Çünkü maksadı, kızıyla Barış’ın eskisi gibi birbirlerini sevip sevmediklerini öğrenmek için öyle davranmıştı. Uyuyor gibi horultular çıkarmaya başladığı sıra gözlerinin birini hafifçe aralayarak, onların hal ve hareketlerini izlemeye durdu. Gözünü aralayıp izlemeye başladığında, onların birbirlerini ellerini tutup karşılıklı güzel sözler söylediklerini duyunca içi rahat etti ve bu sefer gerçekten uyumaya başladı.

Bir saat kadar uyuduktan sonra uyandı ve Barış’ın kızının yanında olup olmadığını kontrol etti. Barış’ın, kızının yanında olduğunu ve muhabbet ettiklerini görünce, birbirlerine olan sevgilerinin daimi olduğuna iyice kanaat getirerek Barış’a seslenerek yatağının yanına oturmasını istedi. Barış, kendisine seslenildiğini duyunca Ayşegül’le konuşmayı bırakıp Metin Bey’in yanına oturunca:

– Babana, seni sorunca baban bana kızını evlendirdikten sonra, buna daha fazla dayanamayıp, buralardan ayrıldığını ve nereye gittiğini bilemediğini söyledi ve sitemli bir şekilde ‘Yaptığını beğendin mi? Bir inat uğruna hem kızını yaktın hem oğlumu. Oğlum geri gelmezse bunun hesabını, kendi vicdanında hesabını nasıl vereceksin, dedikten sonra yüzüme kapıyı sert bir şekilde kapattı. Bende, babanın sözü üzerine, senin ayrılmana ve kızımın üzülmesine sebep olduğum için iyice üzülmeye başladım. Bu üzüntünün tesiriyle de hasta oldum ve bir türlü düzelemedim. Sen, evi terk edince hasta olduğum ve kızımdan başka bakacak kimsemiz olmadığı halde, yaptığım hatanın bir nebzede olsa hafiflemesi amacıyla kızımı annene yardım etmesi için her gün sizin eve gönderdim.

Barış, Metin amcanın sözümü kesmeden beni dinleyin, demesine rağmen onun sözünü tekrar keserek:

– Metin amca, biliyorum sözümü kesmeden beni dinleyin dediniz ama şunu söylemek zorundayım. O gün bana hakaret ettikten sonra kalbim o kadar kırılmıştı ki sizi asla affetmeyeceğimi kendi kendime söylüyordum. Fakat bir süre sonra düşündüm ve yapılan hata nasıl olursa olsun bir insanı affetmenin ne kadar büyük bir mutluluk olduğunu düşündüm ve sizi gönülden ta o gün affettim.

Metin Bey, affedildiğini duyunca sevinçten sanki bir daha susmayacak gibi ağladı. Mehmet Bey, Barış tarafından affedildiğini duyunca bu seferde kızına dönerek:

– Benim yüzümden hem sevdiğinden ayrıldın hem de çok sıkıntı çektin. Bu yüzden ne olur beni affet, eğer affetmez isen beni çok büyük kederlere bırakmış olursun, dedi. Ayşegül, babasının kendisinden af dilemesi üzerine, o da güler yüzle babasına:

–   Affetmemek, ne demek baba. Elbette ki affettim. Bir evlat ile baba et ile tırnak gibidir, birbirlerinden hiçbir zaman ayrılamazlar. Hem, sen beni o adamla evlendirip çektiğim o sıkıntılı günlerimde yanımda olmadın mı? O evi her seferinde terk edip yanına geldiğim zaman güler yüzle karşılamadın mı? Beni istemediğim biriyle evlendirdiğin zaman sana ne kadar darılsam da o sıkıntılı günlerimde hep sen benim arkamda durdun. Bu yüzden her zaman sana minnettarım.

Metin Bey, kızı tarafından da affedildiğini duyduktan sonra kendini daha iyi hissetmeye başladı. Konuşmasının bile düzeldiğini hissediyordu. Kendisinin düzeldiğini hissedince yavaş yavaş yattığı yerden doğrulmaya başlayıp ayağa kalktı. Barış’la kızını kucaklayarak ‘evlatlarım bilseniz beni ne kadar çok mutlu ettiğinizi’ diyerek mutluluğunu dile getirdi. Daha sonra Barış’a dönerek, bu işi daha fazla uzatmadan, akşama gelip kızını istemelerini söyledi. Barış ve Ayşegül bunu duyunca ikisi de sevinçten adeta deliye döndüler. Barış o sevinçle Ayşegül’ün evinden öğle bir hızlı çıktı ki, dışarıya çıktığı zaman az kalsın yere kapaklanacaktı.  Barış’ın evden çıkması üzerine Metin amca, Barış’ın aksadığını gördü ve kızına:

–   Söyler misin kızım, Barış neden aksıyor?

Ayşegül, babasının sorusu üzerine Barış’ın başından geçenleri olduğu gibi anlattı. Metin amca, olanları duyunca:

–   Onun başına gelenlere hep ben sebep oldum. O gün ona hakaret etmeyip evden kovmasaydım. O da gidip Babasıyla tartışıp evden ayrılmaz ve bunlar başına gelmeyebilirdi, diyerek üzüntüsünü belirtti.

Ayşegül, babasının yine geçmişi düşünerek üzülmesi üzerine, elini babasının omzuna uzatarak:

–   Olan olmuş bir kere, onun için üzülmeye hiç gerek yok. Onun için bundan sonra, geçmişe değil de geleceğe bakalım.

–   Peki, kızım. Senin dediğin olsun, bundan sonra geçmiş düşünmemeye çalışacağım.

Barış, Ayşegül’ün evinden ayrıldıktan sonra heyecan içerisinde evine koştu. Eve girerek annesini aradı. Annesinin mutfakta yemek pişirdiğini görünce hızlı adımlarla yanına giderek nefes nefese akşama hazırlık yapmasını söyledi. Annesi, Barış’ın telaşlı bir şeklide nefes nefese kaldığını görünce:

– Dur hele telaş etme. Kendine gel de öğle konuş, dedi. Barış kendini biraz toparladıktan sonra Metin amcanın kızını vermeye razı olduğunu ve akşama gelip istemelerini söyledi. Annesi bunu duyunca elleri ayakları birbirine dolanarak:

– Hemen akşama istemek de nereden çıktı oğul. Hem kızı gidip istedik diyelim, ne götüreceğiz onlara. Doğru dürüst bir hazırlığımızda yok ki onları götürelim.

Barış, annesinin telaşını görünce Metin amcanın ilk deneyiminden sonra öyle şeyler isteyeceğini sanmadığını söyleyerek, telaş etmemesi gerektiğini bildirdi. Annesi, oğlunun sözlerinden sonra biraz toparlanarak dükkâna gidip babasına durumu haberdar etmesini söyleyerek hazırlığa girişti.

O gün akşam olunca hep beraber Metin Bey’in evine giderek kızı Ayşegül’ü, Barış’a istediler. Metin Bey, kızını mal mülk sahibi biriyle evlendirip sorunlar yaşayınca, aynı sorunlarla karşılaşmamak için Barış’a, kızını her türlü zorluğa karşı koruyup kollayacağına, eziyet etmeyeceğine dair söz verirse o zaman kızını ona vereceğini söyledi. Barış, söz verince, kızını ona vermeye razı oldu ve birbirlerini tanıdıklarına göre sözü fazla uzatmadan düğünlerinin bir hafta sonra yapılmasını istedi.

Barış’ın babası, Metin Bey’den düğünün bir hafta sonra yapılmasını istediğini duyunca, düğüne dair hiçbir hazırlık yapmadıkları için telaşlanarak:

–   Ama, bu nasıl olur Metin Bey, bir hafta sonrası için hiçbir hazırlığımız yok, diyerek durumunu bildirdi.

Metin Bey, oturduğu yerden doğrularak Mustafa Bey’in yanına oturdu. Onun sırtını sıvazlayarak:

–   Siz hiç telaş etmeyin Mustafa Bey. Bütün düğün hazırlıklarını ben yapacağım. Hem belki benim kızımla oğluna karşı yaptığım hatalara karşı bir nebzede olsa bir kefaret olur.

Metin Bey, Mustafa Bey’le konuştuktan sonra Barış’ı karşısına alarak:

– Bak oğlum! Gerçi, biliyorum. Sen, kızımı hiçbir zaman üzmez ve el üstünde tutarsın, ama bir baba olarak yinede söylemek zorundayım. Kızım, sana emanet olarak geliyor. Aldığın emaneti iyi koru ve gözet. Ona hiçbir zaman kötü söz söyleme. Onu küçük düşürecek, kalbini incitecek davranışlarda bulunma. Ona giydiğinden giydir ve yediğinden yedir. Bütün bu söylediklerimi yapacak ve ona göre adımını atacaksan kızımı sana vereyim. Yok, eğer, ben bunları yapamam diyorsan şimdiden bu işten vazgeç.

– Bütün söylediklerinizi yapacak ve kızınızı elimden geldiği kadar el üstünde tutmaya çalışacağım.

Metin Bey, Barış’la konuştuktan sonra bu sefer de kızına dönerek:

–  Bak, kızım! Sana söylüyorum. Gideceğin evde huzurlu olmak istiyorsan, bu söylediklerime kulak ver. Kocana hiçbir zaman karşı gelme ve ona itaat et. Kocanın evini devamlı temiz tut ve yemeğini zamanında karşısına getir. Onun hoşlanmadığı davranışlarda ve sözlerde bulunma. Kalbini incitecek, gözünü dışarılarda olmasına sebep olacak durumlarda bulunma. Kocanın akrabasına karşı hürmet et.

– Tamam, baba söylediklerinin hepsine uyacağım.

–  Mademki, ikinizde bana söz verdiniz. O zaman, ikinize de söyleyeceğim şu sözleri ve önceki söylediğim sözleri hiçbir zaman unutmayın ve hayatınıza tatbik edin, şayet bu söyleyeceklerimi uygularsanız göreceksiniz ki ömür boyu mutlu olmuşsunuz, dedi ve nasihatlerine şöyle devam etti. Aranızdaki sevgi bağlarını hiçbir zaman bozmayın, birbirinize karşı anlayışlı ve hoşgörülü davranın. Aranızdaki en ufak hataları bile olsa görmezden gelmeye çalışın.

– Peki, baba dediklerine uyacağım.

– Peki, baba dediklerine yerine getirmek için gayret edeceğim.

Aralarındaki bu konuşmalardan sonra, evlilik için bütün hazırlıklar tamamlandı ve bir hafta sonra anlı şanlı bir düğün yapıldı. Bu düğün sayesinde Barış ve Ayşegül sonunda muratlarına erdiler. Hasan, düğün yapıldıktan birkaç gün sonra izin isteyerek ailesini çok özlediğini ve bir yol bulup onlara ulaşması gerektiğini söyledi. Barış ve Ayşegül’ün ailesi ona çok teşekkür ederek, onu kapının önüne kadar uğurladılar. Galip kaptan, kapının önüne çıkan Hasan’a beklemesini söyleyerek o da hazırlığını yapıp Mustafa amcasıyla vedalaşarak kapının önüne çıktı. Kapının önünde beklemekte olan Hasan’a dönerek:

– Eğer, istersen ailene kavuşmanın bir yolunu beraber bulabiliriz, dediği sırada Hasan’ı her zaman peşinden kovalayan o kara bulut tekrar ortaya çıktı. Onlar karabulutu görünce bu da neyin nesi diyerek birbirlerine bakındılar. Hasan, onları o şekilde görünce telaş etmemelerini söyleyerek, o karabulutun kendi peşinde olduğunu söyledi ve o hızla koşarak oradan uzaklaştı. Onun ayrılmasından sonra karabulut da peşinden gitti. Hasan’ın ayrılmasından sonra Barış’ın ve Ayşegül’ün ailesi onun peşinden sadece bakmakla yetinerek evlerine geri döndüler.

Murat CANPOLAT

Hikayenin I. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin II. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin III. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin V. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin X. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXI Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXIII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

 

 

 

 

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu