Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXII. Bölüm

Gizemli Yolculuk

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXII. Bölüm

Kral, kardeşiyle sarmaş dolaş olup, birbirlerine olan bağlılıklarının ne kadar güçlü olduğunu gösterdikten sonra, kardeşiyle beraber Hasan’ı da yanlarına alıp bütün ülkeyi dolaşmak için yola çıktılar. Gittikleri her şehir, kasaba ve köylerde kardeşinin ve danışmanın yaptıklarını affetmelerini isteyerek ilerlediler. Kimle karşılaştılarsa hepsi onları affettiklerini söylediler. Gittikleri her şehir, kasaba ve köylerde affedilerek ilerliyorlardı ama her gördükleri yerlerde insanlar mutsuzdu, kimi insanlarda hastalık kapmış gibi zayıftı.  Ekinleri sanki bir şeyle kemirmiş gibiydi. Ayrıca ağaçlarda aynı şekildeydi. En son bir şehre geldiklerinde şehir mutsuz, hayattan kopmuş ve birbirleriyle kavgalı olduklarını gördüler. Kime gidip kralın kardeşini ve danışmanı affetmelerini istedilerse, onları asla affetmeyeceklerini söylediler.

Kralın kardeşi son köyde duyduklarından dolayı umutsuzdu, ne yapacağını bilemiyordu. Bütün yapmış olduklarından dolayı o kadar pişmandı ki, yolda gördüklerinden ve en son gittikleri yerde gördüğü muameleden dolayı içinde fırtınalar kopuyor, hatasını telafi edebilmenin hesaplarını yapıyordu. İçindeki hesaplarla uğraşırken bir ara krala dönerek yolda gördüklerinin ve buradaki insanların neden böyle mutsuz olduğunu sordu. Kral, kardeşinin sorusu üzerine:

–  Hatırlıyor musun, kimyasal madde üretip, üzerinde denediğin o hayvanları? İşte bütün bunlara sebep olan, işte o hayvanlar.

–  Ben, ne yapmışım böyle, deyip elini yumruk yaparak kafasına vurarak dövünmeye başladı. Elini kafasına vurmaya devam ederken, aklına kimyasal maddeyi üretip peşine panzehirini de ürettiği aklına geldi. Panzehir işe yarayabilir fikriyle krala, gemiyi bir müddet kendisine vermesini istedi.

Kral, kardeşinin gemiyi neden istediğini merak ederek:

–   Gemiyi niçin istiyorsun?

–   Kralım, ben o kimyasal maddeyi üretip peşine de panzehirini üretmiştim. Sen, beni yakalayıp hapse attırmak istediğin o günde, ben panzehiri kullanıp garip hayvanları eski haline getirmek istemiştim. Ama, sen beni yakalayıp hapse atacağın zaman korktum ve bunu uygulayamadım. Şimdi, onu kullanmanın tam zamanı, onun için gemiyi senden istiyorum, diyerek kraldan gemiyi aldı ve panzehiri ürettiği şehre gitti. Orada panzehiri alarak nerede o garip hayvanlar varsa üzerlerine sıktı. O garip hayvanlar üzerlerine panzehir sıkıldıkça normal hallerine döndüler. Garip hayvanlar düzeldikçe de insanlar mutlu olmaya başladı. Ağaçlar kemirilmekten, ekinler talan edilmekten kurtuldu. Ülkede işler yoluna girince kendisini affetmeyeceklerini söyleyen o şehre gitti. O sırada kral ve Hasan oradaydılar ve kendisini sabırsızlıkla bekliyorlardı.

Kralın kardeşi, gemiyi düz bir ovaya indirip kralın yanına giderek, her şeyin düzeldiğini ve ülkenin huzura kavuşmaya başladığını bildirdi. Kralla konuşurken, kendisini affetmeyen insanlarda oradaydı ve konuştuklarını duyuyorlardı. Yüz simalarından kendi kendilerine ‘mademki her şey düzeldi, o halde bizde onu ve danışmanı affedelim’ dedikleri anlaşılıyordu. Oradaki halk içlerinden bir temsilci seçerek krala gönderdiler. Bu kişi kralın yanına gelerek danışmanı ve kardeşini affettikleri söyledi ve birbirlerine kavgalı olan aileleri nasıl barıştıracaklarını bilmediklerinden, kraldan yardım istedi. Kral, onu dinledikten sonra ‘bir çaresini buluruz’ dedikten sonra onlara yardım edeceğine dair söz verdi ve o gelen kişiye kavgalı olan ailelerin hepsini bir arada karşımda görmek isterim, diyerek emir verdi. Kraldan emir alan o kişi, kavgalı olan ailelere giderek kralın emrini tekrarladı. Kavgalı olan aileler, birbirlerini görmek istememelerine rağmen, kralın emri olduğu için hepside geleceklerini söylediler.

Kral, kavgalı olan ailelerin karşında toplanması üzerine hepsine birden neden kavgalı olduklarını sordu. Kralın sorusu karşısında, kavgalı olan ailelerin hiç birisi suçu üzerlerine almak istemedi ve hep birbirlerini suçladılar. Hep bir ağızdan konuşup, suçlunun kim olduğunun anlaşılmaması üzerine kral hepsini susturdu ve aralarında bir temsilci seçmelerini, sadece onun konuşmasına izin vereceğini söyledi. Kavgalı olan aileler uzunca bir tartışmadan sonra kralla konuşup, kavgalı aileleri bir araya toplayan kişiyi seçtiler. Seçilen temsilci, onların yanına giderek hepsinin sıkıntısını dinleyerek kralın yanına döndü. Kral temsilciye:

–  Söyle bakalım, dertleri neymiş ki sürekli birbirleriyle kavga ediyorlar?

Temsilci kralın karşısında hazır ol da durarak:

–   Kralım, onların hepsini dinledim. Sorunun çözülmesi zor gibi görülüyor,  ama gayet basit.

–   Nasıl yani?

–   Kralım, bu köy susuz bir köy. Su uzaklarda bir dağın yamacında bir kuyuda çıkıyor. Biz ve bu kavgalı aileler su alabilmek saatlerce yol yürüyüp o dağın yamacına varıyorlar. Biz sıramızın gelmesini beklediğimiz halde kavgalı aileler biraz yorgunluk, biraz da sabırsız olduklarından kimse sıra beklemek istemiyor. Bu yüzden kuyunun başında sürekli kavga çıkarıyorlar. Bu kavgalar yüzünden birçok yaralı ve ölüm vakası oldu. Biz bu kavgaları ne kadar önlemeye çalıştıysak da bir türlü önleyemedik, dedikten sonra. Kralım bizim suyu buraya getirmemize gücümüz yok. Eğer siz suyu buraya getirtebilirseniz, o zaman her şey düzelmiş olur.

Kral, temsilciyi dinleyip, onun omzuna şefkatle dokunarak:

–   Suyu buraya ben getireceğim, dedi ve arkasından gemisine binerek bahsedilen kuyunun başına giderek incelemelerde bulundu. Bir haftalık çalışmadan sonra suyu, susuz olan şehre getirmeyi başardı. Su şehre gelince herkes bayram edip, birbirlerine sarılmaya başladılar. Hatta kavgalı olan aileler suyun şehre gelmesinden sonra birbirlerine sarılıp, bir daha aralarında kavga yapmayacaklarına dair söz verip barıştılar.

Kavgalı olan aileler birbirleriyle barışınca, kral onlarla vedalaşarak gemisine binip sarayına geri döndü. Kral, sarayına dönüp kardeşiyle barışınca Hasan’a dönerek:

– Ülkemde kalmak istemez misin? Diye sorunca Hasan:

– Kralım, sizinle ilk karşılaştığım zaman da, buralara nasıl geldiğimi bilmediğimi ve ailemin yanına dönebilmek için yol aradığımı söyleyerek yanınızda kalmak istememiştim, diyerek onlarla vedalaştı. Kendisini buraya getiren aynanın olduğu yere doğru yola çıkmışken aklına bir soru takılarak, kralın yanına geri döndü. Kralın yanına çıkıp da, kral Hasan’ı tekrar karşısında görünce şaşkınlıkla:

– Hayrola! Sen gitmemiş miydin? Diye sordu.

Hasan, kralın sorusu üzerine, ‘aklıma bir soru takıldı. Onu sorup öğrenmek için geri döndüm’ diyerek krala:

– Kralım, o garip hayvanlar, nasıl oldu da size saldırmayı bırakıp, ekinlerinize ve ağaçlarınıza saldırmaya başladı.

Kral, bu soru karşısında gülerek:

– Hatırlıyor musun, hani sen bana bu garip hayvanların müzikten etkilendiklerini söylemiştin.

–   Evet, hatırlıyorum. Size bunu ben söylemiştim.

–  İşte, bize öğrettiğin bu formülü, o garip hayvanlarla her karşılaştığımızda uyguladık. Bunun üzerine, bu garip hayvanlarda, bize saldırmayı bırakıp, taktik değiştirerek ekinlerimize ve ağaçlarımıza zarar vermeye başladılar.

Hasan, aklına takılan soruyu, krala sorup öğrendikten sonra ona:

– Umarım, bundan sonra bu tür sorunlarla karşılaşmazsınız, dedikten sonra onunla tekrar vedalaşarak aynanın olduğu yere doğru yola çıktı. Aynanın olduğu yere gelince, ayna kendisini bekliyormuş gibi halen daha oradaydı ve ışıl ışıl parlıyordu.  Aynanın yanına gelince ona doğru baktı. Aynaya doğru bakıp, ayna içinde dönmeye başlamasıyla olduğu yere yığılıp kaldı. Kendine geldiği zaman karanlık mağaranın içindeydi. Yalnız bu sefer mağaranın her tarafı aydınlıktı ve her tarafında sarkıt ve dikitler rahatlıkla görülebiliyordu. İçerisi bahar havası gibi kokuyor, o koku insanı adeta mest ediyordu. Bahar kokuları arasında ilerleyerek mağaradan çıktı. Mağaranın önünde şelalenin yine akmaya devam ettiğini gördü. Mağaranın önüne gelip tam çıkmaya hazırlanırken ayağını bastığı taş yerinden koparak Hasan’ın dengesinin bozulmasına ve şelaleden aşağıya doğru düşmesine sebep oldu.

Hasan, şelaleden aşağıya suya suyun içine düşünce çırpınmaya, sudan kendini kurtarmaya çalıştı. Zorla da olsa sudan kurtularak bir ağaca tutundu. Ağaca çıkarak ne tarafa gidebileceğini görmeye çalıştı. Önünde ucu bucağı görülmeyen yemyeşil bir ova görünüyordu. Çıktığı ağaçtan inerek ovanın içinde yürümeye başladı.

Hasan, yeşil ovanın ortasında tek başına kalınca şaşkın şaşkın etrafa bakıp yürümeye başladı. Şaşkın bir şekilde etrafına bakınırken kendisini her seferinde ikaz eden beyaz kuş yine ortaya çıkıp kafasına konarak:

– Şaşkın şaşkın etrafa bakacağına arkana dön de, arkandan ne geldiğine bak, dedi ve geldiği gibi uçarak ortadan kayboldu. Hasan, beyaz kuşun ikazı üzerine arkasına dönünce geriden kendisine doğru beyaz bir şeyin yaklaştığını gördü. Dikkatli şekilde bakınca onun Doğu ve Batı Kapısında gördüğü atın kendisi olduğunu anladı. At iyice yaklaşınca başından tutarak sevmeye başladı. Atı severken, at yine kanatlanarak dile geldi:

– Ey insanoğlu! Eğer yolunu bulmak istiyorsan üstüme bin, yelelerime sıkı tutun, gideceğin yere götüreyim. Yalnız dikkat et, üstümdeyken yelelerimi sakın bırakma.

Hasan, yolun sonunda atla karşılaştığı için, bu sefer şaşırmayıp atı dinleyerek, onun üzerine bindi. At kanatlarını açarak havalandı ve birlikte uçmaya başladılar. Güney tarafında atın üzerinde uçarken, Doğu ve Batı tarafında olduğu gibi atın üzerinden düşmemek için, atın yelelerinden sıkı sıkı tutunmaya çalıştı. Atın yelelerinden sıkı bir şekilde tutunup beraber uçarlarken o sırada karabulut ortaya çıktı ve ‘burada uçmanıza izin vermeyeceğim’ diyerek etraflarında dönmeye ve onların uçmasına engel olmaya çalıştı. At ve üzerindeki Hasan, bir taraftan ‘bu karabuluttan nasıl kurtulabileceğiz’ diye düşünürken, bir taraftan da karabulutu seyrediyorlardı. Onlar, bu düşünceler içerisindeyken karabulut, batı tarafında olduğu gibi şiddetli bir rüzgâr meydana getirerek, onların uçmasına engel olmaya çalıştı. Her ikisi de kuvvetli esen rüzgâra karşı direnerek uçmalarına rağmen, bir müddet sonra kuvvetli rüzgâra karşı dayanamadılar ve o hızla aşağılara doğru düşmeye başladılar. At, aşağılara doğru düşerken bir yandan dengesini düzeltmeye çalışıyor, bir yandan da Hasan’a: ‘dengemi sağlamaya çalışırken yelelerimi sıkı tut’ diyordu. At, bir müddet sonra dengesini sağlayarak tekrardan havalandı ve iki yol ayrımına kadar beraber uçtular. İki yol ayrımına gelince aşağıya indiler. At, yere inince Hasan’ı sırtından indirdi ve onunla vedalaşarak geldiği gibi hızla yükselerek uçup gitti.

Yazar: Murat CANPOLAT

Hikayenin I. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin II. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin III. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin V. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin X. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXI Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXIII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

 

 

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 4 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı