Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXI. Bölüm

Gizemli Yolculuk

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXI. Bölüm

Hasan, dağdan aşağıya doğru inerken kafasındaki düşünce, dağın ortasında karşılaşıp su içtiği oğullarının isimlerinin olduğu çeşmenin yerinde olup olmadığıydı. Bunları düşünerek aşağıya doğru iniyor, hep o çeşmeyi düşünüyordu. Dağın ortasına doğru yaklaşınca uzaktan çeşmenin orada olduğunu gördü. Oğullarının isimlerini tekrar görme umuduyla hızla çeşmeye doğru yöneldi, fakat umudu çeşmenin yanına gelince söndü. Çünkü oğullarının isimleri çeşmeden silinmişti. Oğullarının isimlerini göremeyince üzüldü, ama yapacak bir şey yoktu. Yollarına devam etmeleri gerekiyordu, bundan dolayı çeşmeden su içerek fazla beklemeden dağdan aşağıya doğru inmeye devam ettiler.

Dağdan aşağıya inerek ormana doğru yol aldılar. Ormana yaklaştıklarında ormanın ve içindeki hayvanların düzeldiğini, normal hallerine geldiklerini gördüler. Ormanın içine girip, yollarına oradan devam ettiler. Bir ara Hasan’ın ormanın içine girdiğinde ilk karşılaştığı ve Danışmanın bütün yaptıklarına pişman olmasına sebep olan ceylanla karşılaştılar. Ceylan onları görünce hiç yerinden kıpırdaman onlara adeta ‘teşekkür ederiz, bizi normal hale getirdiğiniz için’ der gibi baktı ve sıçraya sıçraya hızla yanlarından uzaklaştı. Tam ormandan çıkacakları zaman, kendisine yol gösteren aslanla karşılaştılar. Aslan, adeta onlara teşekkür edercesine etraflarında döndü ve onların yanına gelerek Hasan’ın ellerini yaladı. Başını yere eğerek, kralın kardeşinin ayaklarına süründü. Daha sonra kükreyerek, o da ceylan gibi yanlarından hızla uzaklaştı.  Ormanın içinden geçip havanın devamlı bozuk olduğu, sürekli sıcak rüzgârların estiği kasabaya geldiler. Kasabada hava bile normalleşmiş, her şey güzelleşmişti. Kasabanın insanları bile mutlu görünüyordu.

Hasan, kafasını yere eğip içinden ‘acaba bu kasabaya ilk geldiğim zaman karşılaştığım genç adam ne oldu’ diye düşünerek ilerlerken karşına yaşlı bir adam çıkıp ona:

–   Merhaba, evlat, diye hitap edince, kafasını kaldırıp ihtiyara batı. Onu ilk anda tanımakta güçlük çekti, sonra iyice yaklaşıp ona bakınca kasabaya geldiği zaman karşılaştığı gencin o olduğunu gördü, yalnız bir farkla ki o genç ihtiyarlamıştı.

İhtiyar adam, Hasan’ın gözlerinden öpüp, ellerinde tutarak:

–   Bunu nasıl başardınız bilmiyorum, ama her şey için teşekkür ederim. Sayenizde kasabamıza güzellik geldi, havalar düzeldi. Ormandaki hayvanlar bile düzeldi. Biz normal halimize geldik, diyerek tekrardan Hasan’ın gözlerinden öperek evine davet etti.

Hasan’la kralın kardeşi her şeyin düzeldiğine sevinerek, ihtiyar adamın davetine icap edip evine gittiler. İhtiyar adam, evinde öyle güzel sofra hazırlamıştı ki, sofrada her şey vardı: Bal, reçel, yağ… Kısaca ne ararsan vardı sofrada. Her ikisi de karınlarını iyice doyurduktan sonra yaşlı adamdan müsaade isteyerek kalktılar. Evden çıkınca kralın kardeşi her şeyin bozulmasına ve ardından düzelmesine sebep olanın, babasının danışmanı olduğunu anlatarak onu affetmesini istedi.

İhtiyar adam, kralın kardeşinin anlattıklarını dinleyince:

–  Neden o gelmedi de, sen geldin onun adına özür diliyorsun?

–   Maalesef, o gelemez. Çünkü buraya gelirken yolda öldü.

İhtiyar adam, danışmanın öldüğüne üzüldüğünü belirterek:

– Mademki, her şey düzeldi. Öyleyse bende onu affediyorum’ diyerek onları yola vurdu. Kralın kardeşi yaşlı adamın evinden ayrıldıktan sonra tekrar geri dönerek, kasabanın halkına da onu affetmesini rica etmesini söyleyerek Hasan’ın yanına geri döndü.

Kasabadan, Hasan ve Kralın kardeşi yollarına gülerek, konuşarak devam ederlerken çöle rastladılar. Başka gidecek yol olmadığından mecburen çölden gitmeye başladılar. Çöl oldukça sıcak ve yakıcı olmasına rağmen, umutlarını kaybetmeden yollarına devam ettiler. Çölün ortasına gelince karşılarına vaha çıktı ve vahanın ortasında muhteşem güzellikte olan bir şelale vardı. Karşılarına çıkan bu şelale o kadar güzeldi ki, sağ tarafında kuşların uçuştuğu, boyları elli metreye kadar varan ağaçlar. Solunda yemyeşil çimenlerin ve içinde hoş kokulu çiçeklerin bulunduğu hafif girintili çıkıntılı bir ova vardı. Ortasında ise şelalenin içinden geçilen bir mağara vardı. Ayrıca şelalenin olduğu yerin havası serindi ve insanın içini güzellik kaplıyordu.

Her ikisi de oldukları yerde durup muhteşem güzelliklere bakarken, kralın kardeşi daha farklı bir duygu içerisindeydi ve sürekli şelalenin ortasındaki mağaraya bakıyordu. Hasan, muhteşem güzelliği seyrederken Kralın kardeşinin sürekli mağaraya baktığını gördü. Onun sürekli mağaraya baktığını görünce ona dönerek:

–   Neden, öyle sürekli o mağaraya bakıyorsun?

Kralın kardeşi belli ki bir şeyler hatırlamıştı, bu yüzden de heyecanlıydı. O kadar heyecanlıydı ki Hasan’ın ne dediğini bile duymuyordu. Birden heyecanla eliyle mağarayı işaret ederek:

–   İşte, benim buraya gelmeme sebep olan ayna bu mağaradaydı, diyerek koşmaya başladı. Hasan, kralın kardeşinin durduğu yerden, birden fırlayıp koşması üzerine kafasını sağa sola sallayarak şaşırdı. Daha sonra o da kralın kardeşinin peşine mağaraya doğru koştu. Mağaranın girişini bulabilmek için sık ağaçlığın olduğu yere doğru tırmandılar. Sık ağaçlığın yukarılarına doğru yaklaşınca, karşılarına kuru kafa şeklinde bir kayalık çıktı. Kayalığın ortasında da ancak bir insanın sığabileceği kadar bir delik vardı. Ondan başka geçit olmadığından oradan geçmeleri gerekti ve ilk önce kralın kardeşi, peşinden Hasan geçitten geçtiler. Geçitten geçtiklerinde karşılarına oldukça paslanmış bir kapı çıktı. Üstelik bu kapının her tarafını böcekler, sinekler ve arılar kaplamıştı.  İkisi de onlardan çekinmelerine rağmen kapıya yaklaştılar. O sırada kendilerine doğru yaklaştıklarını gören böceklerin hepsi bir tarafa kaçışarak ortadan kayboldular.

İlk önce Hasan, kapıya yaklaştı, yaklaşırken de korku içerisinde ‘ya bu kapının üzerinde de anahtar yoksa’ diye düşünüyordu. Kapıya yanaşıp üzerinde anahtarının olmadığını görünce korktuğunun başına geldiğini anladı. Belki kapıyı açabilirim diyerek omzuyla kapıya dayandı, fakat bir türlü açamadı. Peşine kralın kardeşi açmaya çalıştı o da açamadı. Tek tek zorlayıp açamayacaklarını anlayınca her ikisi birden kapıya dayanarak açmaya çalıştılar, ama yine açamadılar. Kapıyı açamayacaklarını anlayınca, oturup kapıyı nasıl açabileceklerini düşündüler. İkisi beraber kapıyı nasıl açabileceklerini düşünürken bir ara Hasan’ın aklına kurt geldi. Kurdun her seferinde gelip kapının anahtarını getirdiğini söylemek için elini, kralın kardeşinin omzuna atmışken gök gürlemesine benzer bir uğultu koptu ve ardından siyah beyaz,  Sibirya kurduna benzer bir kurt çıktı. Kurdun ağzında bir anahtar vardı. Kurt yanlarına yaklaşarak ağzındaki anahtarı yere bırakıp dile geldi ve kapıyı nasıl açabileceklerini gösterdi. Daha sonra ağzındaki anahtarı yere bırakarak geldiği gibi ortadan kayboldu. Hasan elini uzatıp anahtarı almaya çalışırken, kralın kardeşi ondan hızlı davranarak anahtarı aldı ve kapıyı açtı. Kapıyı açınca karşılarına kralın kardeşinin bahsettiği mağara çıktı. Mağaranın içi adım atamayacak kadar karanlıktı, oldukça nemliydi, yoğun küf kokusu geliyordu ve her taraftan su damlası sesi geliyordu.

Mağaranın oldukça karanlık olduğunu gören Hasan, kralın kardeşine dönerek:

– Bu mağaranın içinden geçtiğine emin misin? Diyerek hayretini belirtti.

Kralın kardeşi bile mağaranın içinin bu kadar karanlık olmasına şaşmış kalmıştı. Çünkü aynanın içinden geçip mağaranın içine girdiği zaman, mağara bu kadar karanlık değildi ve içi o kadar hoş görünüyordu ki, her tarafında sarkıtlar ve dikitler vardı. Şimdi ise her taraf zifiri karanlıktı. Oldukça yoğun küf kokusu geliyordu. Acaba aynanın içinden geçip geldiği mağara bu değil miydi? Ama yanılmış olamazdı. Mağaranın içinden çıkıp karşılaştığı şelale, etrafındaki ormanlar ve çayırlar aynıydı. Evet, evet yanılmıyordu. İçine girdiği mağara buydu, ama ne olmuştu da birden bire değişmişti.

Kralın kardeşi, Hasan’a geldiği mağaranın bu mağara olduğunu söylemek için ona dönerek:

–    Evet, yanılmıyorum, aynanın içinden geçip girdiğim mağara bu mağaraydı. Ama neden bu kadar değiştiğini anlayamadım, dedi.

Kralın kardeşinin bu mağaradan geçtiğini belirtmesi üzerine ellerini sağa sola çevirerek yavaşça ilerlemeye başladılar. O zifiri karanlıkta ilerlerken her ikisi de birden gözleri görmeyen insanların, yollarını bulabilmek için neler çektikleri az da olsa anlamaya çalıştılar. Hasan, bir ara aklına havaya zıplayıp etrafına ışık saçan ayakkabıları geldi. Kendi kendine belki burada da işe yarar dedi ve havaya zıplayarak ayaklarını birbirlerine vurdu.  Ayakkabılar o anda yine etrafa ışık saçmaya başladı. Ayakkabılar ışık saçmaya başlayınca etrafı rahatlıkla görmeye başladılar ve o şekilde gidecekleri yönlerine doğru rahatlıkla devam ettiler.

Mağaranın içinde ilerlemeye devam ederlerken, bir ara üç yöne giden bir oyuk gördüler. Oyuğun birincisinin başında güzellik kapısı, ikincisinin başında servet kapısı, üçüncüsünün başında ise merhamet kapısı yazıyordu. Üç kapıyı görünce aralarında hangi kapıdan ilk girelim diyerek tartıştılar. Tartışma sonunda güzellik kapısından geçelim diyerek o oyuktan içeriye girdiler. Güzellik kapısı içi güzel görünüyordu, ama güzellikler gelip geçiciydi ve dönüp dolaşıp tekrardan giriş kapısına geliyordu. Güzellik kapısını o şekilde görünce gitmekten vazgeçip geri dönerek bu seferde servet kapısından girmeyi denediler. Servet kapısının içi zorlu ve dolambaçlıydı. Sonu ise hiç görünmüyordu. Servet kapısının sonunun hiç gelmediğini görünce, onun içine girmekten de vazgeçip merhamet kapısına yönelerek oradan içeriye girdiler. Merhamet kapısının içi ise güzellikler, insanı duygulandıran durumlar, her iki insanın birbirlerine yaklaşmasına vesile olan sebeplerle doluydu ve o kapının sonuna doğru hafif bir ışık görünüyordu. Bu mağaranın sonunda ki ışığı görünce o kapıdan girmeye karar verdiler ve güzellikler, hoşnutluklar içerisinde devam ederek mağaranın sonunda gördükleri ışığa doğru ilerlediler. Mağaranın sonuna ulaştıklarında karşılarına kocaman bir ayna çıktı. Kralın kardeşi aynayı görünce eliyle işaret ederek:

–   İşte benim buraya gelmeme sebep olan bu aynaydı, diyerek dikkatlice o aynaya baktı. Ayna birden dönmeye başladı. Hızla dönmeye devam etti. Kralın kardeşiyle Hasan, aynaya bakarlarken başları dönmeye başladı ve oldukları yere yığılıp kaldılar. Ayna dönmeyi bırakıp durduğu zaman kendilerine geldiler ve pamuk tarlasının ortasında olduklarını gördüler. Kralın kardeşi, pamuk tarlasını gördükten sonra ayağa kalkarak etrafa baktı. Sevinç içerisinde ‘İşte benim ülkem’ diyerek, kolları iki yana açarak etrafında dönmeye başladı ve ardından pamuk tarlasının içinde koşmaya başladı.

Kralın kardeşi sevinç içerisinde öyle koşuyordu ki, kendisine doğru gelen elleri silahlı kralın askerlerini göremiyordu. Kralın askerleri etrafını sarıp, teslim ol demeleri üzerine ancak farkına varabildi. Bu arada kralın askerleri, kralın kardeşinin peşine koşan Hasan’ın etrafını bile sarmışlar ve ona da teslim ol çağrısı yapmışlardı.

Kralın askerleri Hasan’ı ve Kralın kardeşini tutuklayarak saraya götürüp, sarayın hapishanesinde Hasan’ı ayrı bir hücreye, kralın kardeşini ayrı bir hücreye attılar. Orada aç susuz üç dört gün kadar beklettiler. Üç dört gün sonra kral, askerlerine emrederek Hasan’ı yanına getirmelerini, Hasan’ın yanına gelmesinden birkaç saat sonra da kardeşini yanına getirmelerini istedi. Kralın askerleri, kralın emrinden sonra saray hapishanesine giderek, Hasan’ı tutuklu bulunduğu yerden çıkardılar.

Hasan, kralın karşısına çıkınca, kendisiyle ilk karşılaştığı zaman kardeşi hakkında söylediği sözle, şimdi yaptığı hareketin neden bu kadar bir anda değiştiğini sordu. Kral, Hasan’ın sorusu üzerine gülerek oturduğu koltuktan kalktı. Neşe içerisinde Hasan’ın yanına giderek onu kucaklayarak ‘hoş geldin dostum’ diyerek, kardeşine ufak bir ders vermek ve onun değişip değişmediğini anlamak için öyle davrandığını anlattı. Daha sonra kardeşinin, kendisinin denendiğini anlamaması içinde kendisini de aç, susuz bırakmak zorunda kaldığını da hatırlatıp Hasan’dan özür diledi ve buralara nasıl geldiğini sordu.

Hasan, kralın, kendisinden özür dilemesi üzerine, özrünü kabul ederek, kardeşiyle nasıl karşılaştığını, danışmanla nasıl karşılaştığını ve danışmanın bütün yaptıklarına pişman olup geri dönmeye hazırlanırken ömrü yetmeyip, yolda öldüğünü ve buraya mağaranın içinden geçtikten sonra karşılarına ayna çıktığını, ona bakar bakmaz da kendilerini bu ülkede bulduklarını söyledi.

Kral, danışmanın ismini duyunca tüyleri diken diken oldu, ama onun pişman olduğunu duyunca yumuşadı ve oturduğu yerden kalkarak yerinde dolaşmaya başladı. Bu arada düşünüyor, kendi kendine hesaplar yapıyordu. Bir ara yerinde dolaşmayı bırakmayı bırakıp Hasan’a dönerek:

– Demek, danışman öldü ha! Dedi ve askerlerine emrederek kardeşini getirmelerini istedi. Askerler, kralın emri üzerine hemen koşarak, kralın kardeşinin tutulduğu hücreye geldiler. Hücrede onu kralın istediğini söyleyerek, hücreden çıkarıp kralın karşısına çıkardılar. Kral, kardeşini görünce heyecanla ona doğru yürüyerek:

– Kardeşim, hoş geldin, dedi ve boynuna sarılarak ağlamaya başladı. Kralın kardeşi de, aynı şekilde kardeşim diyerek krala sarılarak o da ağlamaya başladı. Birbirlerine sarılıp hasret giderince kral tekrar eski yerine döndü. Kralın kardeşi, kralın yerine geçmesinde sonra bütün yaptıklarından dolayı kraldan özür diledi. Danışmandan da bahsederek onun da bütün yaptıklarına pişman olduğunu anlattı. Fakat buraya kadar gelmeye ömrü yetmediğini söyleyerek, son nefesini verirken Hasan’a ‘eğer mümkünse kralı bulmanı, ondan ve halkından kendisini affetmelerini’ isteyerek kollarında öldüğünü, söyledi.

Kral, hem kardeşinin hem de danışmanı affettiği söyleyerek onun vasiyetini yerine getirmek için baş danışmanına haber gönderip, uçan gemisini hazırlatmasını istedi.  Vezir, kralın emri üzerine hemen giderek geminin kaptanına, gemiyi hazır hale getirmesini emretti. Geminin kaptanı, uçan gemiyi hazırlayarak, vezire geminin hazır olduğunu bildirdi.  Vezir, geminin hazır olduğunun bildirilmesi üzerine hemen giderek krala geminin hazır olduğunu, isterlerse hemen hareket edebileceklerini söyledi. Kral, Hasan’a kendisiyle beraber yolculuğa çıkmasını rica ederek kardeşine dönüp yanına gelmesini istedi. Kardeşi yanına gelince:

– Seni, neden yakalatıp hapiste aç susuz bıraktığımı merak etmiyor musun?

– Evet, aslında merak ediyorum ama bir türlü fırsatını bulup da neden böyle yaptığını soramadım.

Kral, o sırada gülerek:

– Aslında, sana küçük bir ders vermek ve eski kötülüklerine dönüp dönmeyeceğini öğrenmek içindi, diyerek kardeşine tekrar sarılıp yine ağladı ve ‘bundan sonra beni asla yalnız bırakma ne olur? Sensiz yapamıyorum’ diyerek, onca yıllar kardeşine olan hasretini, her şeye rağmen ona olan sevgisinin ne kadar güçlü olduğunu anlattı. İki kardeşin birbirlerine sarılarak sarmaş dolaş olmaları, o kadar mutluluk verecek bir andı ki, bu mutluluğu ancak o anı yaşayabilenler anlayabilirdi. İşte kardeş sevgisi böyle bir şey olmalıydı.

Yazar: Murat CANPOLAT

Hikayenin I. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin II. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin III. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin V. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin X. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXI Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXIII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı