Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XI.Bölüm

Gizemli Yolculuk

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XI.Bölüm

Hikaye Oku; Gemiden ayrılıp, yaralı adamla birlikte denizde yol almaya başlayan Hasan, düşüncelere daldı ve içten içe ‘oflar’ çekiyor, salın bir ucundan öbür ucuna doğru dolanıp duruyordu. Bu hareketlerinden ailesini özlediğini belli ediyor, o yüzden de sağa sola gidip geliyordu. Bu, sağa sola gidip gelmeler arasında kendi kendine ‘Ailemin yanına nasıl gidebilirim. Ortalıkta ne bir iz, ne bir yol.  Zaten her gittiğim yolda başa dönmeme neden oluyor.’  Diye düşünüyor, ailesini göremediği için, içten içe ağlıyordu. Ama yine de ümidini kaybetmemeye çalışıyor, sabrediyordu. Çünkü, biliyordu ki bu sabrın ve ümidin sonunda ailesine kavuşacak, onlarla mutlu olacaktı.

Bu düşünceler içerisindeyken yaralı adamın iniltisiyle kendisine geldi. Adama dönerek nesi var diye kontrol etmeye başladı. Yaralı adamın sadece ayağı yaralıydı ve çok kan kaybediyordu. Böyle kan kaybetmesi adamın ölümüne yol açabilirdi. Onun için kanı durdurmak amacıyla sırtındaki hırkasını çıkararak adamın ayağı nereden kanıyorsa oranın üstünden bağlayarak kanamayı durdurmaya çalıştı. Biraz sonra kan durdu ama bu seferde adamın ayağı morarmaya başladı ve adamın iniltisi iyice artmaya başladı. Hasan, adamın ayağını o şekilde görünce ‘herhalde adamın ayağını fazla sıktım’ diyerek yaralı adamın ayağına sardığı hırkasını çıkardı. Acaba ne yapabilirim düşüncesi içerisinde beklerken uzaklardan kendisine doğru bir aynanın yaklaştığını gördü ve bu aynanın üzerinde uzaktan tam seçemediği bir şeylerin hareket ediyor gibiydi. Ayna iyice yaklaştığı zaman, aynanın üzerinde hareket eden nesnenin kendisine her zaman yardım eden tavşan olduğunu gördü ve tavşanın ağzında da bir kutu olduğu görülüyordu.

Ayna yaklaştı yaklaştı ve başının üzerinde durdu. Üzerindeki tavşan, aynanın üstünden atlayarak ayaklarının dibine vardı. Ağzında tuttuğu kutuyu yere bırakarak geri dönüp aynanın üstüne zıpladı ve geldiği gibi ortadan kayboldu.

Hasan, tavşanın ortadan kaybolmasından sonra kutunun içinde ne olduğunu merak edip içini açtığı zaman, sevincinden ne yapacağını bilemeyip havalara zıpladı. Acaba, ne görmüştü kutunun içinde. Kendisini bu kadar çok heyecanlandıran şey neydi.

Kutunun içine defalarca baktı, baktı. Evet, yanılmıyordu. Kutunun içindekiler yaralı adamın iyileşmesine yardımcı olacak ilaçlarla doluydu. Yanılmadığını anlayınca kutunun içinden çıkardığı ilaçları öğrendiği ilk yardımı burada uygulayarak, otlardan bir karışım yaptı ve merhemi otların üzerine sürdü. Daha sonra adamın ayağına sarıp, ayağının morarması üzerine çıkardığı hırkasını, kenara bırakarak karışım yapıp, üzerine ilaç sürdüğü otları hırkasının üzerine alarak adamın ayağına sardı. Yaralı adam, ayağının üzerine merhemin sürüldüğü otların konulmasından sonra yavaş yavaş iniltisi kesildi ve kendisine gelmeye başladı. Gözlerini açarak ‘nerdeyim ben’ diye sordu. Hasan, adama sakin olmasını söyleyerek:

– Merak etme, kurtuldun artık, diyerek yaralı adamın üşümemesi için üzerindeki gömleği de çıkararak, yaralı adamın üzerine örttü. Adam, güvende olmanın hissiyle tekrardan uyumaya başladı. Bir müddet daha uyuduktan sonra uyandı ve Hasan’a teşekkür edip ağlamaklı bir şekilde elini, ayağını öpmeye çalıştı. Bunun üzerine Hasan, adamı kaldırarak, güler yüzlü bir şekilde teşekküre gerek olmadığını, bunu yapmasının bir insanlık vazifesi olduğunu söyleyerek adamı teselli etmeye çalıştı. Yaralı adam, Hasan’ın sevecen bir şekilde kendisine hitap etmesi üzerine içine mutluluk doğdu. Ayağının yaralı olmasına bakmadan ayağa kalkarak salın üzerinde bir oyana bir buyana dolanmaya başladı. Hasan, yaralı adamın ayağa kalkarak düşünceli bir şekilde sağa sola dolanması üzerine, kendi kendine ‘yaralı adamın bir derdi olmalı mutlaka’ dedi ve ayağa kalkarak onun omzuna dokundu ve ona:

– Senin, mutlaka bir derdin olmalı ki böyle düşünceli bir şekilde sağa sola dolanıyorsun, dedi. Yaralı adam, Hasan’ın sorusu üzerine, ‘benim bir derdim yok’ diyerek hüzünlü bir şekilde kafasını çevirip yere baktı ve gözlerinden iki damla yaş döküldü.

Hasan, yaralı adamın kendisine ‘benim bir derdim yok’ demesine rağmen, onun döktüğü gözyaşını gördü. Onun döktüğü gözyaşlarını gördükten sonra, kendi dertlerini bir kenara atarak yaralı adama yardım etmek, onun derdine derman olmak istedi. Bu şekilde kendi dertleri varken, başkasının dertleriyle ilgilenmenin insana ne kadar huzur vereceğini, mutlu edeceğini anlatmak ister gibiydi.

Bu maksatla, yaralı adamı kendisine doğru çevirerek:

–   Bir derdin varsa mutlaka söylemelisin. Belki bir çözüm yolunu bulabiliriz, diyerek ayağındaki yaranın tekrardan kanamaması için yere oturmasını istedi.

Yaralı adam yere oturunca, Hasan’a eliyle yanına oturmasını işaret etti ve başından geçen bütün olayları anlatacağını söyledi. Hasan, yaralı adamın isteği üzerine yere oturunca yaralı adam,  ülkesinde babasıyla beraber ticaret yaptığını, anlaşılmaz bir sebepten dolayı aralarının açıldığını söyledi. Daha sonra şöyle devam etti:

– Babamla aramız açıldıktan sonra, ben babama yanından ayrılarak kendi başıma ticaret yapmak istediğimi söyledim. Aramız açılmasına rağmen babam yanından ayırmak istemedi. Birkaç gün böyle tartışmalarla geçti. Ben, babama o kadar çok kızmıştım ki, babam izin vermemesine rağmen daha fazla dayanamayarak dükkânı terk ettim. Daha sonra evdeki eşyalarımı da toplayarak, annemin gözyaşlarına da bakmadan ticaret için evimi terk ettim. Yola çıktıktan sonra babamın rızasını almadığım ve ona karşı geldiğim için gittiğim yerlerde işlerim hep ters gitti. Bir türlü ticaretimde kazanç sağlayamadım. Sonunda beş parasız kaldım.

Hasan, yaralı adamı dinleyip sözünü keserek:

– Peki, o gemiye nasıl bindin ve neden makine dairesine kapatıldın? Diye sorunca yaralı adam:

– İşlerim hep ters gidip param kalmayınca babamın yanına dönmek istedim. Ama param kalmadığı için nasıl döneceğimi bilemiyordum. Hangi gemi kaptanına gidip sorduysam, param olmadığı için beni gemiye almak istemediler. Bunun üzerine bende o gemiye gizlice bindim ve yiyecek dolu odanın birine saklandım. Beni burada kimse görmez umuduyla bir süre bekledim. Fakat aşçının biri beni görmüş ve kaptana haber vermiş. Kaptan, aşçının ihbar etmesinden sonra, saklandığım odaya geldi ve beni saklandığım yerden çıkardı. Odadan çıkınca kaptan, tayfalarına dönerek ‘gemimize kaçak girenlere ne yapılır’ diye tayfalarına sordu. Tayfaları, kaptanın sorusu üzerine, sorusunu ikiletmeden kollarımdan tutarak doğruca beni makine dairesindeki, demir parmaklıklarla çevrili olan yere hapsettiler. Ben, orada babamdan izin almadan yola çıkmanın cezasını çekerken, yerde bulunan yağlı bez parçasını göremeyerek üzerine bastım. Üzerine basar basmaz da ayağım kayarak yere düştüm. Yere düşerken de ayağımı demir parçasına çarptım. O çarpma sırasında yaralanarak yere düştüm ve kendimden geçmişim. Kendime geldiğim zaman birkaç lağım faresinin etrafımda gezindiğini gördüm. Onları görünce öyle korktum ki, kendimi bir anda geriye attım ve kendimi geriye atma sırasında başımı demire çarparak tekrardan kendimden geçmişim, dedi ve susarak dinlenmeye çekildi.

Hasan, yaralı adamdan olanları dinleyince hem dehşete kapıldı hem de iyice meraklandı. Bu merakını giderebilmek için yaralı adamın uyanmasını bekledi. Yaralı adam uyanınca da ona:

– Başına geçen onca şeyi anladım. Ama o geminin kaptanlarına ve tayfalarına ne oldu. O lağım fareleri nereden çıktı.

– Sana onları da anlatayım. Ben makine dairesinde kafamı demire çarpıp bayıldığımı sana anlatmıştım.

–  Evet, oraları anlatmıştın.

– İşte, o baygınlıktan birkaç gün sonra ancak kendime gelebildim ve o sırada, bağrışmalar duydum. Bağrışmaların ne olduğunu anlamak için yaralı olduğum halde zorla da olsa ayağa kalktım ve tutulduğum demir parmaklıkların kapısının açık olduğunu gördüm. Kapının açık olduğunu görünce sevinerek etrafta kimsenin olup olmadığını anlayabilmek için sağa sola bakındım ve makine dairesinde kimsenin olmadığını fark ettim.  Sesin nereden geldiğini anlayabilmek ve makine dairesinde neden kimsenin olmadığını anlayabilmek için, tutulduğum yerden çıkarak kulağımı makine dairesinin kapısına dayadım. Ses dışarıdan geliyordu ve bu ses kaptanın sesiydi. Kaptan, tayfalarına bağıra çağıra gemiyi hemen terk etmeleri gerektiğini söylüyordu. Ama neden terk etmek istediklerini anlamamıştım. Tayfaların hepsi bir araya toplanınca tayfaların biri, beni kast ederek onu ne yapacağız diye sordu. Kaptan sinirle o soruyu soran tayfasına bir tokat atarak:

– Sen, halen daha gemimize kaçak binenlere ne yaptığımızı anlamadım mı? Diye tayfasına çıkıştı. Tokatı yiyen tayfası, ‘anladım efendim’ diyerek benim yanıma geldi ve benim makine dairesinde seke seke dolandığımı gördü. Beni o şekilde gören o adam bana kızarak ‘Benim başımı mı yakacaksın?’ dedi ve kollarımdan tutarak beni demir parmaklıkların olduğu yere hapsetti ve yaralı halime bakmadan ellerimi, kollarımı ve ayaklarımı, yağlı bez parçasıyla bağladı. Daha sonra o yağlı bez parçasına basıp yere düşerken çarptığım demir parçasına bağladı. Beni bağladıktan sonra birazcık da olsa yumuşadı ve bana:

–   Üzgünüm, seni bu halinle bırakmak istemezdim. Ama kaptanımızın kesin emri olduğu için seni bırakıp gitmek zorundayız, diye söyledi. Onun üzerine, ben de ona gemiyi neden terk ettiklerini ve neden beni bağladığını sordum. O da, bana:

– İlk soruma karşı gemide bulunan yiyecek deposunun lağım fareleri tarafından istila edildiğini, o lağım farelerinin mikrop saçtıklarını ve çoğalarak geminin her tarafını kemirdiklerini söyledi. İkinci soruma karşı ise, gemiye kaçak binenlerin kaptanımız tarafından hapsedilerek bekletildiğini daha sonra da hapsedildiği yerden çıkartılarak köpek balıklarına yem olması için gemiden atıldığını söyledi. O fareler ve sen olmasaydın şimdi hayatta olmazdım, deyip ellerini yüzüne koyarak ‘hep babamın sözünü saymayıp ona karşı geldiğimden dolayı bunlar başıma geldi’ dedi ve hüngür hüngür ağlayıp durdu. Hasan, yaralı adamın ağladığını görünce dayanamayıp onu teselli etmeye çalıştı. Daha sonra ona ‘belki bir çaresini bulabiliriz’ dedi ve sağa sola dönüp kendi kendine ‘Yaralı adamın çaresizliğini nasıl giderebilirim’ diye düşünmeye başladı. Üzerinde bulundukları salı hareket ettirebilseler belki bir çare bulabilirdi.

Denizden nasıl kurtulabileceğini düşünürken denizin üzerinde yüzmekte olan ufak bir odun parçası gördü. Yaralı adama, ‘beni burada bekle’ diyerek denize atladı. Yüzerek odun parçasını alıp geri döndü. Salın üzerine çıkarak odun parçası yardımıyla yürütmeye başladı.  Sal denizin üzerinde giderken etrafında da yunus balıkları onlara eşlik ediyor, neşe saçıyorlardı.    Yunus balıkları onları takip ede ede günlerce o şekilde gittiler. Aç kaldıklarında kendilerini takip eden yunus balıkları, onlara ağızlarıyla bir şeyler getiriyor o şekilde karınlarını doyuruyorlardı.

Denizin ortasında günlerce gidip, aç kaldıklarında yunus balıkları tarafından getirilen yiyecekleri yeyip karınlarını doyuran sandal sakinleri, yine acıktıkları bir gün yunus balıklarının yiyecek getirmelerini beklediler. Hasan’la yaralı adam, yunus balıklarının kendilerine yiyecek bir şey getirmesini beklemelerine rağmen, yunus balıkları bir şeyler getirmiyor, bir şeyler olacakmış gibi sürekli yerlerinde dönüyorlardı. Bu şekilde etraflarında dönüp dururlarken birden bire, korku içerisinde denizin dibine dalarak kayboldular. Hasan, merak içerisinde denizin dibinde ne olup bittiğini anlamak için denize doğru bakarken, yaralı adam ayağa kalkarak Hasan’ı hızla geriye doğru çekti. Onun geriye doğru çekmesiyle beraber tonlarca ağırlıkta olan katil balina ortaya çıktı. Ağzını açıp kocaman sivri dişlerini göstererek üzerlerine gelmeye başladı. Bu balina Hasan’ı yutan ve daha sonra midesinden dışarıya doğru atan balinaydı. Hasan, o balinayı görünce yaralı adama mümkün olduğu kadar kendisine yardım edip, ondan kurtulmaları gerektiğini, eğer kurtulamazlarsa o balinanın kendilerini yutabileceğini söyledi. Yaralı adam, balinanın kendilerini yutabileceğini duyunca cesarete gelerek eliyle sandalı hareket ettirmeye çalıştı. Bu arada o eliyle sandalı yüzdürmeye çalışırken Hasan’ da elindeki odun parçasıyla sandalı yüzdürmeye çalışıyordu.

Onlar önde balina arkada birbirlerini kovalarken aniden bir gemi ortaya çıktı ve gemide bulunan tayfalar zıpkınla katil balinayı avladılar. Gemidekiler avladıkları katil balinayı gemiye doğru çekerken geminin kaptanı herhangi bir tehlikeyle karşılaşmamak için sağı solu kontrol ediyor, bir taraftan da tayfalarına bir şey olmaması için emirler yağdırıyordu. Kaptan, tayfalarına bir şeyler olmaması için emirler yağdırırken, bir ara Hasan’la yaralı adamı gördü. Kaptan, onları görünce balinayı gemiye çektikten sonra, aşağıya doğru ip sarkıtarak ikisini de gemiye çıkmasını sağladı. Gemiye ikisi de beraber çıkınca kaptan onları odasına götürerek üzerlerine bir şeyler verip giymelerini sağladı ve bir isteklerinin olup olmadıklarını sordu. İkisi de kaptanın sevecen tavrı üzerine günlerdir denizde olduklarından dolayı aç olduklarını söylediler. Kaptan, ikisinin de aç olduğunu duyunca, dışarıya çıkarak geminin aşçısına mükellef bir sofra hazırlamasını emretti. Daha sonra odasına giderek Hasan’la yaralı adama arkasından gelmelerini söyledi ve mutfağa doğru yöneldi. Kaptanın mutfağa doğru gitmesini gören Hasan, yaralı adamı kollarından tutarak ayağa kaldırdı ve kaptanın peşine takılarak beraber geminin mutfağına gittiler.  Hasan’la yaralı adam mutfağa girince, günlerdir aç olduklarından sofradaki yemeklere öğle bir saldırdılar ki, Hasan’la yaralı adamı o şekilde görenler, onların kıtlıktan çıktıklarını zannedebilirlerdi. Kaptan, onların yemek yiyiş şeklini, elini çenesine koyup seyrettikten sonra hafif bir gülümsemeyle onlara gemide rahat olmalarını, limana uğradıkları zaman onları limanda bırakabileceğini söyledi.

Murat CANPOLAT

Hikayenin I. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin II. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin III. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin V. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin X. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXI Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXIII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

 

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 2 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı