Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XIX.Bölüm

Gizemli Yolculuk

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XIX.Bölüm

– Öyleyse dinle, dedi. Sonra pişmanlık içerisinde sözlerine şöyle devam etti. O hayvanları kardeşimin üzerine saldıktan sonra onların kardeşimi ele geçirdiğini daha önce sana söylemiş ve kardeşimi ele geçirdiklerini bildiğim halde kılımın bile kıpırdamadığını daha önce söylemiştim. İşte o günden sonra ülkemde her şey birdenbire değişti. Hayvanlar telef oldu, bağ bahçe bozuldu. İnsanlar onlardan hastalık kaptı. Kimileri onlar yüzünden ortadan kayboldu. Kardeşim, sadece o garip hayvanları yok etmeye çalıştığı için ekonomi bozuldu. Halkım neredeyse isyan etme noktasına geldi. Bütün bunları gördükten sonra yaptığım hatanın nelere mal olduğunu gördüm ve o günden sonra bütün yaptıklarıma pişman oldum. Pişman olduktan sonra yaptığım hataları telafi edebilmenin yollarını araştırdım. Uzun uğraşlardan sonra, garip hayvanların eski hallerine dönmedikçe ülkemdeki insanların sıkıntıdan kurtulamayacağına dair fikir edindim. Onları eski hallerine getirebilmek için panzehir geliştirdim. Kardeşimden ve onun askerlerinden çekindiğim için geliştirdiğim bu panzehiri nasıl uygulayacağımı bulabilmek için tekrardan düşünmeye başladım. Sonunda tebdili kıyafetle dışarı çıkıp geliştirdiğim panzehiri uygulamaya karar verdim, dedi ve sustu, sonra ne yapacağını bilemez bir halde Hasan’ sarılarak ağladı.

Kralın kardeşi ağlıyordu, hem de hıçkıra hıçkıra. Hasan, bir taraftan kendisine sarılıp ağlayan kralın kardeşinin sırtını sıvazlayarak teselli etmeye çalışıyor, bir taraftan da ona ‘üzülme kardeşim, bir yolunu buluruz’ diyordu.

Kralın kardeşi ağlayıp içi açıldıktan sonra Hasan’a kendisini teselli etmeye çalıştığı için teşekkür ederek sözüne şöyle devam etti.

– Vardığım bu karardan sonra üstümü başımı değiştirerek saklandığım yerden çıkarak yol almaya başladım. Panzehri serpmeye başladığım o andan birkaç dakika sonra oradan geçmekte olan bir adam beni görüp tanımış ve kardeşime ihbar etmiş. Kardeşim bu ihbarı duyar duymaz beni yakalatmak için askerlerini yollamış. O sırada ben, askerlerin beni aradığından habersiz işime devam ederken birden bire etrafımı yüzlerce asker sardı ve beni yakaladılar. Saraya götürüp zindancı başına teslim edip, beni hapse attılar. Bir iki gün sonra kardeşim beni görmek istemiş ve zindancı başına beni çıkarmaları için emir vermiş. Hapisten çıkıp kardeşimin yanına götürülecekken bir yolunu bulup onların elinden kurtularak saraydan kaçtım. Birkaç gün kimsenin bilmediği, fakat sadece benim bildiğim sarayın yakınlarındaki bir mağarada gizlendim. Aradan birkaç gün geçtikten sonra tehlikenin geçtiğini umarak mağaradan çıktım. Kimseye görünmeden şehirden şehre dolaştım. Garip hayvanları eski haline getirip kardeşimden ve halkımdan özür dilemeyi düşünürken, tam tersi oldu ve perperişan bir duruma düştüm. Halkımdan, askerlerden kaçtım.  Yiyecek bir dilim ekmeye muhtaç kaldım. Neredeyse insanlardan korkar hale geldim ve bu halimi gördükçe kendi kendime sürekli ‘ne oldum dememeli, ne olacağım demeli’ diye düşündüm. Düştüğüm durumların insanlara ibret olması için, bu düşüncemi anlatmak ve garip hayvanları eski haline getirmek için yine planlar yaptım. Ama, bu planı uygulamak için önce bir şeyler bulup aç karnımı doyurmak ve kendimi toparlamak için bir şeyler aramaya başladım. Yolda ne bulursam onu yiyor, böylece karnımı doyuruyordum.  Yine böyle, aç kaldığım bir gün yolda giderken yolda poşetin içinde bir şey gördüm. Onun içinde ekmek olacağını zannederek poşeti açtım. Fakat umduğumu bulamadım. Çünkü poşetin içinde ekmek yerine kocaman yuvarlak bir ayna vardı. Aynayı görünce umudum kırıldı, ama aynanın güzelliği beni oldukça etkiledi. Ayna gördükten sonra ne halde olduğumu görmek için elime alıp ona baktım ve aynaya bakar bakmaz kendimi bir anda bu dağın tepesinde buldum. O anda ne yapacağımı şaşırdım ve o şaşkınlıkla sağa sola koştum. Şaşkınlığım geçince dağdan aşağıya inecek bir yol aradım. fakat, dağdan aşağıya inecek bir yol bulamadım. Çünkü her arayışımda karşıma bimbir türlü engeller çıktı. Kendimi bu dağda bulduğum andan beri, geriye dönüş ümidimi hiçbir zaman kaybetmedim ve beni buradan kurtaracak birinin gelmesini bekledim. Bu bekleyişimin sonunda sen geldin, ama seninde kardeşimi kurtaran kişi olduğunu duyunca içimde kalmış olan hırs duygusu tekrar kabardı ve seninle o yüzden dövüşmek istedim.

Hasan, kralın kardeşini hayretle dinleyip onu teselli etmeye çalışırken aklına dağa çıkmadan önce rastladığı zehir saçan nehir ve ormandaki garip hayvanlar geldi.  Merak içerinde onlarında öğle olmasına sebep olanın kendisi olup olmadığını sordu. Bu soru üzerine kralın kardeşi:

– Bu söylediklerinin hiçbirinden haberim yok, yalnız babamın benimle göndermiş olduğu danışmanı yapmış olabilir. Zaten, ben onun yüzünden bu hallere düştüm. O beni kışkırtmasaydı, şimdi kardeşimin yanında rahat bir şekilde olurdum.

–   Peki, onu nerede bulabilirim?

–  Onun nerede olduğunu ben de bilmiyorum. Fakat nerede olduğunu tahmin ediyorum, dedikten sonra eliyle dağın dam tepesindeki sivri kayayı işaret ederek, işte orada olabilir, dedi.

Hasan, kralın kardeşiyle vedalaşıp onun işaret ettiği sivri kayaya doğru gitmeye başladı. Yolda giderken tertemiz berrak bir suyla karşılaştı, su o kadar temiz görünüyordu ki insanın elini uzatıp içmesi içten bile değildi. Hem çok susadığı için hem de suyun temizliğine güvenerek suyun yanına doğru giderek elini uzattı. Elini uzatıp suya dokunduğu anda suyun rengi birden bire beyazlaşıp kaynamaya başladı.

Su, birden bire neden böyle değişmişti. Güzel görünen ağaçlar neden değişiyordu. Merdivenler neden böyle değişiyordu. Bu dağda neler oluyordu böyle. Kafasındaki bu düşüncelerle ilerleme devam ederken kendisine yol gösteren beyaz tavşanla karşılaştı. Beyaz tavşan oturmuş kaşınıyordu. Birden bire Hasan’ı karşısında görünce yüzüne gülümser bir şekilde baktı ve arkamdan gel der gibi hareketler yaptı ve ilerlemeye başladı. O ilerledikçe de gittiği yerler dümdüz bir yol oluyordu. Tavşan ilerleye ilerleye kralın tarif ettiği sivri kayaya kadar vardı ve orada ortadan kayboldu. Tavşan, kendisine zahmet çekmeden bir yol açtığını görünce o yoldan ilerleyerek sivri kayanın olduğu yere vardı. Orada saçı başı dağılmış perişan bir vaziyette yerde yatan yaşlı bir adamla karşılaştı. Bu yaşlı adam, tıpkı kralın kardeşinin tarif ettiği danışmana benziyordu. Ona doğru yaklaşarak hafifçe seslendi. Yaşlı adam kendisine seslenildiğini duyunca korkarak ayağa kalkarak bir kenara ilişti ve bana bir şey yapma der gibi hareketler yapmaya başladı.

Hasan, yaşlı adamın korkarak kendisine baktığını görünce içi acıdı ve merhametle yanına yaklaşarak güler yüzle elini tutup ayağa kaldırırdı. Ardından onu düz bir yere oturtarak kendisinden korkmamasını söyledi. Yaşlı adam, karşısındaki adamın kendisine güven verecek bir şekilde konuşması üzerine kendini toparlayarak kendisinin eskiden kralın danışmanı olduğunu ve neden bu hallere düştüğünü anlatarak:

–   Ah! Keşke, geri dönebilme imkânım olsa da bütün yaptıklarım hataları telafi edebilsem, diyerek üzüntüsünü belirtti.  Adamın yüzünden, halinden ve hareketlerinden bütün yaptıkları kusurlarına pişman olduğu belliydi. Asıl önemli olan hatasını telafi edebilmesi için bir yol aramasıydı. Bu hatasının telafisi için yol gösterilmesi gerekiyordu.

Hasan, danışmanın gönülden pişman olmasını anlamıştı anlamasına ama kafasında bir soru vardı. İlk önce kafasındaki bu soruyu halletmeliydi. Kafasındaki soruyu halledebilmek için danışmana, düşünceli bir ifadeyle yolda gelirken karşılaştığı zehirli suyu ve ormandaki garip hayvanların o şekilde olmasına sebep olanın kendisinin olup olmadığını sordu. Danışman bütün yaptıklarına pişman ve tedirgindi Hasan’ın bu soruyu kendisine sormasından sonra tedirginliği iyice arttı ve ağlaya ağlaya bütün bunlara sebep olanın kendisi olduğunu söyledi. Hasan, bütün bunlara sebep olanın danışman olduğunu duyunca iyice hiddetlenerek sinirli bir şekilde:

– Halkına karşı o kadar zulüm yetmedi mi ki, birde buradaki halka ve ormandaki hayvanlara bu kadar eziyeti reva gördün.

Danışman, Hasan’ın sert ifadesinden sonra elleri ayakları titredi. Sanki başından aşağıya kaynar su dökülmüş gibi oldu. Ne yapacağını bilemez hale geldi. Bütün vücudundan kan çekiliyormuşcasına halsizleşti.

Hasan, danışmana olan sert ifadesinden sonra onun halsizleştiğini görmesinden sonra, öfkeyle bağırıp çağırmanın karşı tarafı nasıl etkilediği anladı ve bundan sonra daha dikkatli olmaya karar verdi. Bu karardan sonra danışmanın rahatlaması için az önceki sert tavrından dolayı özür diledi.

Kralın kardeşi, Hasan’ın özür dilemesinden sonra kendini toparladı ve ona:

–  Ne söylesen haklısın. Bütün bunlara sebep olan hep benim. Bulunduğum konum beni o kadar gururlandırdı ki, bu gurur ve kibirle her şeyi yapabileceğimi zannettim, hatta öyle gurur ve kibre kapıldım ki, başa geçip kral olabileceğimi bile düşündüm. Emelime ulaşabilmek için, kralın küçük oğlunu kullanabileceğimi tasarladım. Kralın küçük oğlunu bu işe kullanabileceğimin düşüncesi de, iyilik yapmasını sevmesine rağmen onun da başa geçme arzusuydu. Buna nasıl muvaffak olabilirim, diye düşündüm. Sonunda kralın, oğlunu başka bir ülkeye kimya ilmini öğretme isteğini duyunca, işte fırsat ayağıma geldi dedim ve krala beni de onunla beraber göndermesi için rica da bulundum. Kral, ne amaçla bunu istediğimi bilmeden kabul etti ve beni de oğluyla beraber o ülkeye gönderdi. Ben, gittiğimiz ülkede kralın oğlunu başa geçmesi için her yolu denedim. Onu öyle hırsa kaptırdım ki, başa geçebilmek için her yolu dener olmuştu. Başa geçebilmek arzusuyla halkına zulmetti, babasına karşı çıktı.  Hatta öğrendiği ilmi bile bu işe alet etti. Öğrendiği bu kimya ilmiyle ufak hayvanları değiştirdi ve bu garip hayvanlar, hızla çoğalmaya başladılar. Kral oğlunun bu tutumu karşısında yataklara düşerek öldü. Kralın ölümünden sonra, kralın diğer oğlu başa geçince, kral olma düşüncesi suya düştü. O da daha fazla hırsa kapılarak garip hayvanları ülkenin her tarafına yaydı. Başa geçen kralın kardeşi, bir taraftan bu garip hayvanlarla uğraşıyor, bir taraftan da kardeşini bulmaya uğraşıyordu. Sonunda o yakalanarak hapsedildi, diyerek sustu ve ‘biraz dinleneyim’ diyerek yere oturdu.

Hasan, danışmanı dinledikçe öfkesi daha da çok artıyor, oturduğu yerden, bir oturup bir kalkıyordu. O kadar öfkelenmesine rağmen, kendisini tutabilmeyi başarmış, öfkesini danışmana yöneltmemeye çalışmıştı. Biliyordu ki öfkesini yenemeyip danışmana bağırıp çağırsa, belki de zararını çeken kendisi olabilirdi.

Hasan, bütün öfkesini bastırarak, neden pişman olduğunu anlamak için danışmana:

– Söyler misin, bütün yaptıklarına pişman olmana sebep olan şey neydi?

Danışman, kendisine soru yöneltilince, oturduğu yerden zorla da olsa ayağa kalkarak:

– Kralın kardeşinin yakalanıp hapse atıldığını duyunca, beni de yakalayıp hapse atarlar diye korktum ve kaçarak başka bir ülkeye sığındım. O ülkede avare avare dolanırken birinin bana doğru koştuğunu gördüm. Onun beni yakalamaya geldiğini zannedip kaçarken önümdeki çukuru göremeden içine düştüm. Çukurun içinde başımı sert bir kayaya çarptım ve o anda bayılmışım. Kendime geldiğimde, bu dağın tepesinde olduğumu gördüm. Bu dağın tepesine nasıl geldiğimi anlamadım, ama bunu umursamadan dağdan aşağıya indim ve kendi ülkemde yaptıklarım yetmezmiş gibi buradaki halka ve hayvanlara da zulmettim. Kralın kardeşinden öğrendiğim kimya ilmini, geldiğim dağın tepesinde uygulayarak patlamalara sebep oldum. Meydana gelen patlamalardan sonra insanların ve hayvanların değişmelerine sebep oldum. Hayvanlar değiştikten sonra, onlara çeşitli tuzaklar kurarark onları yakaladım ve içlerini doldurarak kendime koleksiyon yaptım. Bunlar böyle devam ederken, bir gün tuzak kurup avladığım hayvanları almak için ormana girdim. Ormanın içinde birden bire karşıma güzel gözlü bir ceylan çıktı ve masum yüzle bana bakarak ‘biz sana ne yaptık ki bunları bize yapıyorsun’ demesi üzerine pişman oldum ve bir daha o hataları yapmamaya karar verdim. Bütün yaptıklarıma pişman olmuştum ama o hatalarımı telafi edecek cesareti bir türlü kendimde bulamıyordum. Bu böyle devam edip gitti, ta ki elden ayaktan düşmeme sebep olan bu hastalığa bulaşana kadar. Bu hastalık aklımı başıma tamamen getirdi ve hastalığıma rağmen hatalarımın bir kısmını telafi edebilmek için elimden gelen çabayı göstermeye çalıştım. Fakat bütün uğraşmalarıma rağmen hatalarımın tamamını telafi edemedim.  Hatalarımı telafi edemediğimden dolayı iyice düşüncelere dalarak tamamen elden ayaktan düştüm. Kendi işimi göremez hale geldim. Bu şekilde devam ederken sen karşıma çıktın, dedikten sonra adeta yalvarırcasına lütfen bana yardım eder misin? Dedi.

Yazar: Murat CANPOLAT

Hikayenin I. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin II. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin III. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin V. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin VIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin IX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin X. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XIX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XX. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXV. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVI. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXVIII. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXIX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXX Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXI Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin XXXIII Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 3 Ortalaması: 5]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı