Ağlatan HikayelerGökhan KarakeleşMacera Hikayeleri

“Savaştan Sonra” Hikayesi 2. Bölüm

“Savaştan Sonra” Hikayesi 2. Bölüm

Hikaye Oku; Artık yeşil ağaçların yerini beyaza çalan kurumuş gibi tek yaprak bile açmayan ağaçlar almıştı. Yerlerde çimen yerine kalıplaşmış buz ve kar tabakası kaplamıştı. Binalar neredeyse tamamen yok olmuştu. Çoğu binadan arta kalanlar insanlara yuva olmaya çalışıyordu fakat ne kadar yuva olmaya çalışsa da üstü açıktı. Zaten yıkılmıştı. Çoğu yerinden soğuk hava geçirdiği için insanlar için çokta iyi bir yer olduğu söylenemezdi. Sadece zeminin birazda olsa kuru olduğu için insanlar yıkık evlerde yaşamayı tercih ediyordu. Yine de her gün hastalanan, donan ve ölen insanların sayısı artıyordu. Herkes umutsuzca, yaşamak için yollar aramaya başlamıştı. Yaşayan insanların böyle bir sözden haberi olmasa da Albert Einstein’ in zamanda söylediği söz şimdi gerçekleşmişti;” Üçüncü Dünya Savaşında hangi silahlar kullanılacak bilmiyorum ama, Dördüncü Dünya Savaşı taş ve sopalarla yapılacak “

Belki Dördüncü Dünya Savaşını yapacak insanlar bile kalmamıştı. Bu yüzden insanların tek isteği yaşamaktı. Savaş sadece yemek bulmak üzerine yapılıyordu. Kendi aralarında örgütleşen insanlar yaşamak için başka insanların yemeğini çalıp, gerekirse onları öldürüyorlardı. Bu doğru değildi fakat yaşamak için her şey mubahtı. Kimse onları yadırgayamazdı. Bir kere ok yaydan çıktımı kimse ölmek istemezdi. Nede olsa can her şeyden tatlıydı.

Bu yüzden Atakan’da yaşamayı seçmişti. Ölmek her ne kadar çözüm gibi gözükse de aslında bir çözüm değildi. Ruhu gibi buzullaşmış bu dünya da bir çıkış yolları olmalıydı. Güneş henüz kendini göstermese de bir gün kendini gösterecekti. Bu yüzden o günleri bulmalıydı. Bir saniye bile o günleri görse rahat bir şekilde ölebilirdi. Yaşama amacı buna dayanıyordu. Küçük bir hayal yaşamasına yardım ediyordu.

Çocuk beline kadar gelen soğuk karların arasında yürümeye çalışırken yüzüne vuran buz gibi tipi bütün bedenini uyuşturuyordu. Kolunu yüzüne siper etmeye çalışsa da beynine kadar işleyen soğuk hava bir türlü durmuyordu. Eğer birkaç saniye duraksayıp nefes almasına izin verse çok uzun yollar gidebilecekti. Fakat nefesini kesen karla karışık tipi hareket etmesini bile zorlaştırıyordu. Yine de bu zorluğun içinde yürümeyi bir an olsun bırakmıyordu. Yolda yürürken neredeyse karın içine gömülmüş cesetleri görse bile yaşamayı bırakmıyordu. Ağaçlarda donmuş sincapları görse bile yaşamayı bırakmıyordu. Çünkü hayat bir anda kolayca atılacak bir çöp değildi.

Çocuk uzun bir yürüyüşün ardından yıkık bir evin içine kendini attı. Yüzü o kadar beyazlamıştı ki neredeyse kireç gibi olmuştu. Montunun kapüşonunu ve yüzüne sardığı ince bezi iyice yüzünün etrafına sarsa da pek bir faydaları dokunmuyordu. Zaten çürümüş ve kirlenmiş bezin kendine bile faydası yoktu. Yüzünü ısıtmak için bundan daha fazlasına ihtiyacı vardı. En iyi yapılacak şey ateş yakmaktı. Fakat ateş yakmak böyle bir havada imkansız gibi bir şeydi. Yoğun tipi ateşin yanmasına engel olurdu fakat ateşin yanması için küçükte olsa yolu vardı. Babası çoğunlukla ateşi yakarken sarı renkte bir sıvıdan azıcıkta olsa döküp üzerine çakmak taşından yapılma ufak çubuğu, bıçağının arkasıyla yontar gibi sürtüp kıvılcımlar çıkarırdı. Kıvılcımlar sıvı ile buluşunca bir anda böyle bir havada bile ateş yanardı. Babası buna ” MUCİZEVİ SIVI ” derdi. Gerçekten de mucizeviydi.

Çocuk elini kabanın iç cebine attı. Cebine attığı anda eline bir litre kapasitesinde bir matara geldi. Bu mataranın içinde mucizevi sıvıdan vardı. Matara neredeyse tamamen doluydu. Babası matara boşalırken kocaman variller arayıp onların içinden tekrardan o sıvı ile dolduruyordu. Bu sıvı çok zor bulunuyordu fakat çokta yararlı bir sıvıydı.

Çocuk kendi montundan da bir matara çıkardı. Bu mataranın içinde su vardı. Çoğunlukla yerdeki buzu ve karı eritip su yapardı. Fakat karı eritip hemen içmezdi. Kar eridikten sonra onu birde kaynatırdı. Yoksa babası ona hep, karı kaynatmazsan hasta olursun derdi.

Çocuk sudan biraz içtikten sonra sırtında ki yırtılmış büyük çantayı yere koydu. Hırsızlardan biraz et saklamayı başarmıştı. Biraz da yolda gelirken Ölüp de çürümeye başlamış bir atın etinden biraz koparmıştı. Ete bakınca hiçte iştah açıcı görünmüyordu hem de çok pis kokuyordu. Çocuk yutkunup etleri yere koydu. Şuan tek ihtiyacı olan şey biraz odundu. Ağaçların çoğu kurumuş olduğu için kırılmaları birkaç kat daha zorlaşıyordu. İyice buzlaşmış kalın ağaçları babası bile kıramıyordu. Yine de dışarı çıkıp biraz odun bulmalıydı.

Çocuk çantasını hafif tepelenmiş karın içine sakladıktan sonra tekrardan dışarı çıktı. Çantasının su koyma yerine her zaman küçük bir balta koyardı. Biraz eski ve paslanmış bir baltaydı. Kabzası bizzat babası tarafından oyulmuştu. Bazen elini çok acıtıp yaralasa da bunu belli etmemek için dudağını ısırıp odunları parçalamaya devam ederdi. Babası bunu anladığı halde gülümseyerek oğlunun ne kadar büyüdüğünü izliyordu.

Bugünde aynı acıyı hissedecekti. Bu acı elinin acısı değildi, yüreğinin acısıydı.

Çocuk ilk bulduğu ağacın hemen altından birkaç tane ufak dal toplayıp bir köşede biriktirdi. Şimdi kalın odunlar lazımdı. Yoksa küçük odunlar birkaç dakika içinde köze dönüşüp yok oluyordu. Büyük odun toplamak için ağaca çıkmak zorundaydı. Fakat bu hiçte kolay olmayacaktı.

Çocuk yavaşça bir elini ağacın ilk dallarından bir tanesine attı. Ardından ayağını ağacın kovuğuna dayayıp çıkmaya çalıştı fakat ağacın kovuğu o kadar buzlanmıştı ki çıkması imkansız gibiydi. Bu yüzden başka ağaçlara bakmak zorundaydı.

Çocuk birkaç tane daha ağaç gezdi. Hepsinde aynı sonucu almıştı. Fakat en sonunda birkaç metrelik yeni büyümeye başlayıp donmuş bir ağaç bulmuştu. Ağacın kovuğu fazla kalın olmamakla birlikte tam kesilecek kıvamdaydı. Kesilmesi fazla uzun sürmezdi fakat bunu birde en az on parçaya bölmek zorundaydı. Nede olsa tam ağacı yakamazdı.

Çocuk yarım saat gibi kısa sürede ağacı kesip diğer ince odunları da alıp sürükleyerek eşyalarını koyduğu eve yöneldi. Hava kararmadan büyük odun parçasını beş parçaya bölmeyi başarmıştı. Fakat hava kararmak üzereydi. Çabucak ateşi yakmalıydı.

Çocuk ufak odun parçalarını en alta dizmeye başladı. Küçük odunların üzerine de kırdığı kalın odun parçalarını çadır yapar gibi dizdi. Odunlar buzlandığı için yanmaları çok zor olacaktı. Fakat mucizevi sıvı ile biraz daha kolay yakacaktı.

Çocuk matarada ki sıvıdan biraz alta ki ince odunlara birazda kalın odunların üzerine döktü. Matarada ki sıvıyı fazla harcamamalıydı. Nede olsa bir daha bulmak çok zor olabilirdi. Matarada ki sıvının ne kadar dayanacağı belli değildi. Bu yüzden azar azar kullanıp depo etmeliydi.

Çocuk mucizevi sıvıyı döktükten sonra belinde ki kamayı çıkardı. Kamanın kabzasının içinde küçük bir çakmak taşından yapılma siyah çubuğu çıkarıp kamanın arka tarafıyla odun yontar gibi siyah çubuğa sürmeye başladı. Çubuktan çıkan kıvılcımlar durmadan küçük dal parçalarının üzerine düşüyordu. Fakat bir türlü ateş yanmıyordu.

Çocuk tam;

” Hadi ama… ” dediği anda ateş bir anda yandı. Mucizevi sıvı tutuştuğu anda ateş harlanmış gibi coştu. Kısa sürede buzu çözülen odunlar daha iyi yanmaya başlamıştı. Çocuk bir parça oduna elinde ki etleri takıp pişirmeye başladı. Bir tane çelik mataranın da içini karla doldurup ateşin yanına koymuştu. Yerdeki karları birazda olsun temizleyip çantasını altına koydu. Şuan dışarıya göre bulunduğu yer sıcacıktı. Sırtını yasladığı duvar bile ısınmaya başlamıştı. Bu güzel sıcaklık o kadar güzeldi ki kendisini hayal kurmaktan alıkoyamıyordu. Çocuk tam sırtını yaslarken elini babasının kabanına attı. İçinden küçük bir kutu çıktı. Çocuk kutuyu açtığında babasının her zaman yakıp ağzına koyduğu çubuğa benzeyen sarılmış kağıtlar çıktı. Kağıtların içi kurumuş yaprağa benzeyen şeylerle doluydu.

Çocuk bir tanesinin ucunu yanan odun ateşiyle yaktı. Sonra kağıt parçasını ağzına koydu. Bir kere ateşi içine çekmesiyle öksürmesi bir oldu. Bir anda yüzü kıpkırmızı oldu. Çocuk bir anda sinirlenip ateşi daha fazla içine çekmeye çalıştı. Babası uzun zamandır içiyordu. Kendisi de içmeliydi.

Çocuk biraz daha içine çektiğinde başı dönmeye başladı. İstemese de kağıt parçasını ateşe attı. Ardından ateşte pişen etlerden bir tanesi eline aldı. Ne kadar çürümüş et parçası olsa da yemek zorundaydı.

Çocuk tam eti ısırırken küçük bir ses duyuldu. Çocuk bir anda yerinden fırlayıp duvara dayadığı silahı eline aldı. Kafasını çevirdiğinde kendi yaşlarında görünen bir kız kendisine ve yerdeki ete bakıyordu.

Çocuk tereddüt etmeden silahı kıza çevirdi.

” SENDE KİMSİN ?”

Kız silahtan korkmamıştı fakat utanmış gibi yeşile çalan gözleri hep yerdeydi. Uzun bukleli sarı saçları beline kadar iniyordu. Hafif yuvarlak güzel ve beyaz bir yüzü vardı. Giysileri fazla kalın değildi bu yüzden teni bembeyaz olmuştu.

Kızın gözleri yavaşça çocuğa baktı. İlk kez utanmayı bırakmıştı.

” Şey… biraz ısınabilir miyim ? “

Çocuk yavaşça silahını indirdi. Bu kız gerçekten de çaresiz görünüyordu.

Çocuk tekrar yerine oturdu. Kıza eliyle oturmasını söyledi. Kız utangaç bir şekilde ateşin başına oturdu. Çocuk kızı önemsemeden ateşin başında ki eti eline aldı. Bir anlığına gözleri kızın gözleriyle kesişti. Kız istemeden yutkunmuştu. Çocuk eti ısırmadan kıza baktı.

” Aç mısın ?”

Kız bir an sessiz kaldı. Aç olduğu her halinden belliydi.

Çocuk elinde ki eti kıza uzattı. Kız anlamamış gibi çocuğun yüzüne baktı. Çocuk gözleriyle eti gösterince kız ürkek bir ceylan gibi eti eline aldı. Çocuk ateşin başında ki diğer eti alıp arkasına yaslandı. Çocuk eti yemeye başlayınca kızda etten bir ısırık aldı. Kız etten ısırık aldığı anda bir anda gözleri açılmış gibi ete saldırmıştı. Çürümüş eti afiyetle yerken gözünden aşağı yaşlar iniyordu.

Gökhan Karakeleş

  1. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
  2. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
  3. Bölümü Okumak İçin TIKLAYINIZ
Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 4 Ortalaması: 4]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

3 Yorum

  1. Hikayenin devamı nerede bir türlü bulamadım. Acayip sardı beni devamını okumak için adresini yazsanız

    1. Merhabalar,
      Hikayenin devamını yazarımız henüz sitemize göndermedi. Sitemizi takibe devam ederseniz yazarımız devamını yazdığında okuyabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı