MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN – 6. BÖLÜM
YARIŞ HİLESİ (DÜRÜST OYUN VE KUL HAKKI)
Bahçenin üzerinde tatlı bir sabah güneşi vardı. Kuşlar dallarda cıvıldıyor, hafif bir rüzgâr çiçeklerin yapraklarını kımıldatıyordu. Kuzenler için bu güzel hava, yeni bir maceranın habercisiydi. O gün bahçenin ortasında büyük bir yarış planlamışlardı. Günlerdir bunun heyecanını yaşıyorlardı.
Kerem daha sabah erkenden koşarak gelmişti. Elinde kendi yaptığı renkli karton yarış arabası vardı. Mert, eski oyuncak arabasını söküp yeniden birleştirerek ona yarış görünümü vermişti. Zeynep arabasının üzerine minik kalp çıkartmaları yapıştırmış, Defne ise arabasına minik tüylerle süs yapmıştı. Ali ise… diğerlerinden biraz daha sessizce hazırlık yapıyordu. O da arabasını boyamıştı ama yüzündeki düşünceli ifade dikkat çekiyordu.
Bahçenin ortasına uzun bir yarış pisti kurmuşlardı. Piknik masasının yanından başlayıp çalılıkların önünden kıvrılarak geçen, sonunda büyük çınar ağacının dibine varan bir parkur…
Kerem bağırdı:
“Yarış pistiiimiz hazırdır! Burası başlangıç çizgisi!”
Mert arabasını çizginin tam arkasına koydu.
“Ben favoriyim, haberiniz olsun!” diye gülümsedi.
Zeynep hemen karşılık verdi:
“Hayır canım, benim arabamın kalp gücü var!”
Defne topallayan bir kahkaha attı:
“Benimki kuş gibi uçar!”
Ali ise arabasını yavaşça yerine koydu. Ama o sırada kimseye çaktırmadan çantasından küçük bir şişe çıkardı. İçinde sıvı yağ vardı. Çevresine bakıp kimse onu izlemiyor mu diye kontrol etti. Diğerleri pistin etrafında son rötuşları yaparken Ali hızlıca eğildi ve arabasının tekerleklerine birkaç damla yağ sürdü.
Yağın parlaklığı ışıkla yansıdı. Ali, “Birazcık daha hızlı olsun… ne olacak ki?” diye içinden geçirdi. Kötü niyetli değildi aslında; sadece kazanmak istiyordu. Ama bu küçük hareket, oyunun ruhunu bozacak bir kıvılcımdı.
Herkes çizgiye dizildi. Kerem yüksek sesle saymaya başladı:
“Hazır mıııısınız?”
“HAZIRIZ!” diye bağırdılar.
“Üç… iki… bir… BAŞLAAA!”
Araba yarışının başlamasıyla birlikte bahçede çığlıklar, kahkahalar, alkışlar yükseldi. Çocukların her biri arabasını ileri doğru fırlattı.
Ama bir tuhaflık vardı.
Ali’nin arabası adeta uçuyordu. Öyle hızlı gidiyordu ki diğer arabaları kısa sürede geçti. Bir çınlama gibi, bir rüzgâr esintisi gibi…
Defne hayretle bağırdı:
“Aaaa Ali’ninki nasıl böyle gidiyor?!”
Zeynep gözlerini kıstı.
“Bu kadar hızlı olamazdı…”
Mert kaşlarını çatmıştı. Yarışın yarısında arabası geride kalmıştı.
“Bu araba normalde böyle gitmezdi!” dedi Kerem, şaşkınlıkla.
Ali yarışın sonuna doğru ulaşırken diğerleri daha yarı yoldaydı. Ve saniyeler içinde….
Ali birinci oldu.
Başta herkes şaşkınlık içindeydi. Ardından Kerem konuştu:
“Bir şey var bunda. Ali’nin arabası hep bizimle aynı hızda giderdi. Bugün neden böyle oldu?”
Defne elini beline koydu.
“Doğru değil bu! Bu işte bir tuhaflık var!”
Zeynep ve Mert de aynı fikirdeydi. Bir anda bahçedeki neşeli hava bozuldu. Gülüşmeler susmuş, yerini huzursuz bakışlara bırakmıştı.
Mert, Ali’ye bakarak sordu:
“Bir şey yaptın mı? Bir şey ekledin mi arabana?”
Ali bir an duraksadı. Yutkundu. Ama sonra başını iki yana salladı.
“Hayır ya! Nereden çıkarıyorsunuz? Arabam… hızlı işte!”
Ama sesindeki titreme herkesin dikkatinden kaçmadı.
Defne omuzlarını düşürdü.
“Bu yarış böyle olmaz ki… içim kötü oldu.”
Zeynep de ekledi:
“Eğer hile varsa oyun oyun değildir. Hiç kimse eğlenmedi ki.”
Bahçenin üstüne çöken gerginlik artık iyice hissediliyordu. Kuzenler birbirine bakıyor ama kimse bir şey diyemiyordu. Şüphe, kırgınlık, hayal kırıklığı…
Ali ise giderek daha fazla içine kapanıyordu. Gözlerini arabasından ayıramıyordu. Tekerleklerdeki yağ ışıldıyor, yaptığı hatayı adeta yüzüne vuruyordu.
O sırada Defne, her şeyin bozulduğu bu anı düzeltmenin tek yolunu düşündü. Gidip çantasından gizli kozu çıkardı:
Muffin.
“Belki Muhsin Amca gelir…” dedi yavaşça.
Kuzenler umutla ona baktı.
Defne muffin’i iki eliyle tuttu, bir dilek diler gibi gözlerini kapadı, keki ısırdı.
Bir anda bahçede tanıdık bir rüzgâr dolaştı. Hafif bir ışık belirdi. Minicik bir uğultu duyuldu.
Ve… puf!
Yağlı bıyıkları ışıkta parlayan, göbeği hafifçe sarsılarak yürüyen, kel ama nur yüzlü Muhsin Amca ortaya çıktı.
“Evlatlarım,” dedi derin bir nefes alarak, “burada bir hüzün kokusu aldım. Ne oldu böyle?”
Kerem hemen anlattı:
“Yarış yaptık… Ali’nin arabası birden çok hızlı gitti…”
Mert devam etti:
“Normalde o kadar hızlı değil ki!”
Zeynep ekledi:
“Doğru olmayan bir şey var…”
Defne ise yumuşak sesiyle:
“Oyun bozuldu…” dedi.
Muhsin Amca başını iki yana salladı. Gözlüklerini indirip arabaya eğildi. Arabanın tekerleklerine baktı. Tekerleklerdeki yağ ışıldıyordu.
Yavaşça, sakince Ali’ye döndü.
“Evladım… bunu sen mi sürdün?”
Ali’nin gözleri doldu. Önce cevap vermedi. Sonra yavaşça başını eğdi.
“Birazcık sadece… çok kazanmak istiyordum…”
Muhsin Amca sevgiyle gülümsedi.
“Kazanmak istemek kötü değildir, Ali. Her insan ister. Ama hileyle kazanmak… insanın içindeki ışığı karartır.”
Sonra arabayı eline aldı. Tekerlekleri kontrol edip yavaşça salladı.
“Bakın evlatlarım,” dedi,
“Kazanan hile değil, temiz niyettir.
Hileli hız, kalbi yavaşlatır.
Dürüst adım ise bereketi çoğaltır.”
Kuzenler dikkatle dinliyordu.
Muhsin Amca sözlerine devam etti:
“Bir yarışta hızlı olmak önemlidir. Ama daha önemlisi… kalbinin temiz olmasıdır. Çünkü hileyle kazanılan her zafer, aslında kaybedilen bir vicdandır.”
Ali’nin gözünden bir damla yaş süzüldü.
“Ben… yanlış yaptım… özür dilerim. Hepinizden…”
Kuzenlerin yüzleri yumuşadı. Kerem Ali’nin koluna dokundu.
“Özür diledin ya… mesele bitti.”
Mert gülümsedi:
“Bir daha yapma, tamam mı?”
Zeynep başını salladı.
“Beraber oynayalım. Bu sefer dürüstçe yarışırız.”
Defne de ekledi:
“Toplu oynayınca güzel oyun olur!”
Muhsin Amca memnuniyetle başını salladı.
“İşte en güzel başarı… kalbin temiz kalmasıdır.”
Sonra hafif bir “puf” sesiyle kayboldu.
Kuzenler arabalarını yeniden başlangıç çizgisine dizdi. Ali arabasının tekerleklerini temizledi. Bu kez herkes eşit, adil ve mutlu şekilde yarıştı.
Bahçede kahkahalar yeniden yükseldi.
Ve oyun yeniden oyun oldu.





