MUHSİN AMCANIN ÖĞÜDÜ
Bir anda bahçenin ortasına, toprak kokusuna karışan mis gibi vanilya ve kek kokusu yayıldı. Ardından bıyıkları yağlı, gözleri şefkatle gülümseyen Muhsin Amca ortaya çıktı.
“Evlatlarııım,” dedi, dizlerini hafifçe kırıp Mert’in yanına çömelerek.
“Burada bir yürek incinmiş kokusu var… Kim kırdı bakalım bu minik kalbi?”
Mert başını öne eğdi.
Kimse onu kırmak istememişti belki ama incinen oydu.
Muhsin Amca, Mert’in omzuna şefkatle dokundu.
“Bir yüreği anlamak, oyunu kazanmaktan kıymetlidir evlatlarım,” dedi.
“Bir insanın sessizliğini, hiç konuşmuyormuş gibi değil; konuşamamış gibi dinlemek gerekir.”
Kuzenler utançla başlarını eğdi.
Kerem öne çıktı.
“Biz seni görmedik Mert. Özür dileriz. O kadar sessiz duruyordun ki, kendi kendine bir şeylerle uğraşıyorsun sandık.”
Zeynep hemen ekledi:
“Bir daha seni oyunun dışında bırakmayacağız.”
Defne Mert’e sarıldı:
“İster misin tekrar başlayalım? Bu kez sana önce soralım.”
Mert gözyaşlarını sildi, hafifçe gülümsedi.
“Ben… haritacı olmak istiyorum,” dedi utangaçça.
Zeynep hemen alkışladı.
“Harika seçim! Ben de keşifçiye geçerim o zaman!”
Muhsin Amca ellerini beline koydu, hafifçe sallandı.
“Gördüğünüz kadar değil, görmediğiniz kadar da sorumlusunuz birbirinizden,” dedi.
“Bir kişinin sesi çıkmıyorsa, belki söyleyemiyordur. O zaman dinlemeyi büyütmek gerekir.”
Sonra göz kırptı, bıyıklarını silip hafifçe eğildi.
“Şimdi bu yürekler hazırsa, haydi bakalım… Yeni oyununuz bereketli olsun.”
Bir anda rüzgâr hafifçe esti ve Muhsin Amca kayboldu. Arkasında yine o mis kokulu, sıcaklığı içe işleyen muffin esintisi kaldı.
Kuzenler, bu kez Mert’i ortaya alarak oyunu yeniden kurdu.
Ve belki de ilk kez, herkes gerçekten herkesin sesini duyarak oynadı.





