MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN 9. BÖLÜM
GİZLİ DEFTER (Mahremiyet – Saygı)
Güneş, bahçenin üzerini yumuşacık bir battaniye gibi ısıtıyordu. Kuzenler yine her zamanki gibi bir araya gelmiş, çimenlerin üzerine yayılmış oyuncaklarıyla oyunlar kuruyorlardı. Ağaçların dallarında serçeler cıvıldıyor, hafif bir rüzgâr papatyaların arasından geçip tatlı bir uğultu bırakıyordu.
Bahçede neşe dolu bir gün yaşanıyordu ama bu neşenin ortasında kimsenin fark etmediği küçük bir ayrıntı vardı: Küçük pembe bir defter, çimenlerin arasında yarı kapalı bir hâlde duruyordu.
Defterin kenarlarında mor çiçek desenleri, kapağında minik bir kelebek resmi vardı. Güneş ışığı üzerine vurdukça parlıyor, sanki “Buradayım!” diye göz kırpıyordu.
Defteri ilk fark eden Kerem oldu.
“Burada bir şey var!” dedi ve koşup aldı.
Zeynep hemen irkildi. Çünkü o pembe, çiçekli defter… Onundu.
Ama kuzenleri henüz bunu fark etmemişti.
Kerem defteri kaldırınca Ali hemen başını uzatıp merakla sordu:
“Acaba ne yazıyor içinde?”
Mert omuz silkti.
“Belki günlük gibi bir şeydir.”
Defne ise etrafına bakınıp fısıldadı:
“Bence bakmayalım… Sanki birine özel gibi duruyor.”
Zeynep, kalbi sıkışmış bir şekilde birkaç adım geride duruyor, dudaklarını ısırıyordu. Söylese mi, söylemese mi karar veremiyordu. Çünkü defterinin içinde yalnızca yazılar değil; hisler, sırlar, hayaller, belki küçük korkular bile vardı.
Ama Ali, merakının kabardığını gizleyemiyordu.
“Birazcık bakacağım sadece,” dedi.
Kerem hemen karşı çıktı:
“Hayır Ali! Bu başkasına ait bir şey olabilir. Zeynep’in olabilir belki.”
Zeynep’in gözleri büyüdü. Kerem doğru tahmin etmişti ama bunu söylemeye cesaret edemedi.
Çünkü ‘Gizli Defter’ onun için çok önemliydi.
Ali ise insanların merakını kurcalamayı seven bir tipti.
“Bir bakmakla ne olacak yani? Hem belki oyunla ilgilidir,” diyerek defteri eline aldı.
Kerem elini uzatıp durdurmaya çalıştı ama Ali çoktan kapağı aralamıştı bile.
Merak ve Saygı Arasında
Defter açılır açılmaz Zeynep’in içi sanki ortadan çatladı.
O pembe sayfaların arasında onun kimseye anlatmadığı şeyler vardı:
Kırıldığı anlar…
Mutlu olduğu anlarla ilgili çizdiği minik resimler…
Hayal ettiği maceralar…
Bir gün yazmak istediği hikâyenin taslağı…
Hatta sayfalardan birinde şu yazıyordu:
“Bazen kendimi bulut gibi hissediyorum. Kimse fark etmiyor ama içimde fırtına kopuyor.”
Zeynep’in yazdığı her şey saklı ve özel olmalıydı.
Ama Ali, satırları okumaya başlamıştı bile.
Kerem, “Ali dur! Başkasının özelini okumak doğru değil!” diye uyardı.
Ama Ali, gözlerini defterden ayıramıyordu.
“Bir şey yok ki… Sadece biraz yazı işte.”
Mert bile çekingen bir sesle,
“Ali… Belki de gerçekten bakmamalıyız…” dedi.
Defne iki eliyle göğsüne bastırdı, sanki kendi defteri açılıyormuş gibi tedirgin oldu.
“Bence kapat şunu… Lütfen.”
Ama Ali’nin merakı, bütün uyarılardan daha güçlüydü.
Sayfayı çevirdi.
Ve işte o anda…
Zeynep’in içindeki bütün duygular bir anda kabarıp gözlerinden dışarı taşıdı.





