MUHSİN AMCA SAHNESİ
Mutfak sıcacıktı, fırından yeni çıkmış Muffinlerin mis gibi kokusu etrafa yayılmıştı. Çocuklar sandalyesine sessizce oturdu. Normalde koşarak gelirlerdi ama bugün moral biraz bozuktu.
Masaya konan Muffinler puf puf buhar çıkarıyordu. Hepsi birer ısırık aldı.
Ve o tanıdık ses…
Pııııt!
Işık parladı, Muffinin içinden bıyıklı, kel, göbekli, güler yüzlü Muhsin Amca beliriverdi.
“Aleykümselam benim neşeli kalabalığım!” dedi neşeyle kollarını iki yana açarak. “Yüzler niye böyle kararmış bakayım?”
Defne başını eğip:
“Bahçede oynayamadık.”
Ali ekledi:
“Zamanın nasıl geçtiğini anlamadık.”
Mert kolunu masaya koyup, “Hep tablet kavgası oldu,” dedi.
Muhsin Amca hafifçe sakalını sıvazladı.
“Demek mesele tablet değil evlatlarım… Onu kullanma biçimi.”
Gözleri hafifçe parladı, salona sıcak bir ışık yayıldı.
“Bazen çok istediğimiz bir şey, zamanı avuçlarımızdan alır da fark etmeyiz,” dedi.
Kerem bu sözden en çok etkilenen oldu. Başını eğdi.
“Ben biraz… fazla oynadım. Vermedim de. Sonra herkes oynamak istedi ama yine de bırakamadık.”
Muhsin Amca gülümsedi.
“Elbette istersiniz… ama unutmayın, her şey kararınca güzel.
Azı yokluk, fazlası boğar.
Bakın bir çiçek bile fazla sulanınca solar.”
Çocuklar birbirine baktı. Bir anda her şey kafalarında netleşmişti.
Zeynep, “Yani sırayla oynayacağız…” dedi.
Ali, “Hem de süre koyarak!” diye tamamladı.
Mert ayağa zıpladı, “Sonra mutlaka bahçeye çıkacağız!” dedi.
Muhsin Amca memnun bir şekilde başını salladı.
“Valla sizi tebrik ederim. Şimdi gidin, hem oyunu hem bahçeyi tadında yaşayın.”
Bir anda:
Pıt!
Işık söndü ve Muhsin Amca kayboldu.





