EKRAN SAVAŞI
Kerem oyuna daldıkça, diğerleri sabırsızlanıyordu. Sessiz kalmaya çalıştılar ama bir süre sonra dayanamadılar.
Ali, “Ben biraz bakabilir miyim ya? Sadece şurayı geçişine bakacağım,” diyerek usulca yanaştı.
Zeynep eliyle tabletin önüne doğru bir gölge yapıp heyecanla bağırdı:
“Aaa! Gizli hazine var! Bırak ben açayım! Hemen açmam lazım!”
Mert de geri kalmadı.
“Uçurumu ben çok iyi atlatırım, ver de göstereyim!” diyerek elini tablete uzattı.
Ortada tek bir tablet vardı; isteyen ise çoktu. Cümleler üst üste bindi, kollar çarpıştı, herkes küçük küçük itişerek tableti kapmaya çalıştı.
Defne, karışıklığın ortasında, sesi duyulsun diye ellerini havaya kaldırdı.
“Böyle olmaz ki! Sıraya girelim dedik!”
Ama kimse onu duymadı.
Kerem, oyunun tam ortasında olduğu için, “Biraz daha oynayıp vereceğim,” dedi.
Mert buna itiraz etti.
“Sen hep öyle diyorsun ama hiç vermiyorsun!”
Salonun içinde konuşmalar bir çorba gibi birbirine karıştı. Bir şey daha karışıyordu: tabletin kimde olduğu!
Bir bakmışsın Ali’nin elinde, bir bakmışsın Zeynep kaptığı gibi hamle yapıyor. Kerem geri alıyor, Mert önüne atlıyor… Salon adeta mini bir fırtınaya dönmüş, kimse neden kavga ettiğini bile bilmez hâle gelmişti.
Tam o sırada, dışarıdan tatlı ama güçlü bir ses duyuldu:
“Evlatlaaarım! Bahçeye misket oyunu kurdum! Hadi geliyorsunuz!”
Bu sesin sahibi, evin sultanı: Babaanneydi.
Ama içeridekiler için misket oyunu şu anda çok uzakta bir şey gibiydi. Çünkü hepsi ekrana gömülmüş, oyunun içindeki parlak renklere kilitlenmişti.
Ali gözünü bile kırpmadan, “Bir dakika babaanne! Son bölümdeyiz!” dedi.
Kerem, “Az kaldı geçiyorum, dur!” diye bağırdı.
Zeynep ise ekrana eğilmiş, “Hazineyi bulmak için çok az kaldı!” diyordu.
Babaanne onları çağırdı, sonra bir daha, sonra bir daha… Ama içeriden sesler sadece oyunun klikleri ve kuzenlerin telaşlı cümleleriyle doluydu.
Dakikalar geçti. Bahçedeki misket oyunu yalnız kaldı. Rüzgâr misketlerin arasından geçip onları hafifçe salladı. Ama içerideki ekran ışığı, güneş ışığından daha çekici görünüyordu.
Oyun sonunda bitti.
Çocuklar başlarını kaldırdığında güneş batmak üzereydi.
Defne hüzünle, “Bahçede hiç oynayamadık…” dedi.
Mert şaşkın bir sesle, “Saat nasıl geçti anlamadım,” diye mırıldandı.
Ali, biraz öfkeli biraz pişman, “Hep tablet yüzünden!” dedi.
Kerem sustu. Kendisi de durumun farkına varmıştı.
“Yani… biraz benim yüzümden olabilir…” diye itiraf etti.
Tam o anda mutfaktan babaanne seslendi:
“Kuzularım! Size taze Muffin çıkardım, gelin hele!”
Her zaman olduğu gibi, Muffin kelimesi tüm kuzenlerin kulaklarını dikiyordu.





