MUFFİN ÇAĞRISI
Tam o sırada mutfaktan neşeli bir ses duyuldu:
“Evlatlaaarım! Muffinleriniz hazır! Gelin, hem soluklanın hem konuşun.”
Babaannenin sesinin tonunda hep bir yumuşaklık olurdu. Çocukların yüzleri mutsuzdu ama yine de mutfağa yürüdüler.
Masada sıcacık muffinler duruyordu. Vanilya ve tarçın kokusu tüm mutfağı doldurmuştu.
Defne iç çeker gibi konuştu:
“Zeynep’in ayakkabısı hâlâ yok…”
Ali ekledi:
“Biri yanlışlıkla bir yere koymuş olabilir…”
Mert’in kulakları kızardı.
“Hımm… olabilir…” diye mırıldandı.
Babaanne kaşlarını hafifçe kaldırdı.
“Bir ısırık alın da biraz ferahlayın, olur mu?”
Beş kuzen aynı anda muffinlerinden ısırdı.
Ve tam o anda…
GÜM!
Muffinlerin içinden ışıl ışıl bir parıltı yükseldi. Havanın ortasında altın renkli bir kıvılcım döndü. Derken:
Pıııt!
Bıyıklı, göbekli, kel ama yüzü nur gibi parlayan Muhsin Amca ortaya çıktı.





