MUHSİN AMCA – DERSİN BAŞLADIĞI AN
Mutfak sıcaktı, mis gibi kokuyordu. Tezgâhta taze yapılmış, kabarmış, üstü hafif çatlamış Muffinler sıralanmıştı.
Çocuklar sandalyelere oturdu; ama hiçbiri konuşmak istemiyordu. Yüzler asık, kalpler kırık…
Babaanne, başlarını okşar gibi bir sevgiyle:
— “Hadi, birer tane alın. İçiniz şenlensin.” dedi.
Beş kuzen aynı anda Muffinlere uzandı… bir ısırık aldılar…
Ve o anda sanki dünya durdu.
Muffinin içinden ince bir ışık yükseldi. Havada spiral gibi kıvrıldı, sonra pıt! diye bir ses çıkardı.
Bir anda masanın ortasında, bıyıklı, göbekli, kel, güler yüzlü bir adam belirdi: Muhsin Amca.
Üzerinde yeleği, yüzünde tatlı bir tebessüm vardı.
— “Esselamu aleyküm küçük cengâverler!”
Çocukların ağzı bir karış açık kaldı.
Ali fısıldadı:
— “Sen… yine çıktın Muffinden!”
Muhsin Amca kahkaha attı:
— “Eee, siz çağırınca gelmez miyim hiç?”
Sonra sakalını sıvazlayarak bir bilgin gibi düşündü.
Bahçeye doğru baktı, kırılmış Lego parçalarının dağınık hâli gözlerinin önünde beliriyor gibiydi.
— “Anlattığınız mesele büsbütün açık evlatlarım…” dedi.
Çocuklar merakla ona döndü.
— “Bir parçayı kendine saklarsan, kule küçülür.”
Kerem’in yüreği sıkıştı.
Muhsin Amca devam etti:
— “Ama herkesin elindeki birleşirse, en küçük taş bile ışıldar.”
Mutluluğu, oyunu, başarıyı anlatıyor gibiydi. Sadece Legoları değil, bir arada olmanın gücünü…
Kerem başını öne eğdi.
— “Ben… parçamı paylaşmadım. Sonra da herkesin oyunu bozuldu.”
Muhsin Amca onun saçlarını okşadı.
— “Paylaşılan şey büyür, saklanan şey küçülür evlatlarım.”
Sözlerinin ardından mutfakta hafif bir ışık dolaştı, sanki herkesi ılık bir merhametle sardı.
Muhsin Amca gülümsedi, göz kırptı:
— “Hadi gidin, kuleyi yeniden kurun. Bu sefer herkesin bir taşı parlasın.”
Sonra yine pıt! diye bir ses çıkardı ve ışık içinde kayboldu.





