MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN – 5. BÖLÜM
GİZLİ TÜNEL (CESARET-KORKUYLA YÜZLEŞMEK)
Güneş, bahçenin çimenlerine sarı bir ılık dokunuş bırakmıştı. Hava ne çok sıcak ne de üşütecek kadar serindi; tam çocukların oyun oynadığı, kahkahaların havada çınladığı o güzel günlerden biriydi. Kerem, Mert, Zeynep ve Defne, her zamanki gibi babaannenin bahçesine yayılmış, hem oyun kuruyor hem de buldukları her yeni şeye bir anlam yükleyerek kendi dünyalarını oluşturuyorlardı.
Bahçe, onlar için sadece bir bahçe değildi; gizemli bir orman, bir savaş alanı, bir uzay üssü, bazen de hiç bilinmeyen hazinelerin saklandığı bir ülke olabiliyordu. O gün de böyle başlamıştı işte…
Kerem elindeki çubuğu bir kılıç gibi savururken, Mert, “Ben uzay gemisini hazırladım komutan!” diye bağırıyor; Zeynep ise küçük taşları uzay gezegenleri olarak diziyordu. Defne ise her zamanki gibi topuyla koşturuyor, kendi neşeli dünyasında hoplayıp zıplıyordu.
Tam her şey yolunda giderken Defne ansızın durdu ve gözlerini çalıların arasına doğru dikti.
“Bir şey var burada!” dedi.
Üçü birden ona döndüler. Defne’nin sesi heyecanlı olduğu kadar gizemliydi.
Kerem ve Mert hemen onun yanına koştu. Zeynep biraz uzaktan uzanarak bakmayı tercih etti.
Çalıların arasında gerçekten küçük, karanlık bir delik vardı. Sanki bir hayvan, minik bir kapı gibi orayı açmış ve oradan bir yerlere ulaşmıştı.
Kerem fısıldadı:“Acaba fare tüneli mi?”
Mert hemen ekledi:
“Belki tavşan… ya da… ya da… başka bir şey!”
Zeynep ürperdi.
“Ben yaklaşmam! İçinde ne olduğunu kim bilir…”
Defne ise gözlerini büyüterek deliğe biraz daha sokuldu.
“Kocaman gibi… Belki birinin yaptığı gizli bir tüneldir!”
Çocukların merakı artmıştı. Delik bir anda oyun atmosferini değiştirmişti. Her biri yaklaşmak istiyor ama ayakları tam olarak cesaret edemiyordu.
Kerem bir adım öne çıktı. Çubuğunu ileri uzatıp delikten içeri yokladı. Çubuğun ucu içeride kayboldu. Kerem yutkundu ve geri çekildi.
“Baya derin… galiba?” dedi.
Mert omuz silkti, ama sesinin titrediği belli oluyordu.
“Belki… çok karanlıktır. Yani karanlık yerlerde… böcek olur. Kocaman böcekler.”
Zeynep hemen geriye sıçradı.
“Böcek mi! Hemen uzaklaşıyorum!”
Ama gözleri delikten ayrılmıyordu. Korku merakı bastırmaya çalışıyor ama biraz da merak, korkunun kalbine dokunuyordu.
Bir süre sessizlik oldu. Rüzgâr çalıların arasından geçip deliğin içinden uğuldadı. Sanki tünelin içinden bir ses geliyormuş gibi hissettirdi. Çocuklar birbirlerine baktılar.
İçlerinden hiçbiri hem kabul ediyor hem de etmiyordu:
Evet, korkuyorlardı.
Tam o sırada Defne topunu havaya attı. Top çalılara, oradan da tam deliğin ağzına doğru sekerken herkes nefesini tuttu.
“DEFNE! DUR!” diye bağırdı Kerem.
Ama artık çok geçti.
Top, yuuuvarlana yuvarlana delikten içeri düştü.
Bir “tup” sesi geldi. Sonra sessizlik. Çocukların yüzlerinde aynı ifade belirdi:
Şimdi ne olacak?
Mert kısık bir sesle sordu:
“Kim alacak… şimdi?”
Kerem hemen geri çekildi. Zeynep gözlerini kapattı. Defne ise dudağını büküp neredeyse ağlamak üzereydi.
Top onların oyuncağı değil, Defne’nin en sevdiğiydi. Ayrılamadığı, geceleri bile yanına alıp uyuduğu olmuştu. Üstelik o topu hediye eden kişi Muhsin Amca’ydı. Kekin içinden çıktığı ilk günlerden birinde…
Bu yüzden Defne’nin gözlerinden yaşlar dolmaya başladı.
“Topum… gitti.”
Kerem, kardeşlik duygusuyla bir şey yapmak istedi ama korkusu ona izin vermiyordu. O tünelin karanlığı, bilinmezliği içini ürpertiyordu.
Zeynep Defne’ye sarıldı.
“Ağlama… belki gelir geri… rüzgârla falan… döner…”
Ama hepimiz biliyoruz ki tünellere kaçan toplar rüzgârla geri gelmezdi.
Çocukların çaresizliği bahçeye sessizlik yaydı.
Tam o anda, sanki bir işaret verilmiş gibi, Defne yavaşça çantasından gizli bir şey çıkardı:
Muffin.
Sadece acil anlarda kullanılan o mucizevi kek.
“Belki…” dedi hıçkırarak, “Belki Muhsin Amca gelir…”
Çocuklar umutla ona baktı.
Defne muffin’i avuçlarında tuttu, gözlerini yumdu, bir dilek tutar gibi nefes aldı ve keki ısırdı.
Birden bahçede tatlı bir ışık belirdi. Rüzgâr hafifçe döndü. Kısa bir “puf” sesi geldi.
Ve tanıdık, güler yüzlü, bıyıklı, göbekli, kel ve sevimli Muhsin Amca ortaya çıktı.
Sanki yıllardır oradaymış gibi sakin bir şekilde diz çöktü ve deliğe yaklaştı. Çocuklar onun etrafına toplandı. Defne hâlâ gözlerini silerken Muhsin Amca onun başını okşadı.
“Evlatlarım,” dedi yumuşak bir sesle, “Siz bu karanlık delik karşısında korktunuz, değil mi?”
Kerem cesur görünmeye çalışarak,
“Biraz…” dedi.
Mert daha dürüst davrandı:
“Çok korktuk.”
Zeynep araya girdi:
“Hem böcek vardır belki…”
Defne ise yalnızca:
“Topum düştü…” diyebildi.
Muhsin Amca hafifçe gülümsedi.
“İnsan korkar çocuklar. Korku kötü değildir. Korku, cesaretin doğmasını bekleyen bir tohumdur.”
Çocuklar şaşkınlıkla ona baktı.
Muhsin Amca devam etti:
“Toprakta saklı bir tohum düşünün… Karanlığın içindedir. Ama bekler. İçine biraz güven, biraz inanç, biraz da yürek ışığı girince… bakın nasıl filizlenir.”
Elini deliğe doğru uzattı, ama içeri girmedi. Çocuklara döndü:
“Cesaret, korkunun yokluğu değildir. Cesaret, korkuya rağmen bir adım atabilmektir. İçinizde hanginiz topunuzu geri almak için o bir adımı atmak ister?”
Çocuklar başta tereddüt etti.
Mert:
“Ben… acaba…”
Zeynep:
“Ben yapamam…”
Kerem bir an düşündü. Defne’nin ağlayan yüzüne baktı. Onun için bu top çok özeldi. İçinde bir şey kıpırdadı.
“Ben,” dedi Kerem, “deneyebilirim… sanırım…”
Muhsin Amca gözlerini kocaman açıp büyük bir sevinçle,
“İşte beklediğim filiz bu!” dedi.
Kerem eğildi, yavaşça deliğe doğru yaklaştı. Deliğin içi hâlâ karanlıktı. Ama bu kez Kerem daha güçlü hissediyordu. Muhsin Amca’nın elini omzunda hissetti.
“Ben buradayım evladım,” dedi.
“Korkunu yok etmeye çalışma. Onu tanı, ona rağmen hareket et.”
Kerem elini uzattı… biraz daha… biraz daha…
Ve! Topun yumuşak yüzeyini hissetti.
“Buldum!” diye bağırdı.
Çocuklar sevinç çığlığı attı. Kerem topu çekip çıkarınca Defne ona sarıldı.
Muhsin Amca tebrik eder gibi başını salladı.
“Gördünüz mü? İçinizdeki cesaret ışığı büyüdü. Korkuyu yendiniz çünkü güven serptiniz yüreğinize.”
Sonra ayağa kalktı, sakince gülümsedi.
“Bilesiniz ki evlatlarım,” dedi, “her korku tüneli, içinde bir cesaret ışığı saklar.”
Tam uzaklaşacakken son kez ekledi:
“Önemli olan, karanlığa bakınca geri çekilmek değil… karanlığın içindeki ışığı görebilmektir.”
Bir “puf” sesi daha oldu.
Ve Muhsin Amca kayboldu.
Ama çocukların yüreğinde bıraktığı cesaret filizi hiç kaybolmadı.





