Alper Murat Kirpik Çocuk HikayeleriDüşündüren-Eğitici Hikayeler

HİKAYELER: MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN

HİKAYELER

MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN 12. BÖLÜM 

YALAN DOMİNO (Küçük Yalanın Büyümesi)

O gün salon, kuzenlerin neşesiyle dolup taşıyordu. Güneş ışıkları camlardan içeri süzülürken, hafif bir esinti perdeleri dalgalandırıyordu. Kuzenler yerde büyük bir domino seti kurmuş, birbirinden renkli taşları birbirine diziyorlardı. Her taş, büyük bir heyecanla dizilirken, küçük bir düşme zinciri başlamasın diye dikkatle yerleştiriliyordu.Kerem, “Tamam, dikkat! Bu taşlar devrilirse baştan başlarız!” dedi.

Zeynep, “Bir sonraki taş çok önemli, onu düşürmemeliyiz,” diyerek taşları yerine koydu.

Mert, Ali ve Defne de ellerindeki taşları büyük bir özenle diziyorlardı. Herkes dikkatle taşların üzerine eğilmişti, küçük eller titreyerek ama kararlılıkla işlerini yapıyordu.Tam o anda, Ali domino taşlarını dizerken, masanın yanındaki cam bardağa çarptı. Bir “çıt” sesi geldi ve bardak hafifçe sallandı. Kimse fark etmeden bardak masadan düşüp kırıldı. Küçük parçalar salonda her tarafa saçıldı.

“Ahh! Bardak kırıldı!” diye bağırdı Defne. Yüzü korku ve şaşkınlıkla doluydu.

Kerem hemen çevresine bakındı: “Kim yaptı bunu?”

Zeynep: “Bilmiyorum, masa çok kalabalıktı…”

Mert, “Belki biri yanlışlıkla çarptı,” diye mırıldandı.

Ama Ali panik içindeydi. Küçük bir hata yapmıştı ve herkesin onu suçlamasını istemiyordu. O an aklına bir fikir geldi; küçük bir yalan söyleyerek suçtan kurtulabilirdi.

“Ben görmedim, sanırım rüzgar devirdi,” dedi Ali, biraz titreyerek.

Diğerleri şaşkın ama bir şekilde Ali’ye inandılar. Çünkü salonun camları açıktı ve hafif bir esinti vardı. Herkes durup camdan dışarı baktı. Evet, rüzgar hafifçe perdeleri oynatıyordu. Ali’nin yalanı, ilk anda işe yaramış gibi görünüyordu.

Ama küçük yalan, Ali’nin içinde büyüyen bir gerginlik yarattı. Bir kez yalan söylemişti ve diğerleri ona inanmıştı; ama bir yandan kendini suçluluk duygusu ile karışık, bir yalanı sürdürmek zorundaydı.

“Evet, rüzgar gerçekten çok şiddetliydi,” diye ekledi Ali, kendi yalanını güçlendirmek için.

“Defne de tam oradaydı, belki o…” diye ekledi bir başka yalan daha.

İşte o an, çocuklar birbirine baktığında, durumun karmaşık ve anlaşılmaz bir hâl aldığını fark ettiler. Herkes birbirine suçlayıcı gözlerle bakıyor, ama kimse gerçekleri söyleyemiyordu.

Kerem, “Bu işte bir gariplik var, ama ne olduğunu anlamıyorum,” dedi.

Zeynep: “Evet, herkes biraz tuhaf davranıyor…”

Mert ise: “Belki de Ali haklıdır, rüzgar devirmiştir…” diye düşündü.

Salonda, küçük bir domino taşının düşmesi gibi, bir yalan diğerini tetiklemeye başlamıştı. Küçük bir hata, büyük bir karmaşaya dönüşüyordu. Çocukların yüzleri artık gergin, sohbetleri suskun veya endişeli hâle gelmişti.

Tam o sırada mutfaktan gelen tanıdık bir ses, salonu doldurdu:

“Evlatlarım! Muffinleriniz hazır, gelin birer tane alın ve biraz neşelenin!”

Çocuklar muffinlerin kokusuyla kısa süreli bir rahatlama hissettiler ama yüzlerindeki gerginlik hala silinmemişti. Yine de muffinleri almak için mutfağa geçtiler.

Masada sıcacık muffinler duruyordu. Her biri parlayan ışıklarla çocukları çağırıyordu. Beş kuzen muffinlerden birer ısırık aldığında, tatlı bir pıt sesi duyuldu ve muffinlerden Muhsin Amca belirdi. Bıyıkları kıvrık, göbekli ve gözleri ışıl ışıl parlıyordu.

“Esselamu aleyküm küçük yüreklerim!” dedi Muhsin Amca gülümseyerek.

Çocuklar şaşkınlıkla birbirlerine baktı. Ali, yüzü kızarmış ve başını eğmişti.

Muhsin Amca, hafifçe başını salladı ve durumu fark etmiş gibi elini sakalına götürdü:

“Görüyorsunuz evlatlarım, bir küçük yalan, ardına yüz yalan çeker. Doğruyu söylemek ne kadar zor görünse de, huzurunu büyütür ve işleri kolaylaştırır.”

Ali başını kaldırıp sessizce, ama samimi bir şekilde söyledi:

“Ben… ben bardak kırıldığında… gerçekten yaptım. Ama korktum, o yüzden yalan söyledim. Sonra daha çok yalan söyledim…”

Zeynep ve Defne, Ali’nin itirafını duyarak birbirine baktılar. Mert ve Kerem de sessizce dinliyordu. O an salon, sessizlikle doldu, ama sessizlik artık gergin bir sessizlik değil, hafif bir rahatlama hissi taşıyordu.

Muhsin Amca gülümseyerek Ali’nin omzuna dokundu:

“Evladım, işte gerçek cesaret budur. Küçük bir hata yaptın ama doğruyu söylemek, yüreğini hafifletir. Doğruyu itiraf etmek, her zaman işleri kolaylaştırır.”

Ali derin bir nefes aldı, başını salladı ve yavaşça:

“Tamam, birlikte temizleyelim,” dedi.

Diğer kuzenler de Ali’ye katıldı. Hepsi birlikte kırılmış cam parçalarını topladılar, dikkatle süpürdüler ve salonu temizlediler. Küçük bir domino taşının devrilmesi gibi başlayan karmaşa, doğruluk ve iş birliğiyle hızla toparlandı.

Muhsin Amca, ışık halesiyle çocukların etrafında dönerek tatlı bir sesle kayboldu:

“Unutmayın evlatlarım, dürüstlük yüreği hafifletir. Küçük yalanlar büyür, ama doğruyu söylemek işleri düzeltir ve gönlü huzurla doldurur.”

O gün kuzenler, küçük bir hata ve onun ardından gelen yalanların nasıl büyüyebileceğini, ama doğruluk ve cesaretle bunun nasıl düzeltilebileceğini öğrendiler. Salondaki cam bardak artık kırılmıştı ama yüreklerde büyüyen huzur, salonu dolduruyordu.

Kerem, “Bir daha küçük yalanlar söylemeyeceğim,” dedi.

Zeynep: “Doğruyu söylemek, işleri her zaman kolaylaştırır.”

Defne: “Ve birlikte çalışınca her şey çözülebilir.”

Mert de başını sallayarak: “Evet, doğruyu söylemek en iyisiymiş.”

Böylece kuzenler, kırılmış bir bardak ve küçük bir yalan üzerinden büyük bir ders almış oldu. Küçük hatalar büyüyebilir, ama doğruyu söylemek ve sorumluluk almak her zaman işleri yoluna koyar. Bahçe ve salon yeniden kahkaha ve oyunlarla doldu; domino taşları bir daha dikkatle dizildi ve çocuklar, doğruyu söylemenin huzurunu yüreklerinde hissettiler.

MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN 13. BÖLÜM

YANLIŞ ANLAMA (İletişim)

O gün bahçe, kuzenlerin kahkahaları ve koşuşturmacasıyla doluydu. Güneş hafifçe parlıyor, rüzgar ağaç yapraklarını hışırdatıyordu. Kuzenler yerde dizili oyuncaklarıyla oynamaya dalmıştı; Zeynep, Defne, Kerem, Ali ve Mert, bir yandan birbirlerine yarışmalar düzenliyor, bir yandan da hayal güçleriyle yeni oyunlar kuruyorlardı.Zeynep, küçük barbiesini bir köşede dizmiş, onların etrafında hayali bir şehir inşa ediyordu. Defne ise kendi küçük hayal dünyasında farklı karakterleri canlandırıyordu. Kuzenler aralarında sessiz bir dengeyle oynamaya devam ederken, bir anda Zeynep gözlerini kocaman açtı ve Defne’nin elinde kendi barbiesini fark etti.“Hey! Bu benim oyuncağım değil mi?” diye bağırdı Zeynep. Sesindeki ton hem şaşkın hem de biraz sinirliydi. Zeynep’nin elleri titriyordu; oyuncak, onun için sadece bir plastik figürden ibaret değildi; hayal dünyasının bir parçasıydı ve onu kaybettiğini düşündü.

Defne, elindeki barbieyi yavaşça indirdi, gözleri şaşkınlıkla açıldı. “Hayır! Ben sadece yerini değiştirmiştim, almadım ki!” dedi. Defne’nin sesi biraz korku ve üzüntü karışımıydı. O, oyuncağı yanlışlıkla eline almış, Zeynep’e vermeyi unutmuştu. Ancak Zeynep onu yanlış anlamıştı.

Diğer kuzenler durumu izliyordu; Ali ve Kerem hafifçe kaşlarını çattı, Mert ise sessizce ne olacağını bekliyordu. Bahçedeki neşeli hava aniden gerildi. Sessizlik bir anda ağırlaştı, kuzenlerin yüzlerinde endişe ve karışıklık belirdi.

Zeynep, oyuncak elinden alınır alınmaz öfkeyle: “Sen hep benimle böyle yapıyorsun!” dedi.

Defne, şaşkın ve savunmacı bir şekilde: “Ben mi? Sen yanlış görüyorsun!”

İşte o an, küçük bir yanlış anlama büyüyerek bir tartışmaya dönüştü. Zeynep ve Defne arasında küçük bir mesele gereksiz bir kavga haline gelmişti. Küçük bir barbie, iki kuzenin arasındaki anlayışsızlığın sembolü olmuştu.

Ali, duruma müdahale etmek istedi: “Hadi sakin olun, belki yanlış anladınız.”

Mert de ekledi: “Evet, belki biri yanlış gördü, sakin olalım.”

Kerem ise, “Oyun oynuyoruz, barbie yüzünden kavga etmeyelim!” dedi ama Zeynep ve Defne’nin siniri devam ediyordu.

Zeynep ellerini havaya kaldırdı, “Böyle devam ederse hiç oyun oynayamayız!” diye bağırdı.

Defne de karşılık verdi: “Ama ben hiçbir yanlış yapmadım ki! Sadece yerini değiştirdim!”

Küçük bahçe, sanki bir anda sessizleşti. Kuşlar bile tedirgin bir şekilde ötüyordu. Kuzenler, birbirlerini yanlış anlayarak sert sözler sarf ettikçe tartışma daha da büyüdü. Öfke, sessizlik ve yanlış anlamalar, küçük bir oyuncak üzerinden yükseliyordu.

Tam o anda, mutfaktan tanıdık bir ses duyuldu:

“Evlatlarım! Muffinleriniz hazır, gelin birer tane alın ve biraz nefes alın!”

Çocuklar muffinlerin kokusunu duyunca kısa bir rahatlama hissettiler ama öfke ve kırgınlık hâlâ üzerlerindeydi. Yine de, muffinlerin cazibesine dayanamayarak mutfağa geçtiler. Masada sıcacık, buharı yükselen muffinler duruyordu. Her biri birer muffin aldı ve tatlıyı ısırdıklarında tatlı bir pıt sesi duyuldu.

Bir anda muffinlerden Muhsin Amca ortaya çıktı. Bıyıkları kıvrık, göbekli ve gözleri parıldayan, gülümseyen bir yüzle çocuklara baktı.

“Esselamu aleyküm küçük yüreklerim! Neden yüzleriniz böyle kararmış, kuzucuklarım?”

Zeynep ve Defne, birbirlerine bakarak ne söyleyeceklerini bilemediler. Muhsin Amca hafifçe başını salladı ve salonu gözleriyle taradı, sonra tatlı bir sesle konuştu:

“Evlatlarım, konuşmadan hüküm vermek, yersizdir. Önce soru sor, anla, dinle; öfke ve yanlış anlamalar azalır.”

Zeynep ve Defne birbirlerine baktı. Gözlerinde hafif bir pişmanlık ve anlayış belirdi. Zeynep, barbieyi Defne’ye geri verdi ve “Belki de gerçekten yanlış anladım,” dedi.

Defne de gülümseyerek, “Evet, ben sadece yerini değiştirmiştim, almadım ki,” dedi.

Muhsin Amca hafifçe başını salladı ve çocukların birbirine olan öfkelerini görüp sözlerini sürdürdü:

“Görüyorsunuz evlatlarım, çoğu zaman öfkemiz ve kırgınlığımız, yanlış anlamalardan doğar. Sadece dinleyip anlamaya çalışmak, yüreğimizi hafifletir ve dostluğu korur.”

Zeynep ve Defne, el ele verip barbieyi birlikte oyunlarına dahil ettiler. Küçük yanlış anlama artık kaybolmuştu. Kuzenler, bahçede yeniden kahkahalar atmaya başladılar; oyunlar devam ediyordu ama bu kez daha dikkatli, birbirlerini anlamaya çalışarak oynuyorlardı.

Ali, Kerem ve Mert de bu durumu izleyip ders aldılar. Ali hafifçe mırıldandı: “Konuşmadan yargılamak, işleri büyütürmüş.”

Kerem ekledi: “Evet, her zaman anlamaya çalışmak lazım.”

Mert de başını sallayarak: “Bir oyuncak yüzünden kavga etmek istemem.”

Muhsin Amca, hafif bir ışık halesiyle yavaşça kaybolurken, çocuklara son bir öğüt verdi:

“Evlatlarım, küçük yanlış anlamalar büyüyebilir, ama doğru iletişim, sabır ve empati ile her şey yoluna girer. Her zaman dinleyin, anlamaya çalışın ve öfkeden önce nefes alın.”

O gün, küçük bir barbie üzerinden başlayan anlaşmazlık, iletişim ve empati dersine dönüştü. Kuzenler, birbirlerini daha dikkatle dinlemeyi ve yanlış anlamaların önüne geçmeyi öğrenmişti. Bahçe yeniden kahkaha ve oyunlarla doldu, güneş yavaşça batarken çocukların yüzlerinde huzur ve mutluluk vardı.

Alper Murat Kirpik 

Alper Murat Kirpik
(d. 1994, HatayTürkiye), Türk yazar, içerik üreticisi, AI Prodüktör.Alper Murat Kirpik, 1994 yılında Hatay’ın Antakya ilçesinde doğdu. Baba tarafından aslen Kahramanmaraş’dır. Eğitim hayatını Kilis 7 Aralık Üniversitesi ve Muş Alparslan Üniversitesi’nde Okul Öncesi Öğretmenliği lisans programlarını tamamlayarak sürdürdü. Mezuniyetinin ardından öğretmenlik yapmış aynı zamanda çeşitli medya ve yaratıcı projelerde yer almıştır. Vine, Instagram, Youtube gibi bir çok uygulamada mizah içerikleri üretti.

İlgili Makaleler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu