MUHSİN ÇIKTI MUFFİN’DEN 19. BÖLÜM
GÖREV DAĞILIMI (Adalet – Eşitlik)
Güneş, bahçeyi yumuşak ışıklarıyla aydınlatıyordu. Kuzenler Kerem, Zeynep, Defne, Ali ve Mert, sabah kahvaltısından sonra biraz enerjilerini atmak için bahçede toplanmışlardı. Babaanne ise mutfaktan çıkarak onlara yeni bir oyun hazırladığını duyurdu.“Evlatlarım,” dedi babaanne, yüzünde hafif bir tebessümle, “bugün bahçede size özel bir engelli parkur ve mini görevler hazırladım. Ama unutmamanız gereken bir şey var: görevleri eşit şekilde paylaşırsanız, oyun çok daha eğlenceli olur.”Kuzenler merakla birbirlerine baktılar. Parkurun ortasında çeşitli renkli koniler, ipten yapılan engeller, küçük toplar ve mini görev kartları vardı. Her görev farklı bir beceri gerektiriyordu: kimi denge, kimi hafıza, kimi de hızlı koşu gerektiriyordu.
Kerem heyecanla adım attı ve kartları inceledi: “Ben kolay olanı yapayım, zor kısmı siz alın,” dedi, gülümseyerek. Kolay görünen görevler onun hoşuna gitmişti.
Defne kaşlarını çattı ve Kerem’e döndü: “Ama hep sen kolay seçiyorsun! Adaletli olmalıyız, herkes bir parça zor işi de yapmalı.”
Mert ve Zeynep de kendi çıkarlarını düşünmeye başlamıştı. Mert hafifçe omuz silkti: “Ben hızlı koşmayı sevmiyorum, o yüzden dengeyi alayım. Zor olanlar bana göre değil.”
Zeynep ise elini havaya kaldırarak: “Ben de hafif ve rahat görevleri istiyorum. Zor olanları istemiyorum!”
Ali ise sessizce kartlara baktı ve içinden düşünüyordu: “Ama eğer herkes kendi kolayını alırsa görevler dengeli dağılmaz ve oyun zevksiz olur,” dedi kendi kendine.
Kuzenler, her biri kendi rahatını düşünerek görevleri seçmeye başladı. Kerem en kolayları, Defne biraz daha zorları aldı ama en zorları kimse almak istemedi. Mert ve Zeynep, kartlardan kolay olanları seçmekte kararlıydılar. Ali ise dengeyi sağlamaya çalışıyordu ama sesini çıkarmak istemedi.
Birkaç dakika içinde görevler dağıtıldı; fakat tam olarak dengeli değildi. Bazı çocuklar üst üste zor görevler almış, bazıları ise hemen bitirebilecekleri kolay görevlerde kalmıştı. Parkur başlamak üzereyken ortam gerildi.
Ali kaşlarını çattı: “Bu adil değil! Bazıları çok zor, bazıları çok kolay görevlerde kaldı.”
Kerem omuz silkti: “Ama zor işleri istemiyorum ki! Ben bunu seçmedim, kim ister ki?”
Defne sinirli bir şekilde: “Ama bu adaletli değil, Kerem! Hep sen kolayları alıyorsun, diğerleri hep zor işlerle uğraşıyor.”
Mert hafifçe homurdandı: “Ben de adil davrandım, ama yine de biraz zor iş kaldı bana.”
Zeynep ellerini iki yana açtı: “Bence herkes biraz eşit olmalıydı, yoksa oyun bozulur.”
Gerginlik arttı. Kuzenler birbirine bakıyor, her biri kendi hakkını ve çıkarını savunuyordu. Oyun başlamadan önce tartışma neredeyse kavgaya dönüşüyordu. Bahçede hazırlanan renkli engeller ve mini görevler bir kenarda bekliyordu, ama çocuklar dikkatlerini kaybetmişti.
Tam o sırada, mutfaktan gelen hafif bir ışık ve tatlı bir pıııt sesi duyuldu. Muffin’ler masada yerinden hareket etti ve içlerinden ışık saçan Muhsin Amca belirdi.
“Esselamu aleyküm, küçük dostlarım,” dedi, yumuşak sesiyle ve gülümseyerek. Çocuklar bir anlığına sustu ve ona baktılar.
Muhsin Amca hafifçe başını eğdi, sonra ellerini çocukların başlarına koydu. “Görünüyor ki bugün adalet dersi zamanı,” dedi. “Herkes sadece kendi rahatını düşünürse, oyun ve hayat dengesizleşir. Adalet, herkesin hakkını gözetmekle olur evlatlarım.”
Kerem başını eğdi ve içten bir sesle: “Haklısın, Muhsin Amca… Ben hep kolay olanı seçtim, adil olmadı.”
Defne gözlerini kırpıştırdı: “Evet, ben de biraz kendi çıkarımı düşündüm. Ama şimdi fark ettim, bu adil değildi.”
Mert ve Zeynep de sessizce başlarını salladı. Ali hafifçe gülümsedi: “Herkes eşit olursa oyun daha eğlenceli olur, bence şimdi dengeyi sağlayabiliriz.”
Muhsin Amca, hafifçe gülümseyerek: “Küçük adımlar da eşit olursa, hem oyun hem de hayat dengede kalır evlatlarım. Adalet, sadece büyük işler için değil, küçük paylaşımlar ve görevler için de önemlidir.”
Birkaç dakika içinde kuzenler görevlerini yeniden paylaştı. Bu sefer herkes hem zor hem kolay görevlerden birer tane aldı. Denge sağlandı, kimse haksızlık yapmadı. Çocukların yüzleri gülmeye başladı. Artık herkes görevlerin eşit şekilde dağıldığını biliyor, birbirine yardımcı oluyordu.
Kerem en zor görevlerden birini aldı ama diğerleriyle birlikte gülümseyerek parkura başladı. Defne denge görevine, Mert hafif bir hızlı koşu görevine, Zeynep hafif hafıza oyununa, Ali ise top toplama ve mini zıplama görevlerine yerleşti.
Muhsin Amca, Muffin’in içinden yavaşça kaybolurken son sözlerini söyledi:
“Unutmayın, evlatlarım: Adalet, sadece kendini düşünmek değil, başkalarının hakkını da gözetmektir. Eşitlik, her şeyde bir denge yaratır ve bu denge, hem oyunları hem de hayatı güzelleştirir.”
Çocuklar, görevlerini eşit ve adaletli şekilde dağıttıktan sonra parkurda keyifle ilerlemeye başladılar. Her engeli geçişlerinde birbirlerini destekliyor, mini görevleri yaparken birbirine yardım ediyorlardı. Gülüşmeler ve kahkahalar bahçeyi doldurdu.
Kerem bir ara, en zor görevi bitirirken terleyip gülümsedi: “Bakın, zor olsa da eğlenceliymiş!”
Zeynep elini uzattı: “Evet, birlikte olunca her şey daha kolay ve adil oluyor.”
Mert hafifçe omuz silkti ve ekledi: “Birlikte yapınca oyun daha zevkli, kimse haksız kalmıyor.”
Defne topu Ali’ye atarken: “Bence adaletli olmak, sadece oyun değil, hayat için de önemli,” dedi.
Ali de topu dikkatle geri attı: “Evet, küçük görevlerde bile eşitlik ve adalet olmalı. Birlikte hareket edersek her şey daha güzel olur.”
O gün, kuzenler adaletin ve eşitliğin değerini sadece kelimelerle değil, deneyimleyerek öğrendiler. Küçük görevleri paylaşmak ve herkesin hakkını gözetmek, hem oyunları hem de aralarındaki ilişkiyi güçlendirdi. Bahçede kahkahalar yükselirken, kuzenler bir kez daha Muhsin Amca’nın öğüdünü hatırladılar:
“Adalet, herkesin hakkını gözetmekle olur evlatlarım. Küçük adımlar da eşit olursa, oyun ve hayat dengede kalır.”
Ve gün sonunda, parkur tamamlanmış, görevler bitmiş, kuzenler birbirlerine sarılmış ve güneşin batışıyla birlikte hem eğlenceli hem de adalet dolu bir günü geride bırakmışlardı. Küçük bir ders, büyük bir fark yaratmıştı.