SESSİZLİĞİN PATLAMASI
Oyun ilerledikçe Mert’in gözleri dolmaya başladı ama kimse fark etmedi. Çünkü herkes oyunun neşesine kapılmıştı. Oysa Mert, duygularını içine atan bir çocuktu; her kırıldığında ses çıkarmak yerine susar, yüzünü saklardı.
Fakat bu kez içindeki sıkışma o kadar büyüdü ki, bir noktada koyacak yer kalmadı.
Zeynep haritayı yere serip, “Çok az kaldı! Şimdi buradan dümdüz gideceğiz,” dedi.
İşte o an…
Mert ansızın koştu, haritayı elinden kaptı ve bir hışımla yere fırlattı.
Harita çimenlerin üzerine yayılırken kuzenler nefeslerini tuttu.
Hepsi şaşkınlıktan donup kaldı.
Kerem ilk konuşan oldu.
“Mert! Ne yapıyorsun? Neden?!”
Mert’in gözleri dolu, yüzü kızarmıştı.
“Ben de oynamak istiyordum!” diye bağırdı.
“Siz beni hiç görmüyorsunuz! Kimse bana bir şey demiyor! Hepiniz bir rol aldınız ama bana hiç sormadınız!”
Sessizlik birden ağırlaştı.
Defne şaşkınlıkla Mert’e baktı. “Ama… sen bir şey demedin ki Mert.”
“O kadar sessiz duruyordun ki… belki başka bir şeyle meşgulsün sandık,” dedi Zeynep, kafası karışmış halde.
Kerem kaşlarını çattı ama bu kez kızgınlıktan değil, anlamaya çalışmaktan.
“Mert… Biz seni kırmak istemedik. Ama böyle söyleyince anlıyoruz.”
Ama Mert o kadar dolmuştu ki konuşamıyordu bile. Gözyaşlarını silmeye çalışıyor ama bir yandan da kendine kızıyordu.
“Keşke bağırmak zorunda kalmasaydım… Keşke beni onlar çağırsa…”
Oyun tamamen dağılmıştı.
Ve tam o anda…
Herkesin cebinde saklı duran küçük muffin, Zeynep’in elinden birden ışıldayıp parladı.





