MUHSİN AMCA SAHNEDE
“Esselamu aleyküm küçük gönül dostları!” diye gür sesiyle selam verdi.
Ali neşeyle ayağa fırladı:
“Muhsin Amcaaa, yine çıktın muffinden!”
Defne endişeyle öne eğildi:
“Zeynep’in ayakkabısı kayboldu!”
Muhsin Amca sakalını çekiştirir gibi dokundu.
“Hımm… İlginç. Ama bazen kaybolan şey eşya değildir evlatlarım…”
Hep birlikte ona baktılar.
“Bazen kaybolan şey… cesarettir.
Ve ben bu odada, bir yüreğin içindeki söyleyemediği bir sözü kokluyorum.”
Kamera varmış gibi Mert’e doğru bir ağırlık çöktü.
Mert’in yüzü kıpkırmızı oldu.
Israr eden bir sessizlik vardı.
Zeynep onu merakla izliyordu.
Sonunda Mert dayanamayıp konuştu.
Sesi ince bir titremeyle çıktı:
“Ben… söyleyemedim. Ayakkabıyı ben buldum… yanlışlıkla kovaya koymuşum. Sonra da söylemeye cesaret edemedim.”
Zeynep şaşkınlıkla gözlerini açtı.
“Neden söylemedin ki?”
Mert mahcup bir şekilde önüne baktı.
“Kızarsın diye… korktum.”
Muhsin Amca, sıcak bir tebessümle Mert’in omzuna dokundu.
“Evladım… doğru söz küçük de olsa insanı hafifletir.
Sen şimdi gerçek cesareti gösterdin. Korktun ama yine de söyledin. İşte doğruluk tam da budur.”
Bir anda ortamda hafif bir ışık dolaştı.
Mutfak masasının ucunda parıldayan bir şekil belirdi.
Tıpır tıpır!
Zeynep’in pembe ayakkabısı ortaya çıkmıştı.
Çocuklar sevinç çığlığı attı.
Zeynep hemen ayakkabısını aldı.
“Mert, bana söyleyebilirdin. Kızmazdım.”
Mert içtenlikle başını salladı.
“Söz veriyorum… bir daha gizlemeyeceğim.”
Muhsin Amca sakalına dokunup hafifçe eğildi:
“Güven, doğru sözle yeşerir.
Bunu unutmayın evlatlarım.”
Derken bir ışık halesi yükseldi ve:
Pıt!
Muhsin Amca kayboldu.





