MUSTARİT AN – MUHSİN AMCA’NIN GELİŞİ
Babaanne, “Hadi gelin, siz biraz sakinleşin. Ben yeni bir şeyler getiririm,” dedi ve mutfağın diğer ucuna geçti. Kısa süre sonra çocukların önüne her zamanki o meşhur taze Muffinlerden koydu.
Çocuklar yorgun ve üzgün bir şekilde sırayla bir ısırık aldılar.
Tam o anda…
Pııııt!
Işık saçan dumanlı bir halka belirdi.
Ve içinden…
Bıyıklı, kel, göbekli, gülüşü güneş gibi sıcak Muhsin Amca çıktı.
“Aleykümselam benim güzel kalpli ama biraz öfkeli kuzucuklarım!” dedi.
Masaya oturup çocuklara tek tek baktı.
“Ne bu yüzler böyle? Sanki gök gürültüsü düşmüş gibi.”
Zeynep, utanarak:
“Pasta yere düştü… kavga ettik…”
Mert ekledi:
“Birbirimizi suçladık…”
Kerem başını öne eğdi:
“Bazı şeyleri söylememeliydik…”
Muhsin Amca sakalını sıvazladı, hafifçe gülümsedi.
“Evlatlarım… Öfke anı, nefesin en kıymetli olduğu andır.”
Hepsi şaşkınlıkla baktı.
Muhsin Amca devam etti:
“Bir nefes durun ki gönlünüz devrilmesin.
Bir nefes bekleyin ki kalbiniz ters dönmesin.
Öfke geldiğinde, kalp daralır, akıl bulanır.
Ama nefes… nefes insana yeniden düşünme hakkı verir.”
Çocuklar sessizleşti. İçlerindeki öfkenin, aslında kontrol edemedikleri küçük bir fırtına olduğunu fark ettiler.
Zeynep ilk konuşan oldu:
“Demek ki… kavga edeceğimize bir nefes almalıydık.”
Kerem, “Ve sırayla yapmalıydık…” dedi.
Mert de ekledi:
“Ve birbirimizi suçlamamalıydık.”
Muhsin Amca memnuniyetle başını salladı.
“Helal olsun size. Hadi şimdi gidin, yeniden başlayın. Pasta düşer, tatlı gider… Ama gönül kırılmasın.”
Bir anda:
Pıt!
Kayboldu.





