GÖZYAŞLARIYLA GELEN KIRGINLIK
Zeynep titrek bir sesle bağırdı:
“Hayır! Açma onu! O benim defterim!”
Her şey bir anda durdu.
Ali şaşkınlıkla defteri kapattı.
“Zeynep… ben sadece—”
Kelimeyi bile tamamlayamadı.
Çünkü Zeynep’in gözleri dolmuş, kirpiklerinden yaşlar birer birer düşmeye başlamıştı.
“Ama o benim gizli defterim Ali… Neden açtın ki? Neden izin istemedin?”
Sesindeki kırgınlık, bahçedeki kuş cıvıltılarını bile susturdu.
Defne hemen Zeynep’e koştu, omzuna dokundu.
“Üzülme… Ali yanlış yaptı.”
Mert, “Gerçekten çok özür dileriz Zeynep,” diyerek başını eğdi.
Kerem ise Ali’ye dönüp sert bir bakış attı:
“Sana dur demiştim. Başkasının özeline bakılmaz. Bu saygısızlık.”
Ali’nin yüzü kızardı, elleri titredi.
Ne diyeceğini bilemiyordu.
Çünkü yaptığı şeyin yanlış olduğunu artık net bir şekilde anlamıştı.
Bir defteri açmak sadece bir defter açmak değildi…
Birinin kalbine izinsiz girmekti.
Ali başını öne eğip yalnızca şunu söyleyebildi:
“Özür dilerim… Kötü niyetle yapmadım. Sadece merak ettim…”
Ama Zeynep daha da ağlamaya başladı.
“Tüm sırlarım orada… Kalbim orada… Beni dinlemeden nasıl açarsın?”
Ağlaması, bahçenin sessizliğinde yankılandı.
Kuzenlerin içi burkuldu.
Tam o anda Kerem’in cebindeki küçük muffin ışıldamaya başladı.
Ardından Defne’nin muffin’i de…
Sonra Zeynep’in…
Bir anda hepsi aynı anda parladı.
Ali başını kaldırdı.
“Galiba… geliyor,” dedi fısıltıyla.





