Skip to main content

Hayal Kırıklığı

Hayal Kırıklığı

Bir gün ben ve bir arkadaşım can sıkıntısından bir de kaşındığımızdan hazine aramak için Nevşehir de ki doğup büyüdüğüm köyüme gittik. Arkadaşımı korkutmak amaçlı ona yalan yanlış cin hikayeleri anlatıp duruyordum. Sonra köye geldik ve gece servisten indik. Bizim geleceğimizi biliyorlarmış gibi yolda 3 kişi bize hoş geldiniz dediler. Sanki bizi bekliyor gibiydiler. Arkadaşım korkmaya başladı, bende korktum çünkü tanımıyordum onları. İsimlerini sorduk söylediler. Bana ismimi sormadan, bende söylemeden, ismimi söylediler. Fena şaşırmıştık, korkuda iyice bastırmıştı. bana sizi evinize bırakalım dediler ve şaka yapma  ihtimaline karşı evin yerini  söylemedim. Bile bile yanlış yollardan götürmeye çalıştım, beni hep oradan değil,  gel diyerek kolumdan çekiştiriyorlardı sonra eve geldik. Ertesi gün böyle böyle birileri var mı? Diye akrabalarıma sordum. Onlarda bu  kişilerin çok zaman önce öldüklerini söylediler. 

İki gece sonra çıktık yine mezar falan aramaya. Yine o 3 kişi yanımıza gelip bize altın bulabileceklerini söylediler “ama arkadaşını  evine geri gönder.” Dediler ben tabi ihanet etmek istemezdim arkadaşıma. Altını bulunca onunla paylaşırım diye düşündüm. Sonra arkadaşıma, “senin buradan gitmeni istiyorlar dedim.” Çocuk zaten o kadar korktu ki, altını versen çöpe atacak hale geldi. Tamam dedi ve hemen oradan uzaklaştı.

Ama benim gözümü para bürümüş. Aç gözlülük yüzünden gözüm bir şey görmez olmuş. “O altını bulucam o arabayı alıcam” dedim. “Bizi takip et,” dediler. “Tamam,” dedim ve düştük yollara. Geldiğimiz yer sanki yıllarca yaşanmış bir yer gibiydi. Çok güzeldi ki tek bir eşyayı alsan dünyan kurtulacak gibiydi.  Sonra birdenbire her yer karardı. Aydınlanınca  tekrar mezarlıktaydık. Bana; “Burayı kaz,” dedi. Ben; “Burası mezar çarpılırız,” dedim. Sen kaz bir şey olmayacak,” dedi. Artık öyle şeyler söylüyorlardı ki onların ya cin, ya melek ya da evliya olduklarını düşünmeye başlamıştım. Korkudan kaçamıyordumda. Dedikleri mezarı kazmaya başladım. İki metre kadar kazdım. Sonra küreği her attığımda altınlar etrafa saçılmaya başladı. Her yer altınla doldu. Öyle mutlu oldum ki mutluluktan deliye dönmüştüm. Altınları aldım yanımda getirdiğim çuvala doldurdum. “Onlara da hadi ben gidiyorum,” dedim.  Onlarda bana “gidebilecek  misin acaba?” dediler. İçlerinden biri bana çok kızgın bir şekilde, “Bunca yaşadıklarını görmeyip, sadece altınları mı gördün?” Dedi ve elini kalbimin üstüne doğru getirdi, “şimdi git,” dedi.

Onca olanlar gözümün önünden gitmiyordu.  Evin yolunu bile bulmak istemiyordum. Yürümeye başladım.  Yürüdükçe yoruldum. Sonra düşündüm “Altınlar beni kurtaracak mı?” Diye. Sonra, “şu altınlara bir daha bakayım da moralim düzelsin,” dedim.  Açtım çuvalın ağzını. Öyle şaşırdım ki, gördüklerime inanmak istemiyordum, resmen şok içindeydim.  Çuvalın içinde geri gönderdiğim arkadaşım vardı. Baygın bir şekilde yatıyordu. Hiç korkmadım bu sefer. Aklım başıma gelmişti. “Hak ettim ben bunları dedim,” kendi kendime, “Para hırsı gözümü kör etti.” Dedim. Arkadaşımı sırtıma aldım yürümeye başladım, biraz ilerleyince koca bir çukurun içine düştük ve arkadaşım uyandı. Çuvalın içinden çıkıp ayağa kalktı ve bana “O gördüğün kişilerden birisi, Şehit olan dayındı, diğeri deden, diğeri de senin doğar doğmaz ölen büyük abindi. Bu para hırsı hiç olmadı.” Dedi, beni çukurdan çıkardı ve kayboldu. Çuvalın içi kum ve keçi pislikleriyle doluydu.

Ağlayarak köye döndüğümde,  arkadaşım aradı. İstanbul’a döndüğünü söyledi.  Ona bu yaşadıklarımı anlatamadım. Hem utandım hem de inanmayacağını düşündüm. Yani O kişilerin benim yakınlarım olduğuna ve yaşadığım bunca olaylara.  Büyük bir hata yapmıştım. Sahte bir servetin peşinden koşarken, yüzlerine bile bakmadığım, dayım, dedem ve abim gibi üç değerli serveti kaçırdım. Sahte servetin peşinden koşarken gerçek serveti de kaybettim.



 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 35 Ortalaması: 3.6]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir