Skip to main content

Yanık Kalesi 17. Bölüm

Yanık Kalesi 17. Bölüm

– Elli Bin Kişilik Ordu Hazırlandı –

Kont, delikanlıdan bu haberi alınca, o da kış kıyamet demeyerek atına atladı. Kızın bulunduğu köye geldi. Bir kere de o, kızla yüz yüze konuştu. İşittiklerinden fevkalâde memnun olmuştu. O da bu haberi, Avusturya İmparatoru Maksimilyene bildirdi. Maksimilyen gizlice elli bin kişilik ordu t0playarak Kont Palgi’nin emrine yerdi. Türklerin bu hazırlıklardan hiç haberi yoktu. Kale ağası gece gündüz içiyor, köylere dağıttığı yeniçerilerin yiyecekleri de kesildiği için, onlara harcanacak parayı cebine doldurarak servet yapmaya bakıyordu.

Kış şiddetili olduğu için Kont Palgi’nin teklifi ile iki taraf da kale civarında dolaştırdıkları devriyeleri kaldırmışlardı. Zaten bu devriyelere lüzum da kalmamıştı. Çünkü artık yeniçeriler bütün kış boyunca köylerde kalacakları için yollarda onların muhafazasını temin etmeye lüzum kalmamıştı. Kont, böyle bir teklifte bulunmakla kurnazlıkta bulunmuş, kaleyi muhasara edecek Avusturya ordusunu Türklerin gözünden saklamıştı. Bu sebeple elli bin kisilik ordu, Türklerin haberi olmadan kalenin etrafını çevirdiler ve köylerdeki yeniçerileri birer birer tutarak ya öldürdüler veya uzak yerlere götürerek hapsettiler. Yalnız Hasan’a dokunmamışlardı. Hasan, istemeyerek de olsa onlara sırlar vermişti. Belki ondan gene istifade edebilirlerdi. Hasan, Avusturyalılardan canını kurtarmıştı. Fakat Ali’nin dolu dizgin köye geldiğinin farkında değildi. Bu sebeple günlerini güzel karısının dizleri dibinde neşe ile geçiriyordu. Şimdi kız, konttan aldığı emir mucibinde kaledeki topların mevkini ve gülle miktarını öğrenmek için Hasan’ı sıkıştırıyordu. Hasan, gene kanarak yola düştü. Diz boyu karlar içinde atı zorlukla ilerliyordu. Nihayet kaleyi tuttu.  Ağa kendisini iyi karşılamış:

– Hayrola Hasan, canın mı sıkıldı? demişti.

– Evet ağam, dedi, sizi özledim; bir iki gün kalmak istedim.

Hasan:

– Yoksa karınla darıldın mı?

– Hayır ağam. Eskisi gibi sevişiriz. Dedim ya, sizi özledim.

Sırp kanı taşıyan, Hasan ismindeki bu yeniçeri, kalede kaldığı bir kaç gün içinde kalenin her tarafını gezdi ve topların yerini öğrendi. Hasan bunları o kadar sinsice yapmıştı ki kimse farkına varmadı . Aliye gelince, Hasan’ı görmemiş miydi? Hayır, görmemişti Çünkü Ali o günlerde kalede bulunmuyordu. Kendi ağasına yalvararak Peçevi denilen yakın kasabadan zahire getirecek kafileye o da dâhil olmuştu. Maksadı kafileden ayrılıp Hasan’ın bulunduğu köye gitmek; hem onu, hem karısını öldürmekti.

Zahireyi getirecek kafile elli öküz arabası idi. Muhafız olarak da başlarına elli kadar akıncı verilmişti. Ali, evvelâ kafile ile Peçeviye gitti. Daha evvel ayrılıp köye gitmeyi uygun bulmamıştı. Çünkü cinayetini işlerse Avusturyalılar ayaklanır, araba kafilesini çevirebilirlerdi. Ali keşke öyle yapsaydı. Fakat bazı zaman basiret bağlanmış olur. Hem Ali de hiç bir şeyin farkında değildi ki. Arabalar Peçeviden zahire yükledikten sonra kaleye dönüş yaptılar. Öküz arabalarının yürüyüşü ağırdır. Hele yürüyüş bir iki karış kar içinde olursa daha ağır olur. Hasan, kalede iken büyük bir araba kafilesinin Peçeve’ye gittiğini de öğrenmişti. Yani öğrenmek istediklerinden fazlasını öğrenmişti. Karısının yanına döndü. Karısı Hasan’dan duyduklarını hemen konta bildirdi. Kont ellerim ovuşturarak;

– Artık vakit geldi, dedi; hele Peçeviden dönmek üzere olan araba kafilesi pek işimize yarayacak.

_ Kont Palgi, plânını yapmıştı. Evvelâ, başta kendisi olmak üzere birkaç Avusturya, o günün gece yarısı kale kapısının önüne gelecekler, parola olan:

– Meze! diye bağıracaklar, sonra da ağlaşarak:

– Açın kapıları. Düşman, Peçeviden zahire getiren arabaları zaptetti, biz zorlukla kaçabildik, diyeceklerdi.

Kale kapısını bu suretle açtırdıktan sonra hemen içeri dalacaklar, kapıdaki bir iki muhafızı hemen öldüreceklerdi. Kaledeki Türkler uykuda olduğu için, onlar uyanıp toparlanana kadar, gecenin karanlığında kale dibine yaklaştırdıkları elli bin kişilik ordularını kaleden içeri sokacaklardı. Ondan sonra mesele tamamdı. Elli bin kişiye üç yüz akıncı ne yapabilirdi?

Kont, bu plânını,. subaylara anlatırken, bir taraftan da durmadan ellerini ovuşturuyor, sevinçli sevinçli, gülüyordu:

– Hasan’ın bilmeyerek getirdiği haberler bize Allah’ın müjdesidir. Peçeviye bu kış kıyamette düşmanın zahire için arabalar göndermesi çok işimize yaramıştır. Kalenin bunak muhafızı ne akla hizmet etmiş de Peçeviye zahire arabaları göndermiş ?.. Halbuki bizim bildiğimize göre bütün kışı bol bol geçirecek zahireleri vardır. Bundan başka askerlerinin en çoğu köylerde bulunuyor. Yani yiyeceklerin bol olması lazım. Kim bilir bu adam ne gibi bir düşüncesizlikte bulundu! Yani bilmeyerek bizim ekmeğimize yağ sürmüş oldu. Hemen bu gece baskın yapacağız.  Türk korkusundan her zaman dizleri titremiş olan subaylar, kalenin zaptının bu suretle pek kolay  mümkün olacağını anladıkları için onlar da sevinmişler:

– Hurra! diye bağırmışlardı.

Reşat İleri – Kahramanlar – 1952

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir