Skip to main content

Yanık Kalesi 15. Bölüm

Yanık Kalesi 15. Bölüm

– Ali Çifte Cinayet İşlemeye Karar verdi –

Delikanlı, sabahleyin atına atlayıp, Yanık kalesinin yolunu tuttu. Gece yarısı köye girdi. Hasan o gece kalede bulunuyordu. Sevgilisiyle baş başa kalarak Türk’ün başına geçirilecek çorabı örmeğe başladılar.

Aynı gece akıncı ağası da “Ali’yi karşısına almış, dertleşiyor:
– Bütün bu işler Hasan’ın başı altından çıkıyor, diyordu; Hasan, kadına kendini kaptırmış bir soysuz oldu. Göreceksin bak. Yakında kâfir kaleye saldıracaktır. Mahmut Paşaya da müracaat ettik. Onun da emri kar etmedi.

Akıncı ağası o kadar içli söylüyordu ki Ali kendini tutamadı, ağlamaya başladı. Fakat bu ağlayış, ümitsiz bir ağlayış değildi. Verdiği kararı kuvvetlendiren bir ümitti. Ali, Hasan’la güzel karısını öldürmeye karar vermişti. Bunu ağasına da açmayacaktı. Çünkü belki mâni olmak isterdi.

İyi kalpli ağa onu teselli etti:

– Ağlama oğlum, başa gelen çekilir, dedi; elbette bu can bu bedende kaldıkça düşmana bedava kale vermeyiz. Onlara bu işi pahalıya mal ederiz.
Ali:
– Elbette, elbette… diyerek bu, gün görmüş, nice savaşlarda kılıcıyla birlikte birkaç defa gazi olmuş ağasını tasdik ediyordu.
Günler geçiyordu. Delikanlının, nişanlısıyla görüştüğünün  üzerinden bir hafta geçmişti. İlk gece Macar kızı, nişanlısını, eve almış:
Tam zamanında geldin. Hasan bu gece kalede, demişti,
Genç kadın, delikanlıyı dinledikten sonra:
-Bana on beş gün müsaade, dedi, Hasan gelince ben hepsini öğrenirim ve istediklerini yaptırmak için de kandırırım.
Macar kızı bunları söyledikten sonra bir kahkaha atarak avucunu yumruk yapıp nişanlısına göstermiş ve:
– İşte o şimdi böyle avucumun içindedir, demişti.
Ertesi sabah delikanlı, Hasan’a görünmemek için başka bir eve saklandı. Neticeyi merakla bekliyordu. Macar kızı, bütün fettanlığını kullanarak, daha ilk gecede Hasan’ın ağzından her şeyi almıştı. Zaten parola aylar var ki değişmiyordu. Halbuki parolanın mümkünse her gün, en çok haftada bir değiştirilmesi icap ederdi. Çünkü düşmanın kulağına gitmek ihtimali vardır. Bu sebepledir ki hudut boyları gibi düşmanın pek yakın olduğu yerlerde ve harb esnasında parola her gece değiştirilir. Parola bir veya iki kelimeden ibaret bir sözdür:

– Kazma, süngü, yeşiltepe  gibi.
Kim olursa olsun, parolayı söyleyemezse ya esir edilir veya kurşunu yer. O zamanki hudut kalelerimizde böyle parolalar kullanılırdı. Kaleye girmek için, o günün parolası ne ise onu söylemek mecburiyeti vardı. İlk zamanlar sık sık değiştirilen parola, zaman geçtikçe ayda bire inmişti. Bunun da sebebi, kale muhafızı olan yeniçeri ağasının tembelliği ve tedbirde kusur etmesi idi. Kış gireli iki ay olduğu halde ağa, parolayı değiştirmeyi aklına bile getirmemişti.

Herkes bilir ki, parolaları kumandanlar tâyin eder. Yanık kalesi kumandanı da bu ihtiyar ağa olduğu için bu işi onun yapması lâzımdı.

Sevişirlerken Macar kızı sormuştu:

– Kuzum Hasan, parola denilen bir şey varmış. Bu silah mıdır, nedir? Bilmiyorum.

Genç karısının üst üste verdiği şarap bardaklarıyla kısa zamanda beyni dönen Hasan, hiçbir şey düşünmeden, aptal aptal gülmüş:

– Amma da budalasın ha… demiş ve parolanın ne demek olduğunu uzun uzun anlattıktan sonra:

Meselâ bizim parolamız da böyle bir kelimedir, demişti.

Macar kızının heyecandan kalbi çıkacak gibiydi. Acaba Hasan, parolanın ne olduğunu söyleyecek miydi Fakat Hasan burada susmuştu. Karısına baktı. Onun yüzü, geçirdiği heyecandan kıpkırmızı olmuştu. Lâkin Hasan bunların farkında değildi:

– Bana bir bardak daha şarap ver, dedi.

Genç kadın hemen şarabı doldurdu ve ona uzattı Hasan bir dikişte içti. Etrafına bakınarak:

-Meze, dedi.

Macar kızı kırıtarak gülümsedi:

– Parola mı bu diye sordu.

Hasan şaşırmıştı:

Evet, parola… Fakat ben sana parolayı değil, meze istediğimi söylemek istedim.

– Hay hay.. Meze de vereceğim. Fakat sizin parola doğrusu hoşuma gitti. Ağanız ne de güzel isim bulmuş!

Macar kızı bir taraftan. Hasan’a meze uzatırken, bir taraftan da duyduğunun doğru olup olmadığma emin olmak için sualler soruyor.

Vallahi bu isim şeytanın bile aklına gelmez, diyordu.

– Evet, doğru… Bizim ağa pek yamandır. Herkes bilir ya, belki sen de duymuşsundur, o, şaraba pek düşkündür.

– Evet, işittim.

İşte bu sebepten, onun aklına parola olarak bu kelime geldi.

– Pek güzel bulmuş.

– Evet, o da pek sevmiş olacak ki aylar var bu kelimeyi değiştirmiyor. Bana kalırsa daha aylar geçse gene değiştirmez.

Kadın, öğreneceğini öğrenmişti. Şimdi sıra onu tamamen evde bırakmaya gelmişti. Onu bütün kış evde kalmaya zorlarsa Hasan muhakkak ağasından izin alabilirdi. Ağa bu izni, diğer yeniçerilere de verecekti.

Macar kızı tekrar kırıttı. Cilveli bir sesle:

– Hasan, dedi.

Hasan gözlerini süzerek, yılışık yılışık cevap verdi: …… Buyur güzelim.

– Ne vakit gideceksin?

– Bu gece ilk gecemiz. Önümüzde tam beş gün daha var

– Desene hemen gideceksin!..

Sarhoş Hasan bir şeyin farkında değildi:

– Yanlış anladın galiba güzelim? dedi, bu geceden başka daha beş gece buradayım, dedi.

– Anladım, anladım ama, bu bence pek kısa…

Sonra gözlerini nazlı nazlı süzdü:

– Demek sence kısa değil ha?…

Reşat İleri – Kahramanlar – 1952

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir