Macera HikayeleriMurat Canpolat

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXVI. Bölüm

Gizemli Yolculuk

Güzel Bir Macera Hikayesi; “Gizemli Yolculuk” XXVI. Bölüm

Bir ara, yaralı adamın hizmetine bakan hizmetçilerden birinin yanlarına koşarak geldiğini gördüler. Hizmetçinin telaşlı bir şekilde koşarak geldiğini görünce, konuşmayı keserek ona ‘neler oluyor’ der gibi baktılar. Hizmetçi yanlarına gelince telaşlı bir şekilde saray hekimine:

– Ne olur yardım edin. Beyim, sürekli yapmayın yapmayın, diye sayıklıyor ve ateşler içinde yanıyor.

Saray hekimi, Sedat Bey’in ağırlaştığını duyunca koşarak odaya gitti. Hizmetçilere çok acele ılık su getirmelerini isteyip, onun üzerindeki sargıları dikkatli bir şekilde çıkardı. Hizmetçiler ılık suyu getirince, onların getirdiği ılık suyla yaralarını temizledi. Sedat Bey’in yaralarına, iyileşmesi için gerekli olan malzemeleri sürdükten sonra temiz bir sargı beziyle sardı. Herhangi bir olumsuzluğa karşı başında bekledi. Sedat Bey, kendisine yapılan tedavinin ardından, iniltisi kesilip uyumaya başlayınca, onun artık kendine gelmeye başladığını ve artık hiçbir tehlikenin kalmadığını görerek odadan dışarıya çıktı.

O sırada Hasan, yaralı adamın durumunun ağırlaştığını duyduğundan dolayı, ondan iyi bir haber getirmesini bekliyor sabırsızlıkla sağa sola dolanıp duruyordu. Saray hekiminin odadan dışarıya çıkarak kendisine doğru geldiğini görünce ona:

– Sedat Bey neden durmadan ‘Hayır, hayır, durun yapmayın. Böyle yaparsanız korkarım ki, bir gün başına bir iş açılacak’ diyor, diye sordu.

Saray hekimi ona korkulacak bir durum olmadığını bildirerek konuşmasına şöyle devam etti:

– Az önceki konuşmamızda, bu kasabanın çok çirkefleştiğini söylemiştim ya.

–   Evet.

– İşte bu kasabanın halkı fakir insanlara böyle davranırken, durumu kötüye gidenlere de bir de kendileri tekme vuruyorlardı. Haksızlık, zulüm birbirlerinin kuyusunu kazma başını almış yürümüştü. İşte böyle bir gün, Sedat Bey her şeyi göze alarak kasabanın zengin ve orta halli insanlarını bir araya topladı ve onlara: ‘Size söylüyorum, kasabamızın fakir insanlarından ne istiyorsunuz. Yine size söylüyorum, belki de çoğunuz onlar sayesinde ekmek yiyorsunuz. Ne olur yalvarıyorum size, onlara kötü davranmayın, birbirinize karşı haksızlık etmeyin, birbirinizin kuyusunu kazmayın ve zulmetmeyin. Şayet bu söylediklerime kulak asmaz, yine eski alışkanlıklarınıza devam ederseniz,  korkarım ki, bu yaptıklarınızdan dolayı bir gün başınıza iş açılacak’ dedi. Kasabanın halkı, Sedat Bey’in bunca nasihatlerine kimi burun kıvırdı. Kimi, ‘sana ne be adam’, bizim davranışımızdan dedi. Kimisi, konuşmanın tamamını dinlemeden gitti. Kimileri de, o kara yüzlü adamın kışkırtmasıyla işi daha ileriye götürüp beyimi taşa tuttular.  Onların, Sedat Bey’i taşa tuttukları zaman, atılan taşların ona gelmesini önlemeseydim, belki de orada ölebilirdi. Onlar taş atarken, ben bir taraftan ona taşların gelmesini önlüyor bir taraftan da onlara ‘Yapmayın, etmeyin. Bu yaptığınız ayıptır’ diyordum. O gün, atılan taşlardan her tarafımız yaralanmış, kanlar içerisinde kalmıştık. O gün, oradaki halk yaralı olduğumuza aldırış bile etmeden çekip gittiler. Oradaki halkın attığı taşlar bana daha çok değdiği için tamamen kendimden geçmiş durumdaydım, bunları söyledikten sonra ağlayarak:

– Sedat Bey, o gün tamamen kendimden geçip bayıldığımı görünce, yaralı haline bakmadan sürünüp yanıma gelmiş ve kucağına alarak uyandırmaya çalışmış, fakat bir türlü beni uyandırmayı başaramamış. Benim uyanmadığımı görünce de, ‘imdat yardım eden yok mu?’ diye bağırmış. Bu bağırmasından sonra etraftan yanına gelen olmuş, fakat hiç kimse kılını bile kıpırdatmamış. Onların yardım etmemesi üzerine sinirlenerek ‘ O ki yardım etmiyorsunuz. Bari rahatsız etmeyin’ diyerek onları yanından kovmuş. O gün onlar gittikten sonra kara yüzlü adam çıkagelmiş ve Sedat Bey’in karşısına geçip pis pis sırıtarak:

– Benim işlerime çomak sokmaya kalkanın sonu budur demiş ve kahkahalar atarak oradan ayrılmış. Onun ayrılmasından sonra, akşama kadar bizi kurtarmaları için birilerini beklemiş. Akşama doğru Sedat Bey’in hizmetçilerinden biri, bizi görmüş ve giderek diğer hizmetçilere haber vermiş. O gün oradaki hizmetçiler ve Sedat Bey ve onun Dr. olan oğlu olmasaydı, belki de hayatta olmayabilirdim.

Hasan, saray hekiminden, kasabanın halkının nasıl kötülük içerisinde olduklarını duyunca dehşete kapılıp midesi bulanmaya başladı ve saray hekimine ‘yeter artık duymak istemiyorum, bu kadar çirkinlikleri’ demek zorunda kaldı.

Saray hekimi, Hasan’ın ikazından sonra sözünü daha fazla uzatmayarak, içeride yaralı olarak yatan Sedat Bey’in yanına döndü. Sedat Bey, ılık suyla yaralarının temizlenmesinin üzerinden fazla bir zaman geçmeden kendine geldi.

Sedat Bey, kendine gelip gözlerini araladı ve etrafına bakındı. Çevresindeki hizmetçilerin gözyaşları içerisinde kendine baktıklarını gördü. Onların ağlamasına gönlü razı olmadığından dolayı kafasını çevirip saray hekimi Serhat Bey’e baktı. Serhat Bey, onun ne istediğini anlamış gibi kafasını salladı ve hizmetçilere artık ağlamamalarını rica ederek, onların odadan çıkarak kendisini Sedat Beyle baş başa bırakmalarını istedi. Hizmetçiler gözyaşlarını silerek, beylerinin kendisine geldiğine sevinerek neşe içerisinde odadan çıktılar.

Serhat Bey, hizmetçilerin odadan ayrılmasından sonra, Sedat Bey’in elinden tutarak:

– Beyim, bizi bayağı korkuttun, ama şükür ki kendine gelebildin.

– Beni farelerin elinden kurtaran genç nerede? Eğer o olmasaydı fareler beni parçalayacaktı.

– O, şu an dışarıda bekliyor. Eğer isterseniz onu yanınıza çağırtabilirim.

– Hemen, çağır onu yanıma.

Serhat Bey, odadan dışarıya çıkıp Hasan’ı çağırmaya gittiğinde hizmetçiler tekrar geri dönüp Sedat Bey’in bakımına kaldıkları yerden devam ettiler.

Saray hekimi, beyinin isteği üzerine odadan çıkıp Hasan’ın yanına vardı. Ona, beyinin kendisini istediğini bildirince Hasan, Sedat Bey’in kendisine geldiğine sevinerek hızlı adımlarla onun odasına vardı. Sedat Bey’in yanına vardığı zaman, hizmetçileri üzerindeki sargıları çıkarmış, bakım yapmak üzereydiler.

Hasan, Sedat Bey’in odasına girdikten sonra ona:

– Geçmiş olsun, umarım durumun şimdi daha iyidir, dedi.

Sedat Bey, yattığı yerden toparlanarak hizmetçilere teşekkür ederek Hasan’la konuşmaları bittikten sonra gelmelerini istedi ve eliyle işaret ederek odadan çıkmalarını rica etti. Onlar çıktıktan sonra Hasan’a dönerek:

– Şimdi daha iyiyim, dedikten sonra kafasındaki bandajı sağlamlaştırdıktan sonra sözüne şöyle devam etti. Beni oradan kurtardığınız için, size nasıl teşekkür etsem yine de azdır. Siz olmasaydınız, belki de o fareler beni parçalayacaktı.

–  Sizin, kendinize gelmenize çok sevindim. Ama söyler misiniz, bu kasaba da neler oluyor.

–  Her halde, saray hekimi Serhat Bey, burada neler olduğunu anlatmıştır.

–  Evet, anlattı. Fakat yapılan zulümleri duyunca tiksinti duydum ve Serhat Bey’in sözünü kesmek zorunda kaldım.

Yaralı adam, ‘Benim adım Sedat’ dediği sıra hizmetçilerden biri içeri girerek.

– Efendim, oğlunuz geldi, sizi görmek istiyor, demesi üzerine sözünü kesip hizmetçiye dönerek:

– Oğluma söyle, beni biraz beklesin.

Hizmetçi, Sedat Bey’den emri alır almaz hızla geri döndü ve koşarak odadan dışarıya çıktı. Sedat Bey’in, oğlunun yanına varıp babasının misafiri olduğu için biraz beklemesi gerektiğini söyledi.

Hizmetçi, Sedat Bey’in oğluyla konuşurken o sırada Sedat Bey, bir taraftan farelerin elinden kurtulduğuna seviniyor, bir taraftan da kendisine yardım edip ilk tedavisini yapan Hasan’a teşekkür ediyordu. Sedat Bey, Hasan’a kendisini kurtardığı için teşekkür ettikten sonra ilaçları nereden bulduğunu sordu.

Hasan, ona kara yüzlü adamın eczanesinden aldığını söyledikten sonra:

– Ne kötü bir adammış o? Eczanesinden aldığım ilaçların parasını ödeyemediğimden dolayı az kalsın beni öldürecekti.

– Haklısın, o çok kötü bir adam. Zaten, kasabamıza bütün kötülüklerin yayılmasına da o sebep oldu.

– Söyler misin, ondan başka eczacı yok mu ki, herkes oraya gidiyor?

– Aslında vardı. Hem de çok insaflı, sevecen bir kişiliği vardı. Fakat, o kara yüzlü adamın iftirası yüzünden kasabayı terk etmek zorunda kaldı.

– Nasıl yani, ne yaptı ki eczacının kaçmasına sebep oldu.

– Kara yüzlü adamın ilk geldiği zamanlardı. İyi yürekli eczacının işi çok güzeldi. Hemen hemen herkes ona gidiyor, bütün ilaçlarını ondan alıyordu. Zaman böyle akıp giderken, o kara yüzlü adamın işleri iyice kötüye gitmeye başlamış, bu yüzden de iyi yürekli eczacıya olan kıskançlığı ve kini iyice artmaya başlamıştı. Bir gece, o kara yüzlü adam gizlice bir eve girip, evde mücevheratla birlikte dışarıya çıkıp iyi yürekli eczacının dükkânına girmiş ve o mücevheratları oraya bırakarak uzaklaşmış ve giderek polise mücevheratları onun çaldığına dair ihbarda bulunmuş. Bu ihbarı alan polisler, bir gece baskın yaparak mücevheratları bulmuşlar. Mücevheratlar iyi yürekli eczacının dükkânında ele geçirildiği için, onun çaldığını zannederek tutuklayıp götürmüşler. Her ne kadar ben yapmadım dese de kimseyi inandıramamış. Polis ilk soruşturmadan sonra, savcılığa teslim etmiş. Savcılık onun suçlu olduğuna karar vererek hapse attırmış. İlk duruşmasına çıktığı zaman, o kara yüzlü adam çıkıp yalancı şahitlikte bulunarak onun uzun süre hapis yatmasına sebep olmuş. Bu arada, o eczacı hapis yatarken bir yolunu bulup hapisten firar etmiş ve kaçmış. Ondan sonra onun nerede olduğunu bilen kimse çıkmamış.

– Peki, onun iftiraya uğradığı nasıl anlaşıldı.

– Eczacı hapisten kaçtıktan sonra, gece vakti kara yüzlü adamı bulup her şeyi itiraf ettirmiş, ama nafile. Çünkü o kara yüzlü adamın arkası çok kuvvetliymiş. O yüzden de ona kimse bir şey yapamadı. Sonuçta olan iyi yürekli eczacıya oldu ve buraları terk etmek zorunda kaldı,  dedi ve oğlunu daha fazla bekletmek istemediğini söyleyip, üstünü giymesinde kendisine yardımcı olmasını rica edip, üstünü giydi. Hasan’dan sözünün yarıda kesildiği için özür dileyip odadan dışarı çıktı ve salona doğru yöneldi.

Sedat Bey, salona geçip oğluyla uzun uzun konuşup hasret giderdiler. Aralarında konuşurlarken, bir ara oğlu Sedat Bey’e artık bu kasabada kalmayı bırakıp yanlarına gelmesini istedi. Ayrıca geliniyle, torunlarının kendisini çok özlediğini, özellikle ufak torununun, gece uyurken kendisini sürekli sayıkladığını, gündüz uyanıkken ayağına yapışıp ‘baba ne zaman dedem gelecek’ dediğini söyledi. Sedat Bey, oğluyla konuşurken torunlarının kendisini çok özlediklerini duyunca hüzünlendi ve oğluna şöyle söyledi:

–   Oğlum, biliyorsun, bu ev annenin hatıralarıyla dolu. Bu ev, bu zenginlik, evdeki bu huzur onun sayesinde oldu. Onun sayesinde, içinde bulunduğum bu streslerden, sıkıntılardan kurtuldum. Onun merhameti, güler yüzlülüğü, sabrı, olaylar karşısında metaneti… Bunları söyledi ve eşiyle beraber oturup sohbet ettikleri koltuğa oturarak eşiyle beraber geçirdiği güzel günler aklına gelip ağladı. Oğlu, babasının ağladığını görünce koltuğa oturup babasının sırtını sıvazladı. Boynuna sarılıp yüzünü gözünü öptü. O da ölen annesini yâd ederek babasına:

–  Baba, biliyorum, annemi çok seviyorsun ve onun hatıralarından ayrılmak istemiyorsun ama, ne olur bizi de düşün. Seni çok özledik ve artık seni yanımızda görmek istiyoruz.

–   Peki, oğlum. Burada ufak tefek işlerim kaldı. Onları halledeyim, ardından geleceğim.

Oğluyla uzun bir konuşma yapan Sedat Bey, oğluna:

– Seninle daha fazla konuşmak isterdim ama misafirim var. Onunla ilgilenmek zorundayım, dedi ve salondan çıkarak Hasan’la konuştuğu odaya geçti. Sedat Bey, tam Hasan’la konuşmaya başlayacakken, oğlunun geldiğini söyleyen hizmetçi tekrar içeriye girerek:

– Efendim, sizin şefkatle bakıp gözettiğiniz, o fakir insanlar kapınızın önünde toplanmış sizi bekliyorlar, demesi üzerine kapının önüne çıkarak onlara hep beraber neden geldiklerini sordu.

Kapısının önüne toplanan fakir insanlar, içlerinden birini seçtiler ve o seçilen kişi öne çıkarak:

–  Beyim, biz artık bu kasabadan gidiyoruz.

– Neden gitmek istiyorsunuz? Yoksa yine size kötü davranmaya başladılar.

– Evet, beyim. Artık yapılan bu zulümlere dayanamaz hale geldik. Üstelik kendi yaptıkları zulümlerden dolayı, başlarına gelen sıkıntıları kendilerinden değil de, bizden biliyorlar ve o kara yüzlü eczanın yüzünden hayvanlar bile bize saldırıyorlar. O yüzden artık dayanamaz hale geldik ve bu kasabayı terk ediyoruz.

Sedat Bey, sözcü olarak seçilen kişiden dinledikleri karşısında hiddetlendi ve yumruğuyla kapıya vurdu. O sinirle kapıya öyle bir vuruş vurmuştu ki, sanki kapı yerinden sökülecek gibi olmuştu. Hasan, o sırada kapının önünden geçmekteydi ve Sedat Bey’in sinirli bir şekilde kapıya vurduğunu görünce koşup dışarıya çıkmış, ona adeta neler oluyor dercesine gözlerine bakıyor, ondan bir cevap bekliyordu.

Sedat Bey, Hasan’ın geldiğini görünce eliyle kapısının önüne toplanmış olan fakir halkı göstererek:

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 5]

1 2Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı