Skip to main content

Gerçekten Yaşanmış Değişik Bir Hikaye; Bir Mezar Kazıcısının Hikayesi  (18+)

Kimilerini korkutan bir hikaye, kimilerinin ürpertici bulduğu bir hikaye, ancak gerçekten  insana dehşet veren değişik bir hikaye.  Kesinlikle yaşanmış  bir hikaye, yaşayanı korkutmuş, senelerce korkunç rüyalarla yatağından uyandırmış bir hikaye, yaşayanın unutamadığı gerçek bir hikaye.

Gerçekten Yaşanmış Değişik Bir Hikaye; Bir Mezar Kazıcısının Hikayesi  (18+)

Merhaba arkadaşlar benim sizler için anlatacağım hikayeyi bizzat en yakın arkadaşım abartısız yaşamıştır. Onun bu yaşadıklarından öylesine etkilendim ki günlerce aklımdan çıkmadı. Arkadaşım da uzun süre kendine gelemedi. Bizim gibi gariban, saf, iyi niyetli temiz insanların aklının ucundan bile geçiremeyeceği bir şeydi bu. Biz sadece ekmeğimizin derdine düşmüş insanlarız.  Aradan uzun zaman geçip bu duruma alışınca artık yaşadıklarımızı da anlatır  oldum. Aslında olayları birebir yaşayan kişi benim can arkadaşım Osman. Hemen hemen her akşam buluşur biraz sohbet eder dertleşirdik. Böylelikle bende olayları az çok biliyorum.

Osman 18 yaşında bir trafik kazasında ailesini kaybedince babasından kalan bir gecekonduda yalnız yaşıyor. Bir kardeşi yada bildiğimiz kadarıyla bir akrabası yok. Varsa da biz bilmiyoruz. Hikayenin bundan sonrasını Osman’ın ağzından anlatıyorum.

Bundan bir kaç yıl önceydi.  Ailemi kaybedince okuluma devam edemedim. Askerliğimi bitirip gelince her yere iş başvurusunda bulundum ancak devamlı çalışacak bir iş bulamıyordum. Hep dönemlik kısa işlerle idare ediyordum. Bu aralar artık dönemlik işlerde çıkmaz oldu. Yarı tok yarı aç yaşar oldum.  Şehir merkezinde inşaatlara işçi toplayan araçları bekler inşaatlarda çalışırdım. Günden güne zayıfladığım  için artık inşaat  işi için beni seçmez oldular. Günlerim böyle geçerken, hiç beklemediğim artık umutlarımın bittiği bir gün iş ve işçi bulma kurumundan işe davet mektubu aldım.

Kuruma görüşmeye gittiğimde şehrimizin huzur evine süreli işçi olarak bir teklif aldım. O kadar çok sevinmiştim ki hiç düşünmeden kabul ettim. Huzur evi baya geniş bir alana kurulmuş büyük bir yerdi. Kendimce, “ordaki işçilik ne olabilir ki?” dedim “en basit temizlik işçiliğidir,” diye düşündüm. Ne iş yapacağımı hiç sormadan ertesi gün, ilk gün diye arkdaşlarımın düğünlerinde giydiğim tek takım elbisemi giyip işe gittim.

Sabah işyerine ulaşınca bir görevli beni huzur evinin arkasındaki, kendinden en az beş kat büyük mezarlığına götürdü. Giderken bile ne iş yapacağımı kestirememişim. “Herhalde mezarlık bekçiliği yapacağım” dedim kendi kendime. “Çok iyiymiş” dedim. “En azından yorulmayacağım.”

Görevli beni mezarlık bekçisinin bulunduğu tek odalı, içinde tuvalet, banyo ve mutfağı olan kulübeye götürdü. Orada Kulübenin merdiveninin altında bulunan kazma kürekleri gösterip;

“Senin işin mezar kazıcılığı arkadaşım. Huzur evine cenaze olunca mezarlarını sen kazacaksın,” dedi.

Önce bi ürperdim, “ama ben bu güne kadar hiç mezar kazmadım ki,” dedim.

“Öğrenirsin, öğrenirsin zor bişey değil,” dedi.

Sonra başımı kaldırıp mezarlık bekçisinin yüzüne baktım, “sıkıntı yapma ben daha önce gördüklerimden anladığım kadarıyla sana tarif ederim,” dedi. Sonra görevli giderken, sen de bekçiyle beraber kulubede bekleyeceksin cenaze olunca telefonla bildiririz, sende işe başlarsın, eee her işin bi zorluğu var,” dedi ve gitti.

Olanlardan sonra hem şaşırdım hem de biraz üzüldüm. Ben bu güne kadar hiç böyle bir mesleğin var olduğunu düşünmemiştim. Şaşkınlığım bunaydı. Üzgün olmam ise birilerinin yaşamlarının sona erdiğini duyacak olmamdı. Şöyle etrafıma bir bakındım, mezarlık büyüktü ve dörtte üçü boştu. Bekçiye, “herhalde çok fazla cenaze olmuyor,” dedim.

“Orası hiç belli olmaz, bak şu beş mezar yeni, bulaşıcı hastalık mı var ne bilmem ama bunlar arka arkaya iki gün içinde vefat ettiler,” dedi.

İlk gün böyle geçti mesai bitiminde akşam mahalle camimizin hocasına gidip bu konuda bilgi aldım. İşin ehlini öğrendikten sonra zora kalan kısmı kazmayla kuru toprağı kazmaktı.

İşe başladığım ikinci günümde daha kapıdan girmeden acele et bugün öğleye bir cenaze var dediler. Hızla üstümü değişip başladım mezarı kazmaya. Çok zordu. Toprak çok setti.  Hocanın verdiği ölçülere göre “mezarın eni, uzunluğunun yarısı kadar olacak, derinliği, en az bir insan boyunun yarısı kadar olacak”şekilde öğle vaktine mezarı yetiştirmiştim. 5-6 saat sürdü.

Çok yorulmuştum, eğer cenaze iki tane olsaydı mümkün değil aynı zamana yetiştiremezdim. Neyse böyle her gün bir cenaze derken bir hafta bitmişti. İkinci haftaya başladığım ilk üç tane cenaz vardı. Ben artık cenaze haberini almadan mezarları önceden kazdığım için anca yetiştiriyordum yalnız haftanın son günü beş kişi birden olunca mezar  bekçisi de bana yardım etti ve mezar kazarken, “seninle mutlaka bu konuda ciddi ciddi konuşmalıyız,” dedi.

– Nasıl yani,

– Sence bu kadar sık ölüm olması normal mi,

– Bilemiyorum daha önce bir huzur evinin mezar kazıcılığı hiç yapmadım,

– Bak oğlum dışarda normal bir mezar kazıcı günde beşten  fazla mezar kazar, mezarı da bir kaç kişi kazar, ancak burası dışarı değil. Bir hastanede bile bu kadar ölen olmaz bunda bir iş var.

– Nasıl yani anlayamadım.

– Ben polise gideceğim

– Sebep?

– Bak oğlum, ya bu garibanları bir bir öldürüyorlar!!  yada bulaşıcı bir hastalık var her gün tek tek ölüyorlar.

– Ne bileyim…. bu ölümler… emniyete bildiriliyordur. Onlar takibe çıkmıştır belki.

– Oğlum onlar binlerle milyonlarla uğraşıyorlar bir şikayet olmazsa gözlerinden kaçıyordur. Onları uyarmak için şikayet etmek gerek.

– O zaman şüphemizden gidip bahsedelim. Biz bir işe karışmayalım. Abi işin altından ne çıkacağı belli olmaz.

Diye konuşmalarımız mesai bitimine kadar sürdü.  Mesai bitiminde tuttuk karakolun yolunu şüphelerimizden bahsettik. Başkomser ifadelerimizi aldıktan sonra memurlardan huzur evi ile ilgili bilgileri aldıktan sonra bizi gönderdiler.

Pazartesi sabah işe gittiğimizde her yer polis kaynıyordu dört beş tane ambulans ve doktorlar vardı.  Gömülen son beş cenazeni mezarını açmak için için görevli araştırmacılar vardı. Herkes soruşturmaya alınmıştı. Huzur evinin kapıları kapanmış dışardan ziyaretçi alınmıyordu. Çalışanlardan da dışarı kimse çıkmıyordu. Her yer polis kaynıyordu. Biz de mesai bitimine kadar bekledik hiç bir haber alamadık. Huzur evi sakinleri bile dinlenmiş. Soruşturma günlerce sürdü. Bu arada vefat eden kimse olmadı.

Sonuca gelecek olursak, emniyet bize bir bilgi vermedi. Ancak Huzur evinin başhemşiresi ile birlikte stajyer hemşirede gözaltına alınmıştı. Bir kaç gün sonra staryer hemşire bırakıldı tüm olan biteni güvenliye anlatmış o da bize anlattı.

Söylediğine göre; Başhemşire bir çeşit bunalıma girmiş ve yaşlı hastalara verilen insülin dozunu artırmış. Dediğine göre insülin vücudun ürettiği bir şeymiş ben bu konuda pek bir şey anlamadım ama dışardan verildiği pek anlaşılmaz mıymış neymiş insanlar şeker düşüklüğünden komaya girip ölüyorlarmış.  Stajyer hemşire reçetenin dışına çıkmamış başhemşirenin dediklerini yapmamış. Takipten başhemşirenin iğne yaptığı hastaların hep öldüğü anlaşılmış. Bende stajyer hemşireyi gördüğümde çok ağlıyordu. Çok korkmuş olanlardan.

Her şey bittikten sonra mezarlık bekçisini ve beni karakola çağırdılar. Biz hiç beklemiyorduk. Gittiğimizde bize teşekkür ettiler. Pek çok insanın hayatını kurtardınız dediler. Ben olanlardan fazlasıyla etkilenmiş, çok korkmuştum. Sözleşmemin bitmesine aylar vardı, işi bırakmak istiyordum ancak bu teşekkürden sonra bir şey diyemedim biraz daha bekleyeyim derken bu seferde  bizi huzur evi müdürlüğüne çağırdılar. Bekçiye iki maaş ikramiye, bana da kadro verdiler. Hala endişeliyim…

Bu da bize bir tecrübe oldu. Hala mezar kazıyorum. Bir ara yetiştiremem diye arka arkaya mezar kazdım, hala boş boş duruyor, aman dursun kimseler ölmesin. Artık iki üç ay yada altı ay da bir kişi falan vefat ediyor. Onlarda gerçekten ağır yatağa bağımlı hastalar.

Osman’ın Arkadaşı – https://secmehikayeler.com

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 71 Ortalaması: 3.8]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir