Skip to main content

Çocuk Olduğum Yılların Çeşmeleri

Okurken bizi geçmişe götüren bir hikaye, anılarımızı canlandıran, zorlukların içinde hayatı güzelleştirmenin önemini anlatan bir hikaye,  geçmişe yolculuk yaptıran o günleri hatırlatan tekrar yaşatan güzel ve düşündüren bir hikaye. O yıllarda  adına türküler yakılan aşkları ve her çeşmenin bir hikayesi olduğunu ispatlayan bir hikaye. Okunması  tavsiye edilen bir hikaye.

Çocuk Olduğum Yılların Çeşmeleri

Kılcal damarlar misali çeşitli borular döşenerek sular evlerin içine girmemişti daha. Suların damacanalara girmesine yıllar vardı. Falan saatler arasında su kesintisi yaşanacak denmiyordu belediye hoparlörlerinden. Suyun faturalara girmediği, halkın ortak malı olduğu yıllardı. Yani çocuk olduğum yıllardı.

Her köyün, her mahallenin kendine özgü çeşmeleri (pınarları) vardı o yıllarda. 2017 yılından bakıldığında belki de varsa var çok önemli bir şey mi bu diyebilirsiniz. Ama işin aslı öyle değil. Bu çeşmeler o yörenin her şeyiydi. Nasıl mı? Evet öyleydi. Her şeyiydi gerçekten de.

Mesela isimleri vardı her çeşmenin herkesçe bilinen. Meydan Pınarı, Caminin Pınarı, Söğütlü Çeşme gibi… Bu bile her çeşmenin bir kimliği olduğunun delili değil mi? Evet. Çeşme deyip geçmemek gerekir. Sinema yok, tiyatro yok, park yok… Peki ne var? Çeşme var tabi ki. Özellikle bayanların hayatında çok önemli bir yeri var çeşmelerin. Bir nevi onlar için birer sosyalleşme mekanı…

Günlerinin büyük çoğunluğu çeşme başında geçer onların. Çünkü evin ihtiyacı olan tüm su çeşmeden taşınır. Daha çokta kadın ve çocuklar tarafından. Sadece su taşımak için mi gidilir çeşmeye?
Dedik ya sosyalleşme mekanı. Arkadaşlarla buluşmak, konuşmak(dedikodu yapmak) için de gidilir zaman zaman. Teyide muhtaç herhangi bir bilgi için evin hanımı “ben bir çeşmeye gideyim de bakayım” diyerek çeşmeye giderdi o yıllarda. Sular damacanaya girmediğinden evin içme suyu kaynağından taze taze taşınırdı her gün.

Bu kadar mı? Tabi ki hayır. O yıllardaki pek çok evliliğin temeli de çeşme başlarında atılıyordu. Gençlerin bakışma (buluşma) mekanıydı çeşme başları. Genç kızlar, genç erkekler çeşme başlarında görürdü bir birlerini. Bakışır, ışmarlaşır, kavilleşirdi çeşme başlarında. Sonu evlilikle biten bir çok ilişki böyle başlardı genellikle.

Sadece bu kadarda değildi çeşmelerin hayatımızdaki yeri. Ne şiirlere, ne şarkılara, ne türkülere kaynaklık etmiştir çeşmeler. “Pınara gel ki görem, elin uzat gül verem” , “Susadım çeşmeye varmaz olaydım, Elinden bir tas su içmez olaydım” , “Ala pınar kurna kurna, Gökyüzünde telli turna,
Zülüflerin burma burma, Çiçek topla benim için” dizelerinde olduğu gibi sadece birer su kaynağı değil edebiyatın da kaynağıydı çeşmeler.

Bununla da bitmiyordu çeşmelerin önemi. İmece usulü ile yapıldıklarından toplumsal yardımlaşma ve dayanışmanın da gelişmesi açısından büyük bir önem taşımaktaydı. Yani şimdiki gibi her ay her ay yeniden ödenen su faturaları yerine çeşmeler yapılırken en baştan ödenen bir defalık faturası vardı suların.

Hasılı çeşmeler sadece birer su kaynağı olmanın ötesinde; ailenin, dostluğun, arkadaşlığın, toplumsal dayanışmanın… kaynağıydı çocuk olduğum yıllarda…

Mehmet Akif Önder

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 6 Ortalaması: 3.8]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir