Aşk HikayeleriDini HikayelerMurat Canpolat

Aşk Hikayesi; “Salih İle Büşra” 10. Bölüm

Aşk Hikayesi

Aşk Hikayesi; “Salih İle Büşra” 10. Bölüm

Talip Bey, yaptığı işi yüzüne gözüne bulaştırdıktan sonra adamlarını alıp hızlıca otelden ayrılıp kendi oteline geldi. Orada resepsiyona otelden ayrılacağını söyledi. Kaldığı gün kadar otelin parasını ödedikten sonra otelden ayrıldı. Kendi özel uçağıyla yaşadığı şehre vardı.

Uçaktan indikten sonra bavullarını alıp evine gitti. Evine vardığında hizmetçileri üzüntülüydü. Onların hali gözlerinden kaçmamıştı ama bunu daha sonra soracaktı.

Kendine gelebilmek için ilk önce sıcak bir duş aldı. Ardından banyodan çıktıktan sonra iyice bir kurulandı. Dolabı açıp yeni aldığı elbisesini giydi. Daha sonra aşağıya inip eşi Selma’ya seslendi. Ondan ses çıkmayınca bu seferde oğlu Tarık’a seslendi. Her ikisinden de ses çıkmayınca ‘Nerede bunlar’ dedi kendi kendine.

O kendi kendine konuşurken hizmetçi huzursuz bir şekilde karşısına çıktı. Kafasını yere eğdi ve ‘Şey, efendim, oğlunuz’ dedi kekeleyerek.

Talip Bey, hizmetçinin kekeleyerek konuşması karşısında ona:

‘Kekeleyerek konuşma da söyle, oğluma ne oldu?’ dedi bağırarak.

‘O besleme olarak aldığınız hizmetçi oğlunuzu yaraladı. O şimdi hastanede’ dedi titreyerek.

Talip bey, duydukları karşısında adeta beyninden vurulmuşa döndü. ‘Oğlum, oğlum’ dedi fısıldayarak.

Oğlu onun tek evladı ve varisiydi. O yüzden bugüne kadar ne istemişse yapmışlardı. Onun güzel bir eğitim alması için özel okullarda okutmuşlardı. Ona her şeyi öğretmişlerdi, ahlak dışında. Oğlu içki içse, kızlarla gezse hatta onlarla yatıp kalksa çağdaşlık der, onun bu hallerine ses çıkarmazlardı. İşte onu bu şekilde yetiştirmişlerdi.

Talip Bey, hizmetçinin sözlerinden sonra üzüntüden ne yapacağını bilememiş, öylece kalakalmıştı. Daha sonra kendi geldiğinde hızlıca evden çıkıp arabasına binmişti. Oğlunun üzüntüsünden arabasını öyle hızlı sürüyordu ki gözü hiçbir şey görmüyordu. Bu yüzden de az kalsın kaza yapacaktı.

Nihayet oğlunun getirildiği hastaneye geldi. Arabasını uygun bir yere park ettikten sonra koşa koşa hastanenin içine girdi. Danışmada oğlunun nerede olduğunu öğrendikten sonra vakit kaybetmeden oraya yürüdü.

Oğlunun yanına geldiğinde karısı Selma Hanım, koltuğa oturmuş ağlıyordu. Onu üzüntülü görünce oğluna bir şey olduğunu zannederek yanına oturdu.

Selma Hanım, eşinin geldiğini görmeden ellerini başının arasına almış ağlıyordu. Kendisini birileri tarafından dürtüldüğünü hissedince başını kaldırıp o tarafa baktı ve eşini gördü.

Talip Bey, eşinin yanına oturup onun kendisine bakması üzerine ona:

‘Selma, ben yokken neler oldu? Oğlum, oğlumuzu bu hale kim getirdi?’ diye sordu üzüntülü bir ifadeyle.

Selma Hanım, eşinin sorusuna cevap vermeden ona:

‘İhaleyi ne yaptın? Onu umarım kazanmışsındır. Zira bu ihale bizim için çok önemli’ dedi, umarsız bir ifadeyle.

Talip Bey, karısının bu tutumuna hiç şaşırmıyordu. Çünkü biliyordu ki eşi için para oğlundan önce geliyordu. Yıllarca hep böyle olmuştu. Bundan dolayı da oğullarını iyi bir şekilde eğitememişlerdi.

Onun bu son tutumuna artık tahammül edemez hale geldi. Bu yüzden de sinirle ayağa kalktı ve hızlıca tokat attı.

Şimdiye kadar eşine bir fiske bile vurmamış olan Tarık Bey, eşinin paragözlülüğüne artık daha fazla tahammül edememiş bu yüzden tokat atmıştı.

Selma Hanım, eşinden dayak yiyince ona:

‘Tarık, ne oluyor sana. Şimdiye kadar böyle davranmazdın’ dedi merak içerisinde.

Tarık Bey, sinirden dolayı burnundan soluyor, eşinin sözlerini bile duymuyordu.  Ayakta dönüp durduktan sonra eşine dönerek sinirle ona baktı. Öyle bir baktı ki sanki gözlerinden ateş fışkırıyordu. Sonunda dayanamayıp eşine:

‘Asıl sana ne oluyor Selma’ dedi bağırarak ‘Oğlumuz içeride can çekişiyor, sen ihaleyi soruyorsun. Hem sen ne ara bu kadar paragöz oldun çıktın. İlk evlendiğimiz zaman böyle değildin. Ne para da gözün vardı ne de evde çalışanlara zulm ederdin’ dedi içi sızlayarak.

Tarık Bey, oğlunun acısıyla şimdiye kadar söyleyemediği ve içinde tuttuğu duyguları sayıp döküyordu. Selma Hanım, ona sakin olmasını söylese de o duymuyor ağzına geleni söylüyordu. ‘Senin yüzünden az kalsın eski ortağımı canından ediyordum. Sebep neydi biliyor musun? Senin o paragözlülüğün yüzünden’ dedi gözlerinden adeta ateş fışkırır gibi.

Selma Hanım, kocasının son sözlerinden sonra ona:

‘Tarık, senin sözlerini duyan beni paradan başka bir şey düşünmüyor zannedecek’ dedi pişkince.

‘Öyle değil misin? Buraya gelir gelmez halimi hatırımı sormadan, oğlumuz nasıl bu hale geldi demeden hemen ihaleyi sordun. Yıllarca yanında çalıştırdığın kişileri parandan dolayı etmediğini bırakmadın. Hele özellikle besleme olarak gelen Büşra’ya kimsesi olmadığı için’ demesi üzerine Selma Hanım, onun sözünü keserek:

‘Bana onun adını söyleme, oğlum onun yüzünden bu hale geldi’ dedi tüküre tüküre.

‘Oğlun muş hıh! Bana onu savunma’ dedi ve parmağıyla ameliyathaneyi göstererek ‘Onun nasıl bir karakterde olduğunu benden daha iyi bilirsin. Ha bu arada, onun serkeş, utanmaz, arlanmaz bir şekilde yetişmesine sebep olan da sensin’

Selma Hanım, göğsünü kabartıp bir adım öne çıktı ve eşine:

‘Bana karşı o besleme parçasını mı savunuyorsun? Adı üstünde besleme’ dedi diklenerek.

‘Bak hala üstünlük taslamaya çalışıyorsun’ dedi ve elini kaldırıp eşine vuracakken ameliyathanenin kapısı açıldı ve doktor çıktı.

Doktoru gören Tarık Bey, elini indirip hızlıca doktorun yanına vardı ve doktora oğlunun durumunu sordu. Doktor bu soru üzerine:

‘Oğlunuzun ameliyatı başarılı geçti. Yalnız bir süre konuşmayabilir’ dedi üzgün bir vaziyette.

Selma Hanım, oğlunun durumunu öğrenince kocasına dönerek:

‘Bak gördün mü? O savunduğun besleme parçası oğlumuzu ne hale getirdi’ dedi dişlerini gıcırdata gıcırtata.

‘Sus be kadın. Artık senin bu dırdırlarını dinlemek istemiyorum’ dedi Tarık Bey, kafasını yana çevirerek.

Doktor onların kavga etmelerine daha fazla tahammül edemeyip onları susturdu. Ardından onların yüzüne acıyarak baktı.

Selma Hanım, doktorun kendilerine acayip bir şekilde baktığını görünce ona:

‘Doktor bey, niye öyle bakıyorsunuz? Yoksa oğlumuza bir şey mi oldu?’ dedi tedirgin bir şekilde.

Doktor onun bu sözünden sonra sinirleri iyice tepesine çıktı. Ameliyattan dolayı yorgundu birde karşısındaki kadının umursamaz tavrı. İkisi birleşince sinirleri iyice bozuldu. Bu yüzden kendini tutamayıp onlara:

‘Siz nasıl insanlarsınız böyle? Oğlunuz içeride ölümden döndü ve bir süre konuşamayacak. Siz hala tartışıyorsunuz. Siz, oğlunuzun iyileşmesi için dua edeceğiniz yerine birbirinizin gözünü oymaya çalışıyorsunuz. Yazık, yazık sizin gibi insanlar yüzünden gençlerimiz solup gidiyor’ dedi ve onları daha fazla görmemek için oradan uzaklaştı.

Yazan – Murat CANPOLAT

Hikayenin Bölümleri

1 2  3  4  5  6  7  8  9  10  11  12 13  14 15 16  17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27

 

MURAT CANPOLAT

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu