Macera HikayeleriMurat Canpolat

Gizemli Yolculuk Hikayesi -Mektup- 2. Kısım 9. Bölüm

Mektup

Gizemli Yolculuk Hikayesi -Mektup- 2. Kısım 9. Bölüm

Evinde bulunan yaralıları tedavi edip bir köşeye çekilen Veli, elini yüzüne koyup küçüklüğünde yaşadığı o tatlı anlar aklına geldi. O günlerde babası yanındaydı, annesi sapasağlamdı ve babasının her istediğini yerine getiriyor, evi çekip çeviriyordu. Abisi ile en çok sevdiği saklambaç oyununu oynuyor güle oynaya eve girip çıkıyorlardı. Düşüncesindeki bu mutluluk tablosu aniden bozuluverdi ve düşüncesine babasının geçimlerini sağlamak için evden gidip bir daha dönmediğini, babasının eve geri dönmemesi üzerine abisinin sıkıntılardan dolayı evi terk edip gittiği, babasının geri dönmediğini gören köyün ağasının annesini sürekli rahatsız ettiği günler aklına geldi. O, aklına gelen bu kara düşünceler ile uğraşırken o sırada Dr. Burak kendisine geldi ve uyanarak ayağa kalktı. Ayaktayken ağrıyan başını tutarak:

– Of başım! Ne oldu bana böyle, başımdaki bu sargılar da neyin nesi? Dedi ve kara kara düşünen Veli’ye dönerek:

– Söyler misin başımdaki bu sargılar da ne?

Veli, Dr. Burak’ın sesini duyunca kara düşüncelerden kurtularak oturduğu yerden doğruldu ve Dr. Burak’ın yattığı yere gelip ona şefkatle bakarak:

– Hatırlıyorsan eğer, sen buraya yaralı arkadaşını getirdiğin zaman ayağın halının ucuna takılmış ve yere düşmüştün.

– Evet, hatırlıyorum. Yere düşerken başımı sedirin demirine vurup bayılmışım. Ondan sonrasını hatırlamıyorum.

– Sen başını sedirin demirine vurup bayıldıktan sonra, baktım ki başından kan geliyor bende hemen gidip eve bir doktor getirdim. Eve gelen o doktor başına üç dikiş attı ve dönerek senin eve getirdiğin yaralı arkadaşına bakıp gerekli olan ilaçları yazdıktan sonra evden çıktı. Onun ayrılmasından sonra senin ve arkadaşının tedavisini yapıp geçmişimi düşünürken sen uyandın.

– Sana çok teşekkür ederim Veli, dedi ve ondan yarım kalan hayatının devamını anlatmasını istedi. Doktor tarafından gelen bu istek üzerine Veli -her ne kadar geçmişini anlatmak istemese de- hüzünlerle dolu geçmişini anlatmak için yere oturup bağdaş kurarak sözünü şöyle sürdürdü.

– Babam, geçimimizi temin etmek için uzaklara gidip geri gelmediğini gören köyün ağası anneme musallat olup sürekli rahatsız edip ‘Sen benim olacaksın, seni kimseye yar etmem’ diyordu. Onun, anneme olan eziyetleri yetmezmiş gibi bir de bizi her gördüğü yerde dövüyor, herkesin içinde küçük düşürüyordu. O adamın annemi rahatsız etmesi karşısında annem namusunu koruyor ve her şekilde ona karşı direniyordu. Abim yapılan zulümlere karşı daha fazla tahammül edemeyip köyü terk edince köyün ağası daha fazla zulmetmeye başladı. Yapılan bu zulümlere daha fazla dayanamadım ve anneme ağanın bana söylediği sözü anneme aktardım.

–   Neydi o söz?

–  Annen, benim olana kadar gördüğüm her yerde sana dayak atacağım. Nasıl olsa yaşın küçük olduğu için bir şeyde yapamazsın. O yüzden tez zamanda anneni benimle evlenmem için ikna et. Yoksa elimde kalacaksın, deyince daha fazla dayanamadım ve annemi yaşadığımız köyü terk etmemiz için ikna ettim. Annem ikna olunca yaşadığımız bu kasabada uzak bir akrabalarının olduğunu söyleyip hazırlığa başladık. Bu arada ağaya haberi olmasın diye gizlice ne var ne yok her şeyimizi sattık ve bu kasabaya geldik.

– Peki annen bu hale nasıl geldi?

– Annem, yaşadığımız köyü terk edip buralara gelince yaşadığı sıkıntılar ve babamın geri gelme beklentisinden dolayı gözleri görmez oldu. Annemin felç olup yürüyemez hale gelince ona daha iyi bakmak için gördüğün bu evi aldık ve kimsenin eline bakmamak için babamdan öğrendiğim demircilik mesleğini sürdürmek amacıyla elimizde kalan son parayla bir yer kiraladık.

Veli, Dr. Burak Bey’le konuşurken bir ara annesinin sesini işitir gibi oldu ve sözünü keserek onun yanına gitti. Annesinin uykuda konuştuğunu görünce, annesini sessiz bir şekilde uyandırarak uykudayken sayıkladığını söyleyerek onun tekrar uyumasını sağladı. Annesi tekrar uyuyunca geri dönerek sözüne şöyle devam etti.

– Annem, felç geçirdikten sonra onun tüm ihtiyaçlarını üzerime alıp, ona elimden geldiği kadar bakmaya çalıştım.

– Annenin ihtiyaçlarını gidermen büyük erdemlik. Annene yaptığın bu iyiliklerden dolayı seni tebrik ederim. Bu şekilde annenin ihtiyaçlarını gidermeye devam edersen, ileride senin çocukların olduğu zaman onlarda aynı şekilde sana davranırlar.

– Ömrüm olduğu müddetçe annemin ihtiyaçlarını giderip ona bakmaya devam edeceğim. Zaten o, benim baş tacım ve ondan başka kimsem de yok benim.

–  Bu şekilde devam etmen, hem ömrünü bereketlendirir hem de şu çektiğiniz sıkıntıların bitmesine sebep olur, dedi ve Veli’den kaldığı yerden devam etmesini istedi.

Veli, Dr. Burak’ın ricası üzerine kendini biraz toparlayarak:

– Beyim, dediğinde Dr. Burak, ona ‘Benim adım Dr. Burak, bundan sonra beyim demeyi bırak da adımla yani Burak veya Burak abi diye hitap et’ sözüyle uyarılması üzerine:

– Tamam, Burak abi bundan sonra isminle hitap edeceğim dedi ve sözünü şöyle sürdürdü. Ben, bir taraftan annemin ihtiyaçlarını giderirken bir taraftan da babamda öğrendiğim demircilik mesleğini sürdürmeye çalışıyordum. İşlerim kısa sürede büyüdü ve kasabanın en zengin insanlarından biri oluverdim. Zenginliğim ve ihtişamım o kadar büyüdü ki, şimdiye kadar çektiğim bütün sıkıntıların bittiğini, bundan sonra bir daha sıkıntı çekmeyeceğimi düşünüyor o şekilde gururla yürüyordum. Bu arada, şu anda durduğumuz evi kiralayıp büyük bir köşke taşınmış, bir elimiz yağda bir elimiz balda yaşayıp gidiyorduk. Bu ihtişam sayesinde birçok dostum olmuş, her istediğimi yapar hale gelmiştim. Derken bir gün büyük bir borca girdim ve iflas ettim. Elimde olan her şey yok oldu, bununla beraber ihtişamım ve gururum da yok olup gitti. Elimde avucumda hiç bir şey kalmayınca paralı zamanımda benimle dost olan arkadaşlarımın yanına giderek onlardan yardım istedim. Fakat arkadaşlarımın hiçbiri bana yardım etmedi, hatta kapıyı yüzüme kapatıp dövmeye bile çalıştılar. Onlar bana o şekilde davranınca anladım ki dostlukları param içinmiş.

– Eee, peki sonra ne oldu?

– Arkadaşlarım benden yüz çevirip yardım etmek istemeyince boynu bükük kaldım. Taşındığım köşk bile elimden gitmiş, beş parasız kalmıştım. Bir taraftan annemin bakımı bir taraftan geçim sıkıntısı bir taraftan da işsizlik sıkıntısı derken ne yapacağımı şaşırdım. Bu şaşkınlık içerisinde annem, o haline rağmen büyük bir sabır gösterdi ve bana her zaman destek oldu, dedi ve derinden bir of çekerek:

– Ah annem! Ah! O olmasaydı, belki de ben çektiğimiz sıkıntılardan dolayı bunalıma girer ve belki de kendimi tamamen kaybedebilirdim. Bu arada eski evimizdeki kiracılar çıkınca, bizde eski evimize taşınmış orada yaşamımızı devam ettirmeye başlamıştık. Günlerimiz böyle giderken bir gün komşularımız anneme fabrikanın birinde demirci ustası arandığını söylemişler. O gün akşamı iş aramadan gelirken annem, komşularımızın söylediklerini bana söylediler. Annemden komşularımızın sözünü işitince sanki dünyalar benim oldu. Sonunda iş bulabilecek ve annemin yarıda kalan tedavisini yaptırabilecektim. Bu sevinç içerisinde sabahı dar ettim ve ertesi gün ilk işim gidip o fabrikanın sahibiyle konuşmak oldu. Sağ olsun o adam merhametli bir adammış. Beni hemen yanına aldı ve hemen işe başladım. İşe başladıktan birkaç gün sonra patronum beni çağırdı ve bana şimdiye kadar hangi işlerde çalıştığımı ve geçmişimde neler yaptığımı sordu. Bende ona, hangi işlerde çalıştığımı ve geçmişimi anlattım. Patronum, benim geçmişimi duyunca hayretler içerisinde kaldı ve ardından sevinç içerisinde yanıma gelerek beni kucakladı.

– Çok garip. Peki, neden kucakladı seni?

– İlk başta benimde garibime gitmişti, ama sonra her şeyi anlatınca onun neden öyle davrandığını anladım.

– Neymiş ki onu sevindiren?

– Meğerse patronum babamın eski bir dostuymuş, benimde dostunun oğlu olduğumu duyunca çok sevinmiş ve bunun için sarılmış.

– Demek öyle ha, bu güzel bir tesadüf olmuş.

– Evet, öyle oldu, ama bu baba dostluğu işten atılırken yaramadı.

– Ne oldu ki, işten atıldın?

– Baba dostunun yanına girip çalışmaya başladım. Hem babama olan sevgimden dolayı  -her ne kadar bizden ayrılıp gitmiş olsa bile- hem de baba dostuna mahcup olmamak için elimden gelen her şeyi yaptım ve kısa sürede bütün işleri öğrenerek baba dostunun takdirini kazandım. Ama ne yazık ki benim çalışkanlığımı, dürüstlüğümü, temizliğimi çekemeyen iş arkadaşlarımın iftirasına uğradım. Onların bana attığı iftiralar yetmezmiş gibi, çeşitli hile ve desiselerle beni ve annemi şehir dışına çıkıp şu an kaldığım bu eve -buraya ev denirse tabi- yerleşmemize sebep oldular. Üzerime atılan bu iftirayı düzeltmek için çok çabaladım, ama olmadı. Çünkü bana bu iftirayı atan o adamlar patronumu ve kasabanın halkını gözlerini öyle boyamışlar ki, bana bir türlü inanmak istemediler. Bütün çabalarıma rağmen kimse inanmayınca, ben de her gün kasabanın girişine gelip gelen gidenden yardım istedim. Ne var ki çağrımı yaptığım kimseler bile bana inanmadılar, dedi ve ağlayarak, kimsenin bana inanmaması karşısında adeta şok geçirdim. Fakat bütün bu olumsuzluklara rağmen arayışımı devam ettirdim ve en sonunda sen karşıma çıktın. Umarım, sen derdime çare olursun.

Yazan – Murat CANPOLAT

Hikayenin 1. Kısım Bölümlerini Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 1. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 2. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 4. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 5. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 6. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

Hikayenin 2. Kısım 7. Bölümünü Okumak İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı