Dehşet ÖyküleriGenesisKorku HikayeleriSizden Gelenler

GENESİS’İN MUHTEŞEM KORKU HİKAYELERİ “TOTEM”+18

Genesis’in Muhteşem Korku Hikayeleri; “TOTEM” +18

Korku hikaye yazarlarımızdan Genesis’e bu muhteşem hikaye için teşekkür ediyoruz. Hikaye oldukça uzun olduğundan daha rahat okuyabilmeniz adına sizden gelen talep adına sayfalara bölünmüştür. Aşağıdaki sayfa numaralarına tıklayarak hikayeye kaldığınız yerden devam edebilirsiniz.

“Bir anda her hücremi harekete geçiren, karşı konulmaz bir iç güdüyle göz kapaklarımı açtığımda; hafif bir esintiyle tepemde kımıldayan dikenli akasya ağacı dallarının arasından yüzüme kesik kesik vuran sıcak güneş ışınları gözlerimi kamaştırdı. Bana gölge sağlayan ağacın gövdesinin dibine kıvrılmış bir şekilde, çakıllı taşlı toprak bir zeminde, çırılçıplak bir vaziyette yüz üstü yatıyordum ve havadaki esinti, yerdeki geniz yakıcı, kupkuru tozu yüzüme dalga dalga vuruyordu.

Ağzımın etrafına bulaşıp kurumuş olan bir şeylere akın eden irili ufaklı yeşil renkli sinekleri, ellerimle burnuma vurarak ve yüzümü ovuşturarak uzaklaştırmaya çalıştım; fakat yüzlerce minik şeytanın çırpılan kanatlarının oluşturduğu bir uğultu duyduğum sağ tarafıma döndüğümde, bir sinek bulutunun, az ötemde yerde yatan bir insan cesedinin üstünde dalgalanarak alçalıp yükseldiğini; altındaki, kısmen çürüyerek kokuşmuş bu ziyafet sofrasına büyük bir iştahla akın ettiğini ve zaman zaman da bir şeylerden ürkerek tekrar havalandığını gördüm.

Yerde yan yatıyor olan talihsiz adamın sırtı bana dönüktü ve parçalanmış boğazından dolayı kırılmış gibi görünen boynu nedeniyle, başı, insan anatomisine aykırı bir şekilde geriye dönmüş bir pozisyonda duruyordu. Kanla yıkanmış yüzünü, sanki toprakta sürüklenmiş gibi, kalın bir çamur tabakası kaplamıştı ve o haliyle yüz hatlarını görebilmek olanaksızdı. Yara bere içindeki çıplak vücudu morarmış ve epey şişmişti, öyle ki onu uzaktan gören biri ilk etapta, sıcaktan iyice bunalarak soyunup çırılçıplak kalmış ve öğle yemeğini fazla kaçırmanın verdiği rehavetle olduğu yere yatmış şekerleme yapmakta olan esmer tenli bir obeze bakıyor olduğunu sanabilirdi. Sol kalçasından dizine kadar olan bölümdeki eti sıyrılarak alınmış ya da kemirilmiş gibiydi ve o kısımdan arta kalan yer ise kımıl kımıl hareket eden küçük sinek larvalarıyla adeta fokur fokur kaynıyordu; ama tuhaf bir şekilde bu manzara beni ne tiksindirdi, ne de dehşete düşürdü. Sanki tüm bunlar gündelik hayatın bir parçasıymış gibi, dizlerimin ve ellerimin üzerinde doğruluktan sonra vücudumun ağırlığını geriye doğru vererek tüm kaslarımı ve eklemlerimi kaygısızca esnettim ve uyuşuk uyuşuk emekleyerek yürümeye başladım.

Bulutsuz, masmavi gökyüzündeki öğleden sonra güneşi, ufukta hayali puslar gibi görünen sıradağlara kadar uzanan kızılımsı çorak araziyi ve onun üstünü mesken tutmuş olan her türden yaratığı, deyim yerindeyse yakıp kavuruyordu. Şurada burada göze çarpan keskin kenarlı, kırmızı kayalar hesaba katılmazsa, dümdüz bir ovada ilerliyor olduğum söylenebilirdi. Bitki örtüsünü; yer yer kurumuş otlar, dikenli bodur çalılar ve tüm bunların üzerinde tek tük yükselen dev cüsseli, uzun boylu ama tepeleri, göklerden aşağıya uzanmış bir el tarafından budanmış gibi küt olan, şemsiye şekilli ağaçlar oluşturuyordu. İstem dışı olarak, birden vücudumu yere daha da fazla yaklaştırdım ve karşımdaki arazinin belirli bir noktasına dikkat kesildim. Beni oraya çeken şeyin ne olduğu hakkında hiçbir fikrim yoktu ama bunun, beni uyandıran şeyle aynı şey olduğunu hissediyordum. Ses çıkarmamak için şeytani bir çaba sarf eden sinsi adımlarım beni dikkatimi çeken noktaya yaklaştırırken, kulağıma su sesleri ve daha başka tuhaf sesler çalınmaya başladı. Daha sonra, yaklaşmakta olduğum yerin genişçe bir çukur olduğunu fark ettim ve çukurun dibinde çamurlu bir su birikintisi olduğunu gördüm. Bu pis kokulu çirkef göletinin bazı ziyaretçileri de vardı ve onların eğlenmekte mi, yoksa büyük bir anlaşmazlığın içinde mi olduklarını kestirebilmek o an için mümkün değildi.

Çukurun ağzının önündeki bir taş ve kaya yığınının arkasına gizlenerek onları izlemeye başladım. Onlar da tıpkı ben ve akasya ağacının altında gördüğüm ceset gibi çırılçıplaktı ve vücutları kir pas içindeydi. Sayıları yedi ya da sekiz kadardı ve bazıları çömelmiş oldukları yerde çığlıklar atarak zıplıyor; bazıları çevresindekilere dişlerini göstererek, yumruklarını sertçe yere vuruyor; bazıları ise sanki çamurlu suya dalıp çıkmanın tadını çıkarıyormuş gibi görünüyordu. Orada durup onları izlerken ve hatta daha öncesinde bile her birinin iğrenç kokusunu alabiliyordum. Siyah saçları keçe gibi iç içe geçmiş çirkin bir kadın su birikintisinin içinden sıçrayarak çıkıp kıyıya atladı ve başından kalçalarına doğru silkelendikten sonra önündeki çamuru tırmalamaya başladı. Yumruklarının ve ayaklarının üzerinde yürüyerek ona yaklaşan genç ve sıska bir adam, etrafında birkaç tur atarak onu oldukça ayrıntılı bir şekilde kokladı. Bir ara burun buruna geldiklerinde ani ve orantısız bir güçle sergiledikleri davranışların saldırganlığa mı, yoksa kur yapmaya mı yönelik olduğunu anlayabilmek çok zordu; öyle ki her an, birbirine çok zıt bir şeylerin fitili ateşlenebilecekmiş gibi görünüyordu. O sırada göletin kıyısındaki çamurun üzerinde yatarak güneşlenmekte olan yaşlı, şişman, derisi sarkarak kat kat olmuş ve saçının tepesi dökülerek açılmış, ama saçak saçak sarkmış sakalları neredeyse yere sürünecek kadar uzun ve gür olan, irikıyım bir adam ani bir hareketle ayaklarının ve ellerinin üzerinde doğrulup bakışlarını tıpkı fırlatılmaya hazır bir ok gibi, kıyıda iğrenç bir biçimde koklaşmakta olan kadın ve adamın üzerlerine dikti.

Korkunç yüzünde ve vücudunun çeşitli yerlerinde nice ölümcül mücadeleden kalma yara izleri vardı ve bu da onun, karşısına çıkmadan önce iki kez düşünülmesi gereken biri olduğunu gösteriyordu. Bunu en az benim kadar o sürünün her üyesi de çok iyi biliyor olmalıydı; çünkü o, yattığı yerden kalktığında, yakınında gezinmekte olan birkaç tanesi korkuyla yerlerinden sıçrayıp uzaklaştılar ve başlarını aşağıya eğerek onu ancak göz ucuyla izleyebilecek kadar cesaret gösterebildiler; ama onu, keyifli istirahatini belki de en güzel yerinde yarıda bıraktıracak kadar rahatsız eden şey etrafındaki bu silik karakterler değil, sürüdeki bir kadınla göz göre göre ilgilenmekte olan gözü pek ya da canına susayacak kadar aptal olan bir erkekti. Böylesine kural tanımaz bir davranış için ağır bir yaptırım uygulamak üzere harekete geçmesi gerektiği kaçınılmaz bir gerçekmiş gibi görünüyordu; çünkü o bir Alfa olmalıydı ve fiziksel gücüne ve cesaretine dayanarak, sürü üyeleri içinde hayatta kalacakların, ölecek ya da sürüden kovulacakların kimler olacağının ya da sürüye yeni katılmak isteyen yabancıların kabul edilip edilemeyeceğinin kararını verme yetkisine sahip olması gerekiyordu. Benim aklımdan bu tür düşünceler geçerken, Alfa, gök gürültüsünü andıran bir böğürtü çıkararak bir anda harekete geçti ve ileri attığı yumruklarını yere vurup kollarıyla bedenini hızlı hızlı ileri çekerek, gözüne kestirdiği hedefine, o an için tehdit unsuru olarak algıladığı yegane şeye, o dik başlı genç erkeğe doğru yıldırım gibi bir hızla ilerlemeye başladı; öyle ki o çamurlu kıyı boyunca ilerlerken bedeninin sağından ve solundan olmak üzere iki hat boyunca uzanan çamur duvarları gerisinde yükseliyordu. Onun bu davranışı sürünün çil yavruları gibi dağılıp, kendilerine saklanacak birer delik aramalarına yetti de arttı bile. Alfa koşarken ağzını olabildiğince geniş açarak dişlerini muhtemelen hedefinin boğazına saplamayı düşünüyordu; ama artık bu kadarına bile gerek kalmamıştı, çünkü onu gören genç erkek o anda acı bir çığlık atarak geriye sıçradı ve sendeleyip sırt üstü yere düştü.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 14 Ortalaması: 4.9]

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

5 Yorum

  1. Hikayeyi yeni fark ettim. Kardeşim eline sağlık yine çok güzel yazmışın. Uzun zamandır hikayelerini okuyorum. Uzun hikaye yazmak bir risktir. Çünkü uzun bir hikaye yazarken okuyucuyu sürekli tetikte bırakmalısın. Sürekli ilerlemeye teşvik etmelisin ve sen bunu çok iyi başarıyorsun. Gerek betimlemeler gerek olay kurgusu gayet güzeldi. Kurt adamları mı demeliyim bilmiyorum ama bu konuya daha farklı bir gözle bakarak yazman bizimde hayal ufkumuzu genişletti. Tekrardan fazlasıyla beğendiğimi söylemek isterim. İnşallah yakın zamanda senden bir roman bekliyoruz. Eğer çıkarırsan buradaki herkesin beklediğini bildirmek isterim :))

  2. Teşekkür ederim yorumlarınız için. Yazım yanlışları dokunmatik klavye kaynaklı. Aslında bu tür şeylere dikkat ediyorum ama bazen gözümden kaçabiliyor. Kusuruma bakmayın

  3. her hikayen birbirinden güzel diyecek bir söz yok bir kaç tane yazim yanlışı harici eksik bi şey yok o kadarı da normal hikayenin her bölümü sürükleyici başarılarının devamını diliyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı