Dehşet ÖyküleriGenesisKorku HikayeleriSizden Gelenler

GENESİS’İN MUHTEŞEM KORKU HİKAYELERİ “TOTEM”+18

istermişçesine boş yere silkeliyordu. Nurşen’in gerçekte bir şeylerden kurtulmak istediği doğru gibiydi fakat kapının önündeki tehlikenin yaklaşan tehdidinden öylece silkelenip kolayca kurtulabilmek mümkün değilmiş gibi görünüyordu. Bunu, Nurşen ve Hasan’a yaklaştığımda kapının diğer tarafından gelen patırtıları, tuhaf bağrışma ve hırlama seslerini duyunca anladım. Sesler gittikçe yaklaştı ve bir süre sonra tamamen kesildi. O sırada, girmiş olduğum ihaleler yüzünden son zamanlarda mafyalarla başım dertte olduğu için bir süredir yanımda taşıdığım tabancamı çıkardım ve onu az önce seslerin duyulduğu ve şimdi tekinsiz bir sessizliğe gömülmüş olan kapıya doğrulttum. Hasan yavaşça yemek masasının üzerine çıktı ve emekleyerek ilerleyip dizlerinin üzerinde doğrularak ellerini ve kulağını kapıyı destekleyen portmantonun düz yüzeyine dayayıp beklemeye başladı. Bir süre sonra gözleri fal taşı gibi açıldığında sanki kapının diğer tarafından soluma sesleri duyar gibi oldum, sonra bu ses de kesildi. Bir süre buz gibi bir sessizlik sanki tüm evreni ve zamanı durdurdu. Ne kimse en ufak bir hareket etti ne de herhangi bir çıt çıktı. Hasan olduğu yerde önce bana, sonra da dönüp Nurşen’e baktı ve son derece kısık, öyle ki eğer o konuşurken dudaklarının hareketlerine dikkat etmeseydim muhtemelen anlayamayacağım kadar kısık bir sesle “Galiba gittiler.” diye fısıldadı; Nurşen de ona en az onunki kadar alçak bir ses tonuyla “Emin misin?” diye karşılık verdi.

Hasan bir süre ne yapacağını bilemez gibi durup düşündü, sonra bana doğru dönüp tam bir şeyler fısıldamak için dudaklarını aralamıştı ki bir şeyin ya da bir şeylerin kapının diğer tarafına şiddetle çarpma sesi duyuldu. Çelik kapının dış tarafına inen darbe o kadar güçlüydü ki sanki yakınlarımızda bir bomba patlamış gibi, kulakları çınlatan büyük bir gümbürtü koptu ve sarsılan kapının yaklaşık yarım metre yerinden oynattığı portmanto, Hasan’a şiddetle çarpıp onu az önce üzerinde durduğu yemek masasının üzerinden fırlatarak, çığlık çığlığa bağıran Nurşen’in ayaklarının dibine attı. Aynı şiddette olmasa da kapı art arda birkaç defa daha zorlandı ve bu sarsıntılara dayanamayan portmanto, devrilip üzerine düştüğü yemek masasını çatırtıyla ortadan ikiye ayırdıktan sonra açıkta kalan kapının çelik yüzeyindeki, darbelerden kaynaklanan bombeler gözüme çarptı ve kapı o an dışarıdan başka bir darbe aldığında bu bombelere bir yenisi daha eklendi. Kapıya kilitlenip kalan gözlerimi bir süre ondan ayıramadan birkaç adım geriledim. Üzerimdeki şoku attıktan sonra kapıya üç el ateş ettim ve sonra da salona doğru çılgın gibi koşan Nurşen ve Hasan’ı takip ettim. Nurşen odanın içinde deli gibi bir sağa bir sola dolanırken, Hasan duvar dibinden yürüyerek yanına gittiği pencerenin camına yüzünü yaklaştırdı ve etrafı kolaçan edebilmek ya da herhangi bir kaçış planı yapabilmek için çeşitli açılarla bakarak çevreye göz gezdirdi; sonra geriye döndü ve az önce yere düştüğünde yaralanan alnından süzülen kanın bir miktarını elinin tersiyle sildi, silmeyi başaramadığı ve çoktan dudağının kenarına ulaşmış olan bir miktarını ise dilini uzatarak yaladı.

O sırada dairenin dışından gelen sesler kesilmişti ve bunu fırsat bilerek, daha önce sormayı başaramadığım soruyu sordum ve “Neler oluyor, dışarıdaki o şey de ne?” dedim.

“Gezegenler hizalandı.” diye cevap verdi Hasan ensesini kaşırken,

“Öncelikle sana attığım o yumruk ve devamında gösterdiğim saldırganlık için özür dilerim, fakat elimde olan bir şey değildi; kendimi tamamen kaybetmiştim…”

“Benim de kusuruma bakma” diye araya girdi Nurşen, bana yaklaşıp elini omuzuma koyarak, “Üzgünüm Yusuf, çıldırmış gibiydin ve seni bir şekilde etkisiz hale getirmem gerekiyordu.”

“Ne..?” diye karşılık verdim, duyduklarıma inanamayarak, “Esas çıldırmış olan sizsiniz, beni neredeyse öldürecektiniz.”

“Şimdi bunları tartışmanın sırası değil.” dedi Hasan, “Gezegenler hizalandı ve baygın yattığın birkaç saat boyunca çok şey oldu… Öncelikle dairenin dışından bağrışma sesleri duydum ve kapı dürbününden baktığımda emekleyerek, yumruk yapmış oldukları ellerini ön ayakları gibi kullanıp vücutlarını yerde sürüyerek ve hoplayıp zıplayarak koridorda ilerleyen onlarca insan gördüm. Bazıları tamamen çıplaktı, bazılarının ise üzerlerinde lime lime olmuş kıyafetler vardı. Giysilerinden rahatsız oluyorlarmış gibi bir halleri vardı ve onları dişleriyle ya da tırnaklarıyla parçalamaya çalışıyorlardı, tabi bunu birbirleriyle didişmekten arta kalan zamanlarda yapıyorlardı; ama genel olarak kattaki diğer dairelerin kapalı kapılarından içeri girmek için mücadele ediyorlardı. Bunu yapmak için tırnaklarını, açmaya çalıştıkları kapıların metal yüzeylerinde iç gıcıklayıcı bir şekilde gıcırdatıyorlardı. Aman Allahım! Ne dehşet verici bir manzaraydı; ama neyse ki gittiler.”

Hasan bu esnada sustu ve bir süre sessizliği dinledikten sonra “İşte, tamamen gitmişler.” diyerek olduğu yerde sıçradı. Sonra kendi etrafında dönerek birkaç tur attı ve başını ellerinin arasına alıp parmaklarını saçlarının içinde gezdirerek sürekli olarak “Ne yapacağız?” deyip durdu. Nurşen de tıpkı ben gibi onu bir süre şaşkınlıkla izledi ve sonra Hasan’a yaklaşıp onun gergin ellerini avuçlarının içine alarak “Tekrar gelecekler. Dışarı çıkmalı ve daha güvenli bir yerlere gitmeliyiz.” dedi.

Hasan “Nereye? Dışarıda güvenli bir yer var mı ki?” diye bağırarak cevap verdi ve sonrasında, sesini bu denli yükseltmesinin aslında ne büyük bir aptallık olduğunu fark etmiş gibi, aptallara özgü bir ifade yerleşti yüzüne. Sonra kısa süreliğine derin bir sessizlik oldu ve bu süre boyunca hepimiz bu sessizliğe korkuyla kulak kabarttık.

“Geri zekalı! Ne yaptığını sanıyorsun?” dedi Nurşen, dişlerini sıkarak, Hasan ise onu omuzlarından itip kendinden uzaklaştırarak karşılık verdi.

O an yapmam gereken en mantıklı şeyi yaparak kumandayı elime aldım ve televizyonu açtım. Kanallarda haber bültenleri dünya çapında gözlemlenen cinnet ve saldırganlık olaylarından bahsediyordu. Canlı yayın yapan bir haber kanalında bir kadın muhabir, dar ve karanlık bir ara sokakta nefes nefese şöyle diyordu:

“Şu anda Cihangir sokaklarındayız, buradaki insanlar çıldırmış gibi vahşi davranışlar sergiliyorlar.”

Kadın duyduğu birtakım seslerle irkilip geniş bir caddeye doğru koşmaya başladı ve onu izleyen kameramanın koşan adımlarından sarsılan kamera kadını takip etti. Kadın dönemeçteki bir duvarın dibine sinip “Aman Allah’ım! Neler oluyor böyle?” dedi ve az sonra kameranın açısına, ana caddede elleri ve ayakları üzerinde yürüyüp koşan, çıplak ve kıyafetleri parçalanmış insanlar girince, muhabirin neden bahsettiğini anlamış olduk. Muhabir bu akıl almaz olay için çılgınlık ifadesini kullanmıştı ama görüntülerdeki caddede akıp giden, hayvanlar gibi koşup birbirlerini kovalayan, sıçrayan, tırmalayan ve ısırıp parçalayan kalabalık seline bakılacak olursa bu durum çılgınlığın da ötesindeydi. Az sonra kalabalığın içinden bir kol ayrılıp hızla kameraya doğru yöneldiğinde muhabir çığlık atarak geri dönüp ara sokak boyunca koşmaya başladı. O an kameranın açısı yere döndü ve can havliyle koşan kameramanın adımlarıyla ritmik olarak sarsılmaya başladı. Kısa süre sonra, hırlama seslerinden oluşan uğultu iyice yaklaştı ve çığlık sesleri duyulduğunda takırtıyla yere düşüp yuvarlanan kameranın açısına, ara sokak boyunca koşmaya devam eden hayvanlaşmış insanlar girdi; ama bunların en korkuncu, yerde duran kameraya yansıyan son görüntü, muhabir kadının yere düştüğü ve hemen ardından üzerine atlayan çıplak ve ağzı yüzü kanlı bir adam tarafından ısırılarak boğazının parçalandığı görüntüydü.

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 17 Ortalaması: 4.8]

Önceki sayfa 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

7 Yorum

  1. Hikayesini okuduğumda gerçekten mutlu olduğum kişiler densin. Seni tekrar tebrik etmek istiyorum. Ama bu arada bu sitedeki birçok yazarın hikayesini de beğendiğimi söylemek isterim, yoksa diğer kişilerin hikayelerini beğenmediğimi falan kastetmiyorum. Fakat nedense senin yazılarını okuyunca ayrıca bir yorum yazmak istiyorum.
    Birde yanlış anlamazsan kardeşim bu hikayende çok güzel ama önceki yazılarında ki havayı yakalayamadım. Belki benim şu andaki bulunduğum ruh halimden olabilir. Herkese tekrar teşekkürler.
    Kimse alınmasın derken yine uzun bir yorum oldu :))

    1. Yorumun için teşekkür ederim Zenhar kardeşim. Bu hikayede hayal gücümde ya da anlatım dilimde bazı noktalarda yetersiz kalmış olmalıyım büyük ihtimalle. Bunu fark etmemi sağladığın için çok sağ ol. Değindiğin bu konuyu dikkate alıp ileride daha iyi yazılar yazmaya çalışacağım.

  2. Hikayeyi yeni fark ettim. Kardeşim eline sağlık yine çok güzel yazmışın. Uzun zamandır hikayelerini okuyorum. Uzun hikaye yazmak bir risktir. Çünkü uzun bir hikaye yazarken okuyucuyu sürekli tetikte bırakmalısın. Sürekli ilerlemeye teşvik etmelisin ve sen bunu çok iyi başarıyorsun. Gerek betimlemeler gerek olay kurgusu gayet güzeldi. Kurt adamları mı demeliyim bilmiyorum ama bu konuya daha farklı bir gözle bakarak yazman bizimde hayal ufkumuzu genişletti. Tekrardan fazlasıyla beğendiğimi söylemek isterim. İnşallah yakın zamanda senden bir roman bekliyoruz. Eğer çıkarırsan buradaki herkesin beklediğini bildirmek isterim :))

  3. Teşekkür ederim yorumlarınız için. Yazım yanlışları dokunmatik klavye kaynaklı. Aslında bu tür şeylere dikkat ediyorum ama bazen gözümden kaçabiliyor. Kusuruma bakmayın

  4. her hikayen birbirinden güzel diyecek bir söz yok bir kaç tane yazim yanlışı harici eksik bi şey yok o kadarı da normal hikayenin her bölümü sürükleyici başarılarının devamını diliyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı