Dehşet ÖyküleriGenesisKorku HikayeleriSizden Gelenler

GENESİS’İN MUHTEŞEM KORKU HİKAYELERİ “TOTEM”+18

Okulun ilk günüydü ve ben, derse gireceğimiz sınıfın önündeki koridorun sonunda bulunan pencereden dışarıyı seyrediyordum. Şehrin sırtını yasladığı devasa dağların ıssız yamaçlarının ve çıplak sırtlarının üzerinde hareket eden bulut gölgelerinin sağladığı tatlı renk değişimlerinin büyüsüne kapılmıştım ki bir bayan sesi bana hangi sınıfta olduğumu sormuştu ve ona doğru döndüğümde karşımda gözlerimin içine bakıp gülümseyen bir kız görmüştüm. Kare yüzündeki bu kocaman gülümseyişle, elmacık kemikleri yüzüne sonradan yerleştirilmişçesine belirginleşiyor; gözleri, kalın uçlu bir kalemle çekilmiş siyah ve derin çizgiler kadar kısılıyordu. İçlerinde insana huzur veren bir neşenin ışıltılarının titreştiği bu gözlerdeki bakışlar sanki ruhumu en kuytu köşelerine kadar tarıyor, duygularımı didik didik edip kalbimin altını üstüne getiriyordu.

Siyah renkli uzun saçları, başının üzerinde çift sıra halinde geriye doğru uzanan balık sırtı örgülerle toplanmıştı. Küçük ve kavisli burnu soğuk algınlığından, iki derin gamzenin bulunduğu geniş yanakları ise o anki utangaçlığından kızarmış olsa gerekti. Konuşurken zaman zaman ince ve şekilli kaşlarının tekini yukarı kaldırıp, gözlerini gözlerimden kısa süreliğine kaçırmıştı ve ara sıra pembe renkli dudaklarını kemirmişti. Üzerindeki vişne çürüğü renkli triko kazağın v yakasının açıkta bıraktığı gerdanına bir anlığına gözümün takıldığını fark edince, boynundaki kolyenin ucunda sarkan mor renkli taşı parmaklarıyla kavrayarak “Ametist taşı… Pozitif enerji verir ve kara büyüye karşı korur.” demişti.

Tüm bu olanlardan sonra gerçekleşen tanışmamız esnasında ise bana adının Nurşen olduğunu söylemişti. Daha sonra, geçen günler ve haftalar boyunca onunla arkadaşlığımız devam etti. Birbirimize ders notları konusunda yardım edip, doğaüstü konular üzerine uzun uzadıya sohbetler ediyorduk. Onun, bilinmeyen şeylere yönelik gem vurulmaz bir ilgisinin olduğunu fark etmiştim. Onunla diyalog halinde olduğum süre zarfında çoğunlukla gezegenlerin ve diğer gök cisimlerinin insan davranışları üzerindeki etkilerinden ve burçlardan bahsettiğine şahit olmuştum; ben ise modern bir bilim olan psikolojinin temel yasalarından şaşmayarak, insan davranışlarını şekillendiren şeylerin, doğuştan getirilen birtakım güdülerin çevre ile etkileşiminden kaynaklanan anılarla ilgi olduğunu savunmuştum. Bir süre sonra, kaynağını anlamlandıramadığım bir yabancılaşmanın, onun benimle arama soğuk tuğlalardan, görünmez bir duvar örmeye başladığını fark etmiştim ve bu değişim, Hasan’ı Nurşen’in yakınlarında görmeye başlamamla birlikte daha da artmıştı. Artık Hasan, vahşi bir hayvanın önündeki avını çalmaya çalışan leşçil bir çakal gibi ya da çürümüş bir ceset için birbirleriyle kavgaya tutuşan iğrenç akbabalardan biri gibi görünmeye başlamıştı gözüme.

Yemekhanede öğle yemeklerini Nurşen’in olduğu masada yemeye özen göstermişti ve daha sonraları da derslerde onun yanına oturmayı kendine adeta yazısız bir kural haline getirmişti. Bunların yanı sıra birliktelerken, bu birliktelikten doğan mutluluğu paylaştıkları ve birbirlerine sevgiyle bağlanmış oldukları gözle görülebilecek kadar fark edilebilir olmuştu. İçimde yavaş yavaş kök salmaya başlayan kıskançlığı ve nefreti köklerinden koparıp zihnimin en karanlık, en derin kuyusuna fırlatmış ve üzerini, yıkılıp yerle bir edilmiş aşkımın molozlarıyla kapatmıştım. Onlara bir zamanlar nefret beslemiş olmamın verdiği suçluluk duygusuyla onlara elimden geldiğince iyi davranmaya çalışmıştım ve bunun sonucunda ikisinin de yakın arkadaşı haline gelmiştim. İkisi de birbirleri hakkında benimle konuşmuş, ilişkileri hakkında benden fikir almış, sevinç ve üzüntülerini benimle paylaşmışlardı. Onlara karşı kesinlikle iyi bir arkadaştım; fakat bir şeylerle meşgul olmadığım zamanlarda birtakım karanlık düşüncelerin bilinçaltımın derinliklerinden gün yüzüne çıkıp zihnimi ele geçirmeye çalıştığını fark etmiştim ve bu yüzden de sırf bir şeylerle meşgul olabilmek adına evde spor yapmaya başlamıştım.

Benim gibi birisi için böyle bir uğraşa başlamak oldukça isabetli bir karar olmuştu, çünkü her akşam üç saat ağırlık çalışmanın verdiği bedensel yorgunlukla başını yastığa koyar koymaz uyuyan bir adam haline gelmiştim ve bu da beni genellikle uyku öncesi açığa çıkmaktan hoşlanan şeytani düşüncelerden uzak tutmuştu. Yine bir akşam odamda ağırlık çalışırken, ev arkadaşım Cihan kapıyı açıp, yüzünde küçümseyici bir ifadeyle “Ne yapıyorsun burada?” demişti ve ben de ona “Ne yaptığımı görmüyor musun?” diye cevap vermiştim ama o sırada yüzünde beni anlıyormuş gibi bir ifadenin aksine büyük bir şaşkınlık görmüştüm. Bana “Bugüne kadar bunun ne faydasını gördün peki?” dediğinde ise duygularımdan dolayı kendimden utandığımdan için ona cevap verememiştim, zaten cevap vermiş olsam bile onun kadar keyfine düşkün ve tasasız ya da en azından öyle görünen bir adamın içimdeki duygu karmaşasını anlamasını bekleyemezdim.

“Doğru!” demiştim elimdeki dambılları yere atarak ve sonra da “Haydi, gidip biraz eğlenelim.” diye eklemiştim.

O akşam Cihan ve daha önce hiç görmediğim iki bayan arkadaşıyla birlikte bir gece kulübünde bulmuştum kendimi. Cihan ve arkadaşları bulundukları mekanın keyfini çıkarırlarken, saatlerce tek başıma olduğum yerde oturmuştum; fakat kendimi yabancı hissettiğim o ortamın hareketli, mor ve pembe renkli spot ışıklarının tanıdık bir simayı bir anlığına aydınlattığını fark etmiştim. Bu kişi Hasan’dı; ama yanında oturup bir elini omzuna koyduğu ve bir eliyle de dalgalı saçlarını okşayıp dudaklarını dudaklarıyla tutkuyla buluşturduğu sarışın kadın Nurşen değildi. Karşımdaki masada oturuyor olmalarına rağmen ne Hasan beni fark etmişti, ne de ben ona kendimi fark ettirecek kadar uzun süre bakmıştım. O günden sonra birkaç defa Nurşen’e gördüklerimi anlatmaya yeltenmiştim; fakat her defasında bunun iyi bir fikir olmadığına kanaat getirerek vazgeçmiştim ve ne Nurşen’e ne de Hasan’a bu konuyla alakalı tek bir söz etmiştim. Azgın sular gibi akan zaman yılları devirip okulun son günlerini getirdiğinde tüm bu olanları neredeyse unutmuş gibiydim. Bir gün ders esnasında Nurşen Hasan’ın yanındaki yerinden kalkıp yanıma oturmuştu ve eski günlerden söz etmişti. Gözlerimin içine içtenlikle bakarak “Tanıştığımız günü hatırlıyor musun?” diye sormuştu ve ardından vereceğim cevabı beklemeden “O koridorda pencereden dışarıyı izliyordun ve bu dünyayla bağını koparmış gibi bir halin vardı. Uzun siyah saçların ortadan ayrılıp yüzünün her iki yanına dökülüyordu. Gri renkli bir gömlek giymiştin ve üzerinde mavi bir mont vardı.” demişti.

Duyduklarımı şaşkınlıkla karşılayarak “Tüm bunları nasıl hatırlayabiliyorsun?” diye sormuştum ve o da bana “Nasıl unutabilirim ki…” diye cevap vermişti.

Ama tüm bunların üzerinden uzun zaman geçmişti ve geçmiş, artık geçmişte kalmıştı.

***
Hasan ve Nurşen hala holdeydiler ve seslerinin alçalmasından anladığım kadarıyla Hasan Nurşen’e evde yalnız olmadıklarından bahsetmişti. Daha sonra sesleri mutfağa yöneldi ve bir süre orada kaldılar. Onları beklerken biraz televizyon izlemenin gerilmiş sinirlerime iyi geleceğini düşünüp kumandaya uzandım ve televizyonu açtım. İlk kanalda, alacak verecek meselesi yüzünden çıkan bir sokak çatışmasının haberi sunuluyordu. Başka bir kanaldaki bir yarışma programında yarışmacılar birbirleriyle hararetli ve her an kavgaya dönüşebilecek bir tartışma içindeydiler. Bir diğer kanalda ise bir sunucu şöyle diyordu:

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 17 Ortalaması: 4.8]

Önceki sayfa 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11Sonraki sayfa
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

7 Yorum

  1. Hikayesini okuduğumda gerçekten mutlu olduğum kişiler densin. Seni tekrar tebrik etmek istiyorum. Ama bu arada bu sitedeki birçok yazarın hikayesini de beğendiğimi söylemek isterim, yoksa diğer kişilerin hikayelerini beğenmediğimi falan kastetmiyorum. Fakat nedense senin yazılarını okuyunca ayrıca bir yorum yazmak istiyorum.
    Birde yanlış anlamazsan kardeşim bu hikayende çok güzel ama önceki yazılarında ki havayı yakalayamadım. Belki benim şu andaki bulunduğum ruh halimden olabilir. Herkese tekrar teşekkürler.
    Kimse alınmasın derken yine uzun bir yorum oldu :))

    1. Yorumun için teşekkür ederim Zenhar kardeşim. Bu hikayede hayal gücümde ya da anlatım dilimde bazı noktalarda yetersiz kalmış olmalıyım büyük ihtimalle. Bunu fark etmemi sağladığın için çok sağ ol. Değindiğin bu konuyu dikkate alıp ileride daha iyi yazılar yazmaya çalışacağım.

  2. Hikayeyi yeni fark ettim. Kardeşim eline sağlık yine çok güzel yazmışın. Uzun zamandır hikayelerini okuyorum. Uzun hikaye yazmak bir risktir. Çünkü uzun bir hikaye yazarken okuyucuyu sürekli tetikte bırakmalısın. Sürekli ilerlemeye teşvik etmelisin ve sen bunu çok iyi başarıyorsun. Gerek betimlemeler gerek olay kurgusu gayet güzeldi. Kurt adamları mı demeliyim bilmiyorum ama bu konuya daha farklı bir gözle bakarak yazman bizimde hayal ufkumuzu genişletti. Tekrardan fazlasıyla beğendiğimi söylemek isterim. İnşallah yakın zamanda senden bir roman bekliyoruz. Eğer çıkarırsan buradaki herkesin beklediğini bildirmek isterim :))

  3. Teşekkür ederim yorumlarınız için. Yazım yanlışları dokunmatik klavye kaynaklı. Aslında bu tür şeylere dikkat ediyorum ama bazen gözümden kaçabiliyor. Kusuruma bakmayın

  4. her hikayen birbirinden güzel diyecek bir söz yok bir kaç tane yazim yanlışı harici eksik bi şey yok o kadarı da normal hikayenin her bölümü sürükleyici başarılarının devamını diliyorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı