Korku Hikayeleri

Korku Hikayesi Hayaletin Laneti 18. Bölüm

Tepedeki Kâbus

Biri, beni yavaşça sarsıyordu.

Gözlerimi açınca Hayalet’in üzerime doğru eğilmiş olduğunu gördüm. “İyi misin evlat?” diye sordu endişeli bir şekilde.

Başımı salladım. Göğüs kafesim ağrıyordu. Her nefes alışımda acı çekiyordum. Ama nefes alabiliyordum. Hâlâ hayattaydım.

“Hadi, bakalım seni ayağa kaldırabilecek miyiz?”

Hayalet’in desteğiyle ayakta durmayı başardım.

“Yürüyebiliyor musun?”

Başımı sallayarak bir adım attım. Ayaktayken dengemi sağlamakta zorlansam da yürüyebiliyordum.

“Aferin evlat.”

“Beni kurtardığınız için teşekkürler,” dedim.

Hayalet başını iki yana salladı. “Ben bir şey yapmadım evlat. Zehir sanki çağrılmış gibi aniden yok oldu. Onu tepeden yukarı doğru giderken gördüm. Gökte son kalan yıldızları da örten kara bir bulut gibi görünüyordu. Burada korkunç bir şey yapılmış,” diyerek kulübeye baktı. “Ama mümkün olan en hızlı şekilde buradan uzaklaşmamız gerek.

Önce kendimizi kurtarmalıyız. Sorgulayıcı’dan kaçmayı başarabiliriz, ama o kız bizi izlerken Zehir hep yakınlarda olacak ve sürekli güçlenecektir. Heysham’a gidip bu lanet şeyden sonsuza dek nasıl kurtulabileceğimizi öğrenmemiz gerek!”

Önce Hayalet sonra ben kulübeden çıkıp yamaç aşağı ilerledik. Hızla akan su sesi duyana kadar iki kesit daha duvar geçtik. Ustam artık çok daha hızlı, neredeyse Chipenden’dan ilk çıktığımızdaki kadar hızla ilerliyordu, uyku ona iyi gelmiş olmalıydı. Benimse her yerim ağrıyordu ve onun ağır çantasını taşırken yetişmekte zorlanıyordum.

Kayaların üzerinden hızla aşağıya akan bir derenin yanındaki dar ve dik bir patikaya çıktık.

“Bu dere, bir mil kadar aşağıdan bir dağ gölüne boşalıyor,” dedi Hayalet, patikadan aşağı ilerlerken. “Toprak düzleşiyor ve akıntı ikiye bölünüyor. Tam aradığımız şey.”

Onu elimden geldiğince takip ettim. Yağmur şiddetlenmiş, üzerinde yürüdüğümüz toprak yol çok tehlikeli bir hal almıştı. Tek bir yanlış adımda suyu boylayabilirdik. Alice’in yakında olup olmadığını ve bu kadar hızlı akan bir su kütlesinin yanından yürüyüp yürüyemeyeceğini düşündüm. Alice de tehlikedeydi. Köpekler onun kokusunu alabilirdi.

Derenin ve yağmurun sesine rağmen tazıların seslerini duyabiliyordum; giderek yaklaşıyorlardı. Aniden nefesimi kesen bir ses duydum.

Bir çığlıktı bu!

Alice! Arkamı dönüp patikadan yukarı baktım, ama Hayalet kolumdan yakalayıp öne doğru çekti. “Yapabileceğimiz bir şey yok evlat!” diye bağırdı. “Hiçbir şey! Yürümeye devam et!”

Bana söyleneni yaptım, hemen arkamızda, yayla tarafından gelen sesleri duymamaya çalışıyordum. Çığlıklar , bağrışlar ve çok daha korkunç haykırışlar duyuluyordu. Sonra her şey sessizleşti ve tek duyabildiğim hızla akan suyun gürültüsüydü. Hava ağarmıştı ve güneşin ilk ışıklarıyla birlikte tam aşağımızdaki ağaçların arasından dağ gölünün solgun sularını görebiliyordum.

Alice’in başına gelmiş olabilecek şeyleri düşünmek bana acı veriyordu. Bunları hak etmiyordu.

“Yürümeye devam et evlat,” diye tekrarladı Hayalet.

Ve sonra hemen arkamızdaki patikadan gelen bir ses duyduk, giderek daha yakınlaşıyordu. Sanki bir hayvan bize doğru koşuyordu. İri bir köpek…

Bu haksızlıktı. Dağ gölüne ve onun iki akıntısına çok yaklaşmıştık. On dakika daha vaktimiz olsa tazılara izimizi kaybettirebilecektik. Ama şaşkınlık içinde Hayalet’in daha hızlı ilerlemediğini fark ettim. Hatta yavaşlıyor gibiydi. En sonunda tamamen durup beni patikanın kenarına çekti; gücünün tükendiğini düşünüyordum. Eğer durum gerçekten böyleyse, ikimiz için de her şey bitmiş demekti.

Hayalet’e bakarken çantasından bizi kurtaracak bir şeyler çıkaracağını umuyordum. Ama bunu yapmadı. Köpek iyice hızlanmış, üzerimize doğru koşuyordu. Fakat bize yaklaştıkça bir tuhaflık olduğunu fark ettim. Bir tazı gibi güçlü bir şekilde havlamıyor, acıyla viyaklıyordu. Ve bakışları bize değil, önüne sabitlenmişti. O kadar yanımızdan geçti ki elimi uzatıp ona dokunabilirdim.

“Dehşete düşmüş gibi görünüyor,” dedi Hayalet. “Dikkat et! Bir tane daha geliyor!”

Bir sonraki de ilki gibi viyaklayarak yanımızdan geçti, kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırmıştı. Ardından hızla iki tane daha geçti. Hemen peşlerindense beşinci tazı geçti. Hepsi de bizi dikkate almadan, çamurlu patika boyunca dosdoğru dağ gölüne koşuyordu.

“Neler oluyor?” diye sordum.

“Çok yakında öğreneceğimize eminim,” dedi Hayalet. “Yürümeye devam edelim.”

Çok geçmeden yağmur durdu ve dağ gölüne ulaştık. Büyük bir göldü ve oldukça sakin sayılırdı. Ama hemen yakınımızdaki dere, dik bir taşlıktan dökülüyor, suyla buluştuğu yerde azgın, köpüklü dalgalar oluşturuyordu. Durup hızla akan suyla birlikte dağ gölüne yuvarlanan dal parçalarına, yapraklara ve arada bir sürüklenen kütüklere baktık.

Aniden çok daha büyük bir şey, büyük bir gürültüyle suya çarptı. Hızla suyun dibine çöktükten sonra birkaç metre ötede yeniden su yüzüne çıkarak dağ gölünün batı kıyısına doğru sürüklenmeye başladı. Bir insan gövdesine benziyordu.

Hızla suyun kenarına koştum. Bu Alice olabilir miydi? Ama suya atlayamadan Hayalet elini omzuma koyup sıkıca bastırdı.

“Bu Alice değil,” dedi yavaşça. “Çok büyük bir gövde. Hem sanırım Zehir’i o çağırdı. Yoksa neden aniden çekip gitsin ki? Zehir yanındayken orada her nasıl bir çarpışma varsa bunu Alice’in kazanacağına şüphem yok. Karşı kıyıya yürüyüp yakından baksak iyi olur.”

Kıvrımlı kıyıyı takip ettik. Birkaç dakika sonra batı kıyısında, bir çınar ağacının altında duruyorduk. Sudaki her neyse uzaktaydı, ancak giderek yakınlaşıyordu. Hayalet’in haklı olduğunu, bu gövdenin Alice’in olamayacak kadar büyük olduğunu düşünmek istiyordum. Hâlâ netlikle seçilemeyecek kadar karanlıktı. Ve bu Alice’in değilse kimin gövdesiydi?

Korkmaya başlamıştım, ama havanın aydınlanıp gövdenin bize yaklaşmasını beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.

Yavaş yavaş bulutlar aralandı ve çok geçmeden hava, gövdenin kime ait olduğunu anlayabileceğimiz kadar aydınlandı.

Bu Sorgulayıcı’ydı.

Suda yüzen cesede baktım. Sırtüstü duruyordu ve suyun üzerinde yalnızca yüzü vardı. Ağzı ve gözleri açıktı. Solgun, ölü yüzünde dehşet ifadesi vardı. Sanki vücudunda tek damla kan kalmamış gibiydi.

“Zamanında birçok masum kişiyi bu şekilde suya attı,” dedi Hayalet. “Fakirleri, yaşlıları, yalnızları… Çoğu, hayatları boyunca çalışmış ve yaşlılıklarında biraz huzur, sessizlik ve tabi ki saygıyı hak etmiş insanlardı. Ve şimdi sıra onda. Hak yerini buldu.”

Cadıları yüzdürmenin batıl bir saçmalık olduğunu biliyordum, ama suyun üstünde yüzüyor olduğunu da düşünmeden edemiyordum. Alice’in teyzesi gibi şoktan ölen masumlar batar; suçlular yüzerdi.

“Bunu Alice yaptı, öyle değil mi?” dedim.

Hayalet başını salladı. “Evet evlat. Bunu onun yaptığını söyleyenler olacaktır. Ama aslında Zehir’in işi. Onu artık iki kez çağırmış oldu. Üzerindeki gücü giderek artıyordur ve Alice’in gördüğü her şeyi o da görecektir.”

“Yola çıkmamız gerekmiyor mu?” diye sordum endişeli bir şekilde arkama, derenin dağ gölüne döküldüğü yere bakarak. Patika oranın hemen yanındaydı. “Adamları aşağı gelmez mi?”

“Eninde sonunda gelebilirler evlat. Tabi hâlâ nefes alıp verebiliyorlarsa. Ama içimden bir ses uzun bir süre pek bir şey yapacak durumda olamayacaklarını söylüyor. Hayır, ben başka birini bekliyorum ve yanılmıyorsam geliyor…”

Hayalet’in baktığı yere bakınca patikadan inip coşkuyla akan suyu bir süre seyreden ufak tefek bir silüet gördüm. Sonra Alice’in bakışları bize döndü ve kıyı boyunca bize doğru yürümeye başladı.

“Unutma,” diye uyardı Hayalet, “Zehir artık onun gözlerinden görebiliyor. Gücünü topluyor ve zayıflıklarımızı öğreniyor.”

Bir yanım bağırarak hâlâ şansı varken kaçması için Alice’i uyarmak istiyordu. Artık Hayalet’in ona ne yapabileceğini kestirmek çok güçtü. Diğer yanımsa bir anda ondan korkmaya başlamıştı. Ama ne yapabilirdim ki? İçten içe, Hayalet’in onun son ümidi olduğunu biliyordum. Onu artık Zehir’den kim kurtarabilirdi ki?

Alice, Hayalet’le arasına beni sokarak suyun kıyısına yürüdü. Sorgulayıcı’nın cesedine bakıyordu. Yüzünde dehşetle zafer sevincinin karışımı olan bir ifade vardı.

“Yakından baksan iyi olur,” dedi Hayalet. “Yaptıklarını yakından incele. Buna değdi mi?”

Alice başını salladı. “Başına gelenleri hak etmişti!” dedi sertçe.

“Evet, ama ne pahasına?” diye sordu Hayalet. “Giderek daha çok karanlığa ait olmaya başlıyorsun. Zehir’i bir kez daha çağırırsan sonsuza dek kaybolacaksın.”

Alice yanıt vermedi ve uzun bir süre sessizce durup suya baktık.

“Pekâlâ evlat,” dedi Hayalet, “yola koyulsak iyi olur. Bu cesetle başkalarının ilgilenmesi gerek, bizim yapmamız gereken işler var. Sana gelince Alice, senin için neyin iyi olduğunu biliyorsan bizimle gelirsin. Ve şimdi kulaklarını iyice açıp dinlesen iyi edersin, çünkü önereceğim şey son şansın. O yaratıktan kurtulmak için başka şansın yok.”

Alice başını kaldırıp gözlerini iyice açarak baktı.

“Tehlikede olduğunu biliyorsun değil mi? Özgür olmak istemiyor musun?” diye sordu. Alice başını salladı.

“O halde buraya gel!” diye emretti sertçe.

Alice itaatkâr bir şekilde yanına gitti.

“Her nerede olursan ol artık Zehir fazla uzakta olmayacak, yani şimdilik bizimle gelsen iyi edersin. Serbest bir şekilde eyalette dolaşıp masum halka dehşet saçacağına hiç olmazsa nerede olduğunu bilmeyi tercih ederim. Şimdi beni iyi dinle. Şimdilik hiçbir şey duymaman ve görmemen en iyisi; böylelikle Zehir senden hiçbir şey öğrenemez. Ama bunu gerçekten isteyerek yapman lazım. Eğer en ufak bir numara yaparsan hepimiz için çok kötü olur.”

Çantasını açıp içini karıştırmaya başladı. “Bu bir göz bandı,” diyerek siyah bez parçasını Alice’in görebilmesi için yukarı kaldırdı. “Bunu takar mısın?” diye sordu.

Alice başını sallayınca Hayalet sol elini ona uzattı. “Bunları görüyor musun?” diye sordu. “Bunlar kulakların için balmumu tıkaçlar.”

Tıkaçların her birinde, sonradan balmumunu kolaylıkla çıkarabilmek için gümüş birer sap vardı.

Alice tıkaçlara kuşkuyla baktıktan sonra uysal bir şekilde başını yana eğip Hayalet’in ilk tıkacı takmasını bekledi. İkinci tıkaç da takıldıktan sonra Hayalet göz bağını sıkıca bağladı.

Kuzeydoğuya doğru yola çıktık. Hayalet Alice’i kolundan tutarak yönlendiriyordu. Yolda kimseyle karşılaşmamayı umuyordum. Ne düşünürlerdi ki? Çok dikkat çekerdik ve hiç hoş karşılanmazdı.

Joseph Delaney

  1. Kitap Hayaletin Çırağı
  2. Kitap Hayaletin Laneti

Hayaletin Laneti 1. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 2. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 3. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 4. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 5. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 6. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 7. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 8. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 9. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 10. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 11. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 12. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 13. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 14. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 15. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 16. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 17. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 18. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 0 Ortalaması: 0]

Önceki sayfa 1 2
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı