Skip to main content

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi II. Bölüm

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi II. Bölüm

Ben derin düşünceler içindeyken canım anneciğim çok fazla olmayan eşyalarımızı evimizin bir köşesine toplamıştı bile. Odamdan dışarı çıkarken burnuma mis gibi sıcak ekmek kokuları geldi, “hadi çabuk olun hemen kahvaltımızı yapmalıyız diyen babam çoktan sokak kapısından içeri girmişti.” Hemen kardeşimin yanına odamıza gittim onu uyandırmaya çalıştım. Uyanmak istemiyordu, görünen o ki burdan ayrılmak istemeyen tek kişi babam değildi. Kardeşimde inatçılık etti, onu güçlükle yataktan kaldırabildim.

Birkaç zeytin tanesi, biraz çay, en güzeli de fırından yeni çıkmış mis gibi kokan sıcak ve yumuşacık ekmekle kahvaltımızı yapmıştık. Çok heyecanlıydım, babam da aceleci; “hadi çabuk çabuk hızlanın biraz,” deyip duruyordu. Dün zorla ikna olan adam bu gün, “hadi hadi,” diye acele ediyordu.  Anneme, nasıl yardımcı olabileceğimi sordum. “İşe yatağını toplamakla başlayabilirsin, ardından okul eşyalarını ve çantanı şu kutuya koyarsan gerçekten çok yardımcı olacaksın” dedi.

Hemen işe koyuldum hızla annemin söylediklerini yaptım. Aslında bu tür şeyler hiç bana göre değil, hiç sevmem iş falan yapmayı ancak köye daha çabuk gidebilmek için kamyonet kapıya dayanmadan anneme yardımcı olmam gerekirdi. Annem ise, “işte benim oğlum, zor zamanlarda annesine yardımcı olmayı çok iyi bilir” deyince daha bir iştahla çalışmaya başladım, etrafta ne varsa hızla toparlamaya çalıştım.  -Anlaşılan, anneler bu işi çok iyi biliyor.-  Annem, “yardımların için sana çok teşekkür ederim, şimdi biraz da kardeşinle ilgilenirsen çok az bir işimiz kaldı” diyerek küçük mızmızı benim başıma sarmıştı bile.

Dünyanın işini kardeşimle uğraşmaya tercih ederdim. Böyle zor zamanda onunla vakit geçirmek zorundaydım. Ben onu, O da beni hiç anlamıyordu. Ancak on dakikalık bir oyunla onu avutabilirdim. Kardeşimi giydirip sokağa çıkarmak istedim kapıyı açtığımda kamyonet çoktan gelmişti bile, koşarak babama haber verdim. Babam ve arkadaşları kısa zamanda eşyayı arabaya yüklediler. Ben de bu süre içinde kardeşimle büyük bir zevkle oyun oynadım. Bunu isteyerek yapmış olmama ben bile inanamadım.

Yolculuğumuz çok güzel geçti. Altı saat sonunda köyümüze giriş yapmıştık. Büyük bir heyecanla etrafı seyrediyor, en küçük detayı bile kaçırmak istemiyordum. Her yer yeşildi. Uzun geniş ağaçlar köyün çevresini sarmıştı. Köye girene kadar her yer çeşit çeşit ve rengarenk çiçeklerle doluydu, her yer çiçek kokuyordu. Kuş sesleri cıvıl cıvıl, muhteşem bir duyguydu  hissettiğim. Bu güne kadar böyle güzellikleri bir arada görmemiştim.   Köye girince çok kalabalık değildi hatta hiç kalabalık değildi. Köşkümüze ulaşana kadar en fazla üç yada dört kişi gördük. Fakat köyün içi de dışı kadar yeşil ve güzel kokuluydu. Bu, köy denilen yer çok güzel bir yermiş, anladım ki meğer ben hayatım boyunca hiç köy görmemişim.

Girişten on beş dakika kadar bir yol yaptıktan sona evimize ulaşmıştık. Köyün en son sokağındaydı köşkümüz, Önden bakınca çok büyük, yaşlı, heybetli ve muhteşem görüntüsü beni heyecanlandırmıştı.

Biz kamyonetten inene kadar babam çoktan köşk kapısının asma kilidini açmış,  yanına gidene kadar yandaki devasa ahşap kapıları da ardına kadar açmıştı. Kamyoneti kapıdan içeri alıp eşyayı indirmeye başladılar. Babam, kardeşimi yine bana emanet edip anneme de köşkün anahtarını verdi.

Büyük bir avlu içindeydik. Uzun ve geniş. Köşkün kapısı, avluyla bahçeyi ortadan iki bölen çitlerin bahçe tarafındaydı. Avlu dediğimiz yerde hiç ağaç yoktu. Ne olduğuna anlam veremediğim birkaç tane küçük camları olan ama çok büyük yapılar vardı. Hepsinin kapısında kocaman kocaman kilitler vardı.

Annem bahçe kapısını açıp içeri girdi. Köşkün beş-altı basamak merdivenlerinden çıkıp köşk kapısının asma kilidini açtı. Hemen peşinden koştum,  kardeşimi de alıp kendimizi kapıdan içeri attım. Ahşap oymalarla süslenmiş devasa büyüklükteki kapıdan içeri girince hemen sağda bir küçük kapı vardı, bir kaç basamak inerek açılıyordu. “Anne burası ne” diye merakla sordum. Annem, “kömürlük kapısı yavrum,” dedi. Hiç beklemediğim bir cevaptı. Başımı yukarı kaldırdığımda o kapının hemen üstünde küçük bir pencere vardı. İlginç hatta çok ilginç gelmişti bana, benim bildiğim pencereler dışarı bakar bu pencere köşkün içine bakıyordu. Bir kaç adım daha attıktan sonra yüksek olan tek ve uzun mermer merdiveni geçince yukarıya çıkan merdivenleri gördüm biraz yaklaşınca yan tarafından devamında aşağı kata inen merdivenleri gördüm. Bu merdivenlerin babamın bahsettiği yer olduğundan kesinlikle emindim. Ancak annemin beni izlediğini fark ettim ve hiç aşağıya bakmadan hemen başımı tekrar yukarı kaldırdım. Etrafa bakarken, tavanın çok fazla yüksek olduğu ve kapıdan köşkün içindeki pençereye bir makarayla bağlanan kocaman ve kalın yada sağlam bir ip gördüm. “Bu da ne böyle,” deyirverdim. Annem  gülerek kapı otomatiği dedi. Bakakalmıştım. Anlamaya çalışıyordum.

Etrafı inceleyerek ilerledim ve ahşap merdivenlerden on bir basamak çıkınca,  sola doğru uzayan geniş ve karanlık bir koridor, sağda ise bir kapı vardı.  Kapının karşısından merdivenler üst kata devam ediyordu. Sağa daha yakın olduğum için kapıyı açıp içeri girdim. Kardeşimin elini hiç bırakmamıştım, onunda hiç sesi çıkmıyor, sessizce etrafı seyrediyordu. İçeri girdiğimizde geniş bir odaya girmiştik. Hemen kapının yanındaki duvar boydan boya  usta bir maragozun elinden çıkmış tamamı el işi,  ahşap dolaplarla kaplıydı. Dolapların yanındaki duvarda ise köşkün kapısına içerden bakan o küçük pencere vardı. Hemen koşup pencereyi açtım ve o makaraya bağlı olan ipi oynamaya başladım nasıl bir şey olduğunu merak etmiştim.  Oynarken nasıl oldu bilmiyorum köşk kapısı ardına kadar açıkken birden kapandı. İpi pencereye doğru çekince kapı açıldı, olayı anlamıştım. Pencerenin karşısındaki duvarda ise avluya bakan  uzun boylu geniş pencerelerden tam dört tane vardı. O pencerelerin önünde ise boydan boya bir sedir vardı.  En sol duvarın tam ortasında duvara oyulmuş bir ocak vardı (şömine). Ev boş değildi. Perdeler, halılar ve minderler vardı. Her şey yerli yerinde ve temizdi. Etrafta bir gram toz yoktu. Birden annemin yanında olmadığını fark ettim.

Kapıdan çıkınca koridorun ışığını görüp o tarafa doğru ilerledim. Tam karşımda tek penceresi olan bir kapı onunda solunda toplam on iki adet küçük penceresi olan ortadan açılan iki  kapı gördüm. Tek kapılı olan yer mutfakmış annem ordaydı. Tavanı yüksek ve karanlıktı. Tavanlar hep aynı ahşap, oyma işiyle yapılmış sanatsal bir görünüme sahipti. Yine her yer dolaplarla kaplıydı yerler mermerdi.

Ordan çıkıp yandaki çift kapıları açınca gördüklerime inanamadım. İçerisi çok aydınlıktı. Tavana kadar uzun pencerelerin önünde yine tavana kadar uzun parmaklıklar vardı. Pencereler duvar boyunca devam ediyordu. Her yer mermerlerle kaplıydı hamam gibi, ama hamam değildi. Dokuz basamak merdivenle aşağı iniliyordu. Kocaman duvara yapışık bir havuz, havuzun duvarla birleştiği yerde kocaman bir boru ve gümbür gümbür havuza akan gürültülü su. Havuz küçük bir duvarla ikiye bölünmüştü. Havuzu ortadan ikiye bölen duvarın en altında küçük yuvarlak bir delik vardı ve bir tıpa. Tıpayı açınca su yadaki havuza doluyordu.  Hemen havuzun karşısında biraz eğimli, eğimin yere daha yakın olan kısmında bir oyuk olan, dikdörtgen, bir metre kare genişiliğinde bir taş. O taşın yüksekliğini ayarlayan koca bir mermer ayak. Onu incelerken annem, “çamaşır taşı,” dedi. “Nası yani?” dedim. “Burası köşkümüzün çamaşırlığı,” dedi. “Bak arkana, kocaman bir ocak, bu ocakta gördüğün kazanda suyumuzu kaynatırız”dedi.

Anladım, sonra yerlere, suyun giderine baktım. O kadar çok soru var dı ki aklımda dolaşıp duran hangisin başlayacağımı bilemiyordum. Akan suların gittiği küçücük bir dere gibi bir gider var. Giderin duvarla birleştiği yerde koca bir kapak. Ancak eminim ki kapağın arka tarafı köşkün kapısına bakan taraftı. Kapıdan girince orda bir kapak görmediğime emindim. Annem  “ne var bu kadar şaşıracak, dedi. “Şey… su” dedim. Meraklanma havuzun suyunu ben açtım, temizlik için, havuz dolunca suyu kapatırız,” dedi. Sormak istediğim bu değildi.

Annem mutfağa doğru ilerlerken hemen o kapağı çekip içeriye baktım. Belki başımı biraz eğerek, içinde rahatlıkla ilerleyebileceğim uzayıp giden karanlık  bir tünel vardı. Tünelin içi de mermerdi ve küçük derecik ordan ileriye doğru aynı genişlikte devam ediyordu. Bu yol nereye çıkıyordu.

Annemin gözleri üstümdeydi dikkat çekmemeliydim. Fazla oyalanmadan annemin yanındaydım.   Mutfakta da bir ocak daha vardı alevler mutfağı aydınlatmaya yetiyordu.  Annem ne ara yemek yapmıştı anlayamadım. Bana, “Hadi bakalım babanı ve arkadaşını çağır, aç ayı oynamaz değil mi?” dedi. Bu durumda ikinci kat incelemelerimi babamın yanında yapamazdım. Yanlarına gittiğimde eşyayı avluya indirmişlerdi bile. Geriye içeri taşımak kalmıştı.

https://secmehikayeler.com/

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 19 Ortalaması: 4.1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir