Skip to main content

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi VII. Bölüm (SON)

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi VII. Bölüm (SON)

Bütün bu olanlardan sonra aklım başıma gelmişti. Bence artık doğru olanı yapmam gerekliydi. Bu işi kökten çözmenin yolunu buldum. Kahvaltıda anneme; “Bu gün Hacı Nineme gidebilir miyim?” dedim.

Evet bu durumu babama söyleyemeyeceğime göre, Hacı Nineme anlatmalı, ondan yardım istemeliydim. Onun bir şeyler bildiğinden kesinlikle emindim.

İşleri kendim halletmeye kalktıkça, daha çok hata yapıyordum.

Annem; “Kardeşini de al, biz bugün tarladan geç geliriz,” dedi. Hazırlanıp hep birlikte evden çıktık. Hacı Ninem bizi görünce çok mutlu oldu. Meğer günlerdir bizi beklermiş. Annem, “ninenizi üzmeyin” deyince, “hadi gelin sen işine git,  üzmez benim kuzularım ninesini,” dedi.  Biraz bahçede vakit geçirdik, çiçekleri suladık sonra ninem bize bisküvi arasında lokum  verdi.  Kardeşim bi o yana, bi bu yana koşmaktan yorulup uyuyakalmıştı, bende bunu bekliyordum. Sonra ninemin dizlerinin dibine oturup ellerini tuttum ve;

– Sana bir şey söylemek istiyorum, dedim

– Anlat bakalım, dedi.

Sanki bütün olanları biliyor da bu günü bekliyormuş gibi, hiç araya girmeden, hiç bir soru sormadan beni dinledi. Olan biten her şeyi eksiksiz  başından itibaren anlattım.

Gayet sakin, güler yüzlü bir tavırla bana;

– Ben seni nasıl dinledim, şimdi, sen de beni öyle dinle. Konuşmam bitince istediğin soruyu sorabilirsin. Bu olayı, bildiklerim kadarıyla  sana bir masalmış gibi anlatacağım.

Dedi ve başladı anlatmaya;

– Sevgili kuzucuğum, babamızın dedesi çok mübarek bir zat, bir Allah dostu imiş, öyle anlattı babam. Şu an sizin yaşadığınız köşkün asıl sahibi imiş. Zamanında köşkümüz, hiç boş kalmaz, her gün dualar, zikirler, ibadetler yapılan bir yermiş. Hep hayır işleriyle uğraşılır, tarlalardan kaldırılan ürün yetimlere ve yoksullara dağıtılır, ihtiyaç kadarı köşke ayrılırmış.

Bu Allah Dostunun tek bir erkek evladı varmış.

Bütün işlerin çoğunu yapan kişilerin, senin asker olarak gördüğün gençler olduğunu düşünüyorum. O iki çocuğun anne ve babasını  eşkiyalar öldürmüşler, çocukları da kaçırırken evliya dedemiz kurtarıp yanına almış, büyütmüş askere göndermiş. Ahmet ile Mehmet’miş isimleri. Bu gençler, evladı gibi olmuş, dedemizi  hiç bırakmamışlar. Hep yanında hizmette bulunmuşlar. Seneler sonra bir Cuma sabahı Ahmet’le Mehmet dağa oduna gitmişler, onlar evden çıkar çıkmaz, dedemiz eline kazma kürek alıp evin alt katına inmiş başlamış kazmaya, o gördüğün üç mezarı kazmış. Eskiden, sen bilmezsin, insanlar yakınlarını evlerinin bahçelerine gömerlerdi. Ancak dedemiz evin içini düşünmüş, ‘vardır bir bildiği.’

Gençler iki gün olmuş gelmemişler. Dedemiz de yanına oğlunu alıp gençleri aramaya gitmiş. Ormanda cesetlerini bulmuşlar. Gece yarısı eve getirip, sabah olunca açtığı mezarlara gömmüşler. Sonra dedemiz evladına;

“Vasiyetimdir, ben de bu dünyadan göçünce kimseye deme, beni bu boş mezara göm,” demiş. Aradan bir sene geçince aynı gün dedemiz alt kata duaya inmiş ve orada vefat etmiş. Olanları gören oğlu da babasının vasiyetini yerine getirmiş.  Kimseye de bir şey dememiş. Herkes dedemizi bir yere gitti de, gelmedi olarak bilmiş ve zamanla unutulup gitmiş. O odayı ve kapıyı benim dedem yani evliya dedemizin oğlu yapmış, kimsenin bilmemesi için gizlemiş.

Dedemin de bir oğlu olmuş, ondan da ben ve abim. Baban abimin oğlu.

Bütün bu olanları bize babam anlattı.

Ben köşkte yaşadığımız sürece, hiç bir şey görmedim. Annemden de, buna dair bir şey duymadım. Baban da tesadüfen bir şey ararken o kapı açılmış, içeride senin anlattığın gibi şeyler görmüş, çok korkmuş.  Sen yeni doğmuştun o zamanlar. Deden ve ben bu durumda bildiğimiz her şeyi babana anlattık. Bir kaç gün  sonra baban; “ben bu sırla, bu evde yaşayamam” deyip sizi alıp gitti.

Köşkte yaşayacak kimse kalmayınca ben de eşyaları depoya kaldırıp, ayda bir boş köşkün temizliğini yaptım. Bu da babamın bana vasiyetiydi. Siz dönünce köşkümüz eski neşesine kavuştu.

Şimdi ne istiyorsan sorabilirsin;

 – Peki o gümüş gibi parlayan parmaklıkları kim yaptı?

– Evladım o zamanlarda nerden bulacan gümüşü, parmaklığı, onu bilemem.

– Peki çamaşırlıkta ki tünel,

– Bak işte onu biliyorum,

– O tünel, suyun akıntısının gitmesi için yapılan bir şey, eskiden giderler evin altından dere gibi yol açılır da, yağmurda, selde tıkanmasın diye böyle geniş yapılır, kuyuya akardı. Biz kuyuya kadar olan kısmını biliriz. Babam, girer temizlerdi görürdük. Anladığım kadarıyla tünel, sonradan mezarların bulunduğu odaya, havalandırma amaçlı gizli açılmış. Eee havalandırma yapsan, her gelenin dikkatini çeker, “bu ne burda” derler, biliyorsun, bizim millette meraklı, o yüzden dedem öyle düşünüp gizli yapmıştır.

– Ya üst kattaki  oda, niye kilitli?

– O da vasiyetin diğer kısmı,

– Nasıl yani?

– O, oda dedemizin okuyup ibadet ettiği, kitaplarının ve özel eşyalarının olduğu odası. O vefatından sonra her zaman temizliği yapılmış kitapları ve şahsi eşyaları korunmuş. Babam da bana vasiyet etti, ben de kendimi bildim bileli, sık sık gelir orayı açar, siler süpürür temizlerim, eskiden haftada bir yapıyordum bunu. Şimdi ayda bir anca yapabiliyorum. Ama sen sakın kapıyı zorlama, orayı da  karıştırma. Ben temizliğe geldiğimde beraber gireriz,  sana gösteririm, olur mu kuzum..

– Anladım..

– Peki ya evliya dedemizi, babamdan başka gören olmadı mı?

– Olduysa da belki kimseye söylemedi, bunu bilmiyoruz. Ancak…

–  Ne? Ancak Ne?

– Bazı günler köylülerin dediğine göre, köşkün çatısından bir yeşil ışık kalkarmış, o çatıdan, o çatıya, köyde gezer dururmuş. Sonra kaybolurmuş. Bazıları da, “ateş böceğidir o,” derler.

Şöyle, geçmişten bu yana bakıyorum da, bu çevrelere pek çok seller geldi, depremler oldu, kuraklıklar yaşandı, köyümüzde bir zarar olmadı. Daha yakın zamanda, komşu köyde hastalık çıktı, diğerlerine yayıldı, havanları hep telef oldu. Maşallah köyümüzde bir zarar ziyan hiç yaşamadık, bilmeyiz. Köyümüz hep yeşil, bereketlidir. İnsanlar hep saygılı, güler yüzlü, iyi niyetlidir. Öyle kavga dövüş olmaz hiç köyümüzde, herkes birbirini sever yardım eder. Her işi el birliğiyle yaparlar. Huzur vardır.

– Peki ya kardeşimin çenesi, bana at dişleri gibi gözükmesi, ya o ne olacak!!!

– Ha şöyle, gelelim o meseleye. O da sana bir ceza. Hiç bir zaman, ailenden gizli saklı işler karıştırma. Yapmak istediğin bir şey varsa da çekinme bunu söyle. Doğru da olsa, yanlış da olsa fikrini söyle korkma. Yanlışsa doğrusu gösterilir. Zamanı gelince her şeyden haberin olur. Bir de bunları kimseye anlatma. Annene bile. Çok büyük bir sırdır bu. Seninle konuştuklarımızı babana da anlatma, zamanı gelince birlikte anlatacağız, bunu da unutma.

Kardeşine gelince onu takip etmeyi bırak. Artık her şeyden haberin olduğuna göre, sana davet gelmeden o kapıya gitme. Günün birinde sana davet gelirse kapı zaten kendiliğinden açılacaktır. Davete icabet etmekten de korkma. Bu konuda seninle birlikte yol alacağız. Ben sana yardımcı olacağım. Bir şey olursa gel bana anlat, gizli saklı işler yapma. Bu günden sonra da eğer anlatıklarımı uygularsan, tahminin kardeşin sana normal görünecektir.

– Tamam nineciğim….

Aklıma takılan bütün soruları Hacı Nineme sordum. Daha neler neler… Her sorumun cevabını aldım. Benim için zor olan asıl bundan sonrasıydı. Ninem haklıydı.

Bol sohbetlerle geçen günün ardından akşam olmuş, babam bizi almaya gelmişti. Eve geldiğimizde gün batımının kızıllığı, köşkün camlarına vurmuş, camlardan yansıyan ışık gözlerimizi alıyordu. Bu görüntü babamı çok etkilemiş olacak ki, “ne kadar güzel görünüyor,” dedi. Bende koşarak avlunun ortasına gidip köşkümüze şöyle bir baktım. Gördüklerime inanamadım. Aşağıdan yukarı bütün pencerelerde sanki gök kuşağının renkleri gibi her pencere farklı renkteydi, ışıl ışıldı. Sırayla bütün camları inceliyordum, babam da bana bakıp gülümsüyordu. Sıra en üst kattaki odanın pencerelerine geldiğinde, camın arkasında bir siluet belirdi. Dikkatli, çok dikkatli baktım. Evet dedemiz odasının penceresinden bizi izliyordu. “Bana kızmış olsaydı bana görünmezdi,” dedim kendi kendime, beni affetti diye düşünüp sevindim. Bir kardeşime, birde camdan beni izleye dedeme baktım, sonra koşarak kardeşimi gıdıklamaya başladım. Hem de ne gıdıklama, katıla katıla gülmeye başladı, bende sürekli çenesine dikkat ediyordum. At çenesi kaybolmuş, artık kardeşim bana normal görünür  olmuştu. Bizim bu mutluluğumuzdan babamda çok mutlu olmuştu.

Sonra ne mi oldu? Çok güzel şeyler oldu çooookkk. Tahmin bile edemezsiniz.

Hacı Ninemin sözünü hep dinledim. Şimdi de dinliyorum ve böyle şeyler anlatılmazmış onu öğrendim. Artık Evliya dedemin ölü olmadığını da biliyorum.

Şu an çok mutlu ve huzurluyum. Artık bedenim ruhuma ağır gelmiyor.

SON

https://secmehikayeler.com

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 18 Ortalaması: 3.7]

2 thoughts to “Köşkümüzün Gizemli Hikayesi VII. Bölüm (SON)”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir