Skip to main content

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi V. Bölüm

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi V. Bölüm

Sabah olmuş annem kahvaltıyı çoktan hazırlamıştı. Kardeşimle birlikte,  annemizin güzel sesiyle güne gözlerimizi açmıştık. “Hayırlı sabahlar kuzularım,” diye odamızdan içeri girip bizi öpe öpe uyandırmıştı. Herşey çok güzeldi. Ben düşünceliydim. Çok durgun görünüyordum herhalde annem, “iyi misin yavrum,” dedi. “Sadece çok yorgunum annem,” diyebildim.

Kararım, bu yaşadıklarımı yada gördüklerimi kimseyle paylaşmamaktı. Bunu kimse bilmemeliydi. Bunu aileme yansıtmamak için gayret ettim, olduğum gibi davranmaya çalıştım, hatta onların yanında düşüncelere dalmamaya uğraştım. Böyle böyle günler geçiyordu. Aradan bir hafta geçmişti. Evimize tamamen yerleşmiştik. Artık kardeşimle kendi yatak odamızda yatıyorduk. Bu bir hafta süresince her gece aynı saatler de hep aşağı indim, yokladım durdum ancak bir şey göremedim. Evde yalnız da hiç kalamadım. Ancak yaşadıklarımı yazmaya başladım.

Bir hafta sonra aynı gün yani Perşembe günü gece sabaha karşıydı, uyku tutmamıştı aklıma bir şey geldi bunu mutlaka yazmalıyım dediğim anda kalem ve defterimi alt katta, oturma odasındaki dolapta bıraktığımı hatırladım. Hemen aşağı inip dolaptan defterimi ve kalemimi aldım, kapıyı açmak için yaklaştığımda yine ayak sesleri duydum hemen ışığı kapattım, yine tavana vuran hareketli ışık huzmelerini gördüm. Yavaşça pencereye yaklaşıp izledim, yine aynı şeyleri gördüm. Ancak kapıdan dışarı çıktığında dışarıdan hiç bir şey gözükmüyordu. Kapıda bekleyen askerler dışında. Bu sefer beklemeye karar verdim. Ezanlar okundu. Yine yarım saat kadar sonra  kapılar açıldı. İçeriye biri girdi ardından kapılar kapandı. Bu sefer görünen bir şey yoktu. Hiç kimse yoktu. Kapı kendiliğinden açıldı  ayak sesleri devam ediyordu. Ayaklarını sürüyerek ilerleyen birinin çıkardığı sesi duyuyordum.

Yukarı odama çıkarken ikinci katın geniş koridorunda annemi gördüm. Namazını kılmış aşağıya kahvaltı hazırlamaya inecekti. Bana, “Bu gün çok işimiz var, biz babanla ilçeye gideceğiz kardeşini sana bırakacağım. İster evde kardeşinle kal, istersen Hacı Ninene gidin ama geç kalmayız işimiz bir iki saate biter,” dedi. “Yok biz evde bekleriz annecim,” dedim. Odama girdim. Sevinçten neredeyse uçmak üzereydim. Bir saat bana yeterde artardı bile.

Annemle babam gittikten sonra kardeşimin elinden tutup hemen aşağıya zemin kata indim. İyice inceledim. Kapı ittim. Vurdum. Tekmeledim.  Ama olmadı. Bu kapıyı nasıl açabilirdim. Düşünürken aklıma bir şey geldi. “Baca. Evet, her odada ocak (şömine) vardı. O zaman burda da olabilir. İkinci katın ocak bacasından bakınca gökyüzünü görmüştüm, acaba bacadan içeri sığabilir miyim” diye düşündüm. Kardeşimi de yanıma alıp koşa koşa terasa çıktım.  Terastaki merdiveni alıp üçüncü kata çıkardım. Ordan merdivene tırmanıp çatıya açılan kapağı kaldırarak, çatının altına çıktım.   Kardeşimden biri geldiğinde beni çağırmasını istedim.

Çatının altından, boyuma en yakın yerden üç kiremit kaldırıp çatının üstüne çıktım. Kiremitler hiç sağlam değildi. Güçlükle geziniyordum, hatta bir iki tanesini gezerken kırdım bile. Bacaları bir bir inceledim. Yerlerinden, hangi bacanın hangi ocağa ait olduğunu tahmin ediyordum. Ancak bacaların kerpiçleri dökülmeye, bacalar sallanmaya başlamış, hiç sağlam değildi, genişlik ise benim gireceğim kadar değildi. Bir ara ‘kardeşimi salarım burdan aşağı’ diye düşündüm ‘ama baca göçerse o da olmaz…’ deyip vazgeçtim. Hem kardeşimi nasıl taşıyacaktım. Belinden ip bağlayıp salsam, onun ağırlığını kaldıracak kuvvette değildim. Biraz çatıda düşündükten sonra “bunun mutlaka başka bir yolu olmalı” deyip indim aşağı. Merdiveni yerine koydum. Kardeşimi de çatıya çıktığımı annem ve babama söylemezsen sana büyük bir sürprizim olacak diye kandırdım.

Baca işi olmamışken, şu çamaşırlık işini bir halledeyim dedim. Yine ufaklığı da yanıma aldım, birlikte indik çamaşırlığa. Feneri de yanımıza alıp demir kapağın arkasındaki tünele girişimizi yaptık. Ben belime kadar eğilerek sığabiliyordum ancak belim çok ağrıyınca dizlerimin üzerinde emekleyerek ilerlemeye devam ettim, kardeşim sadece başını eğiyordu. İki metre düz gittikten sonra tünel beş basamak aşağıya iniyordu. Üstü açık, minik, dere şeklindeki gider ise olduğu yerden aşağıya inen geniş bir borunun içine bağlanıyordu. Merdivenden inince sola dönen tünel bir metre gidince bu sefer üç basamaklı bir merdivenle aşağı iniyordu devam ettik. Sonra tahminim üç metre kadar  düz giderken tünelin çıkış kapağına doğru daraltılmış olduğunu fark ettim. Benim sürünerekte olsa ilerleyemeyeceğim kadar dardı. Çok az bir mesafe kalmıştı. Kardeşime, “sen gir  burdan ayağınla kapağı it,” dedim “bu yol nereye çıkıyor öğren.”

Biraz geri gelip yer değiştirdikten sonra kardeşim yere yattı, ellerini tuttum ayaklarıyla kapağı tekmeledi. Kapağın düştüğünü duyunca o da kapaktan içeri girdi. Onu göremiyordum. Seslendim cevap alamıyordum. İleri de gidemiyordum. Çok korktum. Ne yapacağımı şaşırdım. Hemen geri geri gittim. Çamaşırlığın içine çıktım. Arkamı döndüğümde kardeşim çamaşırlığın ortasında dikiliyordu. Onu görünce çok fena tırstım. Orda olmasını beklemiyordum.  Bana baktı hafiften bir tebessüm etti. Tam o zaman kardeşimin çenesi ve dişleri birden bir atın çenesine döndü. Bildiğin atın koca koca dişleri, kocaman ağzı gelip kardeşimin ağzına oturuvermişti. Ama sadece çenesi. Kalp krizi geçirebilirdim o an. Kaçacak yerim yoktu. Üstüme doğru yürüdü. “Aşağıda korkulacak bir şey yokmuş,” dedi. Ağzını kapatınca eski haline döndü.

“Ne oldu?” diyebildim. “Kapıyı açtım, şu an kapı açık” dedi.

Hemen koşarak aşağıya indim, kardeşimde peşimden geldi. Kapı aralıktı. Tam elimi uzattım açacakken kapandı. Uğraştım, olmadı. Yine başa dönmüştük. Sonra bahçeye çıktık. Kardeşime, “orda ne gördün?” diye sordum.  “Bir tane büyük kutu, onun arkasında iki tane daha büyük kutu gördüm,” dedi. “Nasıl kutu?” dedim “demir den,” dedi. “Peki nasıl çıktın,? dedim. “Kapıyı açtım çıktım,” dedi. Anladığıma göre kapının kolu içerdeymiş.

Fark ettim ki kardeşim bana bakıp, her gülümseyişinde çenesi at çenesine dönüşüyordu. Gülmezse bir şey olmuyordu. Kendisinin bu durumdan bilgisi yoktu. Anneme ve babama ne diyeceğimi düşünmeye başlayınca, bahçe kapısından içeri girdiler. Kardeşime tembih edememiştim bile. Koşarak, “anne…” diye anneme sarıldı. Onlarla konuşup, gülüyordu. Ama annem yada babam kardeşim güldüğünde oluşan bu duruma bir tepki vermiyorlardı. Önce anlayamamıştım, sonra anladım ki onu sadece ben öyle görüyordum. Ne yapmam gerektiğini bilmiyordum.

Kardeşim çatıya çıktığımı söylememişti, “ancak bu tünel meselesini kesin anlatır,” diyordum, kendi kendime. Fakat hiç bir şey  anlatmadı. Arada hafiften başını bana çevirip bir gülücük atıyor, çene bir den at çenesi oluyor. Ondan uzaklaşıyordum. Bunu sık sık yapmaya başlayınca acaba durumun farkında da özellikle mi yapıyor diye düşünmeye başladım.

“Of Allah’ım bana yardım et. Bunu babamın duymaması gerek. O’na verdiğim sözü tutamadım. Bunu yapmamalıydım. Bu durumu babama duyurmadan düzeltmem gerekiyor yoksa babam bana bir daha asla güvenmez.”

Bu sefer meraklarımı bırakıp, bir yerleri karıştırmadan doğru bir şekilde bu durumu nasıl çözeceğimi düşünmeye başladım.

https://secmehikayeler.com/

 

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 10 Ortalaması: 3.8]

3 thoughts to “Köşkümüzün Gizemli Hikayesi V. Bölüm”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir