Skip to main content

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi IV. Bölüm

Köşkümüzün Gizemli Hikayesi IV. Bölüm

Bir kaç dakika sonra annem, babam ve yaşlı bir teyze yanımıza geldiler. Teyze babamın halasıymış, oda çocukken bu evde yaşamış, babam ona ‘Hacı Hala’ diye hitap ediyordu, ben ise Hacı Nine demeyi tercih etim. Hacı Nine, beni ve kardeşimi sıkıştıra sıkıştıra ve ıslak ıslak öptü. Benim için dayanılmaz bir durumdu. Sonra “nasıl olmuş beğendiniz mi evi,” dedi. “Yavrum sen arayınca dayının torunlarını çağırttım  köşkü temizlettim. Eşyaları döşettim, seneler sonra buraya tekrar dönmen bizi çok mutlu etti” dedi.

Böylelikle temizliğin sırrı ortaya çıkmıştı. Kafa yoracak daha önemli şeyler vardı benim için. Onlar çaylarını içip sohbetleri bitene kadar sabırla beklerken, kendimce alkımdan sürekli planlar yapıyordum.

İlk olarak bence en önemlisi  şu zemin kat meselesi nedir onu öğrenecektim.

İkincisi çamaşırlıktan açılan tünel neyin nesi, yol nereye gider, evin altında neden bir tünel olur hem de mermer. Bunu çözmeye çalışacaktım. Bu benim kafamı çok karıştırıyordu.

Üçüncüsü en üst katta neler oluyor, kapı neden kilitli, çıtırtılar, camlar kapalı olduğu halde o meltemimsi rüzgar neyin nesi.

Son olarak da avlu ve bahçe de mutlaka bir  şeyler olmalıydı. Oraları incelemeliydim. Okullar tatil, anne ve babamın çok işleri var bunları yapacak zamanım çoktu. Yeter ki köşkte yalnız kalabileyim.

Bunları düşünürken Hacı Nine, “Guzum aşşalara inme emi yavrım, orala garanlık gorgaasın, aha burlaaada, bahçeleede, avluda oyna emi guzumm,” deyince bende o an kesin bişey var, bu köşkün gizemli bişeysi var ve bunu Hacı Nine de biliyor diye düşündüm..

Yalnız ilginç olan annem hiç oralı değil gibi. Bana, babamın ve Hacı Ninemin dediği gibi tembihlerde bulunmuyor, hatta onlar tembih ederken hafiften tebessümle başını sallıyordu. Belki de annem daha çok şey biliyordu. Sadece sesimi çıkarmadan onlara olur anlamında başımı sallayabildim.

Bir ara cesaretlendim sordum, “Neden? Niye aşağıya inmiyoruz? Ne var?” Babam, “tabi ki inebilirsin ancak orda yapacak bir şey yok, küçük bir koridor var,  köşkü her temizlediğimizde orayı da süpürüp sileceğiz o kadar. Orda fazla vakit geçirmeyeceğiz karanlık zaten,” dedi.

– Peki neden inme diyorsunuz?

– Karanlık ya, korkarsın, diye.

– Hepsi bu mu yani, başka bir şey yok mu? deyince, babam ve Hacı Ninem birbirlerine bakıp bana döndüler. Babam;

– Orda açılmayan bir kapı var, biz onu açmak için uğraşmayacağız, açmaya çalışmayacağız. O kadar, deyince fazla uzatmamak için olur dedim. İçimden de bunların bu kapının ardında ne olduğundan ya haberleri yok, hiç merak etmemişler, ya da, benden büyük bir şey saklıyorlar, bende bunu çözeceğim diye  kendi kendime söz verdim.

Hacı Nine çoktan evine gitmiş, gün akşam olmuştu. Herkes olabildiğince yorgundu. Annem, “siz bu akşam oturma odasında yatın çocuklar, sizin odanızı yarın hazırlayacağız, bu gün yetişmedi,” dedi. Kardeşimle bana yere bir yatak serdi, ışığı kapatıp gitti. Yatağın baş ucu köşkün içine bakan pencerenin altındaydı. Hiç bir korku ve heyecan hissetmeden yattık. Kardeşim uyudu ancak ben bir türlü uyuyamıyordum. İçerisi zifiri karanlık ve aklımdaki düşünceler beni yiyip bitiriyordu. Tam artık uyumalıyım dediğimde, küçük tıkırtılar duydum, ayak sesi gibiydi, “hala yatmadı mı bunlar” derken, tavanda oynayan ışık kümeleri gördüm. Yattığım yerden dikkatlice izledim. Küçük pencereden doğru geliyordu. Babam yine bişeyler arıyordur diye düşündüm.   Yavaşça ayağa kalktım, pencereyi açmadan  aşağı doğru baktım.

Babam değildi gördüğüm.  Yürürken etrafına ışıklar saçan, çok uzun boylu, geniş elbiseli, elbisesi başından ayağına kadar, cübbe mi diyorlar, işte ondan. Bir adam. Aksakallı dede gördük diyorlar ya. Ben ta kendini görmüştüm. Bembeyaz, çenesinden biraz aşağıda, belki bir karış, sakalları vardı. Başında kocaman beyaz bir sarık, sarığın arkasından ensesine sarkan ip gibi birşey. Alnından, tam iki kaşının arasından, maviyle yeşil arası ışıklar çıkıyordu. Çıkan ışıklar her yeri aydınlatıyordu.  Büyük ahşap kapıları açtı, dışarı çıkarken yüzü bana dönüktü. Beni gördü mü? Bilemiyorum. O an bunu anlayamadım. Ancak ben ışık parlamalarından yüzünü göremedim.

Hemen avluya bakan büyük pencerelere koştum. Dışarı baktığımda, yine zifiri karanlıktı. Camı açıp kendimi sarkıttım, sağa, sola, görebildiğim kadar etrafa baktım. Ancak hiç bir şey görememiştim. Hemen sağ yandaki küçük cumbalı pencereden baktım. Bu pencere köşk kapısını net görüyordu, kapı önünde parlayan herhangi bir ışık yoktu ancak koca köşk kapısının iki yanında, ellerindeki silahlının ucunu havaya doğru dikip omuzlarına dayamış hazır ol vaziyete duran iki asker bekliyordu. Önce korku gelmedi, ancak durdukça korkmaya başladım.  Hiç kıpırdamadan bekliyorlardı. Hemen yatağıma yatıp yorganı kafama çektim. Bunun bir açıklaması olmalı derken ezanlar okunmaya başladı. Bu sefer de annem “ezan okunurken yatılmaz” diye öğrettiği için kalkıp ezan bitene kadar yatağımda oturdum. Ezan bitince tekrar yattım. Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Uyumaya başlamıştım. Gözümü açacak halim kalmamıştı kapı açılma sesiyle birlikte ayak seslerini yine duydum, zorla gözümü açıp tavana baktım her hangi bir ışık görmedim. Gözüm kapandı ayak seslerine kulak verdim. Yukarı çıkmıyordu.

https://secmehikayeler.com/

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 11 Ortalaması: 3.9]

One thought to “Köşkümüzün Gizemli Hikayesi IV. Bölüm”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir