Korku Hikayeleri

Korku Hikayesi Hayaletin Laneti 12. Bölüm

Gümüş Kapı

Hayır demek üzere ağzımı açtım, ama tek bir ses dahi çıkaramadan Zehir yeniden konuşmaya başladı.

“Kızın işi kolay!” dedi. “Tek istediği sıcak bir yuva, temiz kıyafetler. Ama sana önerdiklerimi bir düşün! Ve bütün istediğim senin kanın. Çok değil, görüyor musun? Hem çok da acımayacak. Tek istediğim yetecek kadarı. Ve sonra bir anlaşma yaparız birlikte. Sadece kanını emmeme izin ver ki yeniden güçlenebileyim. Sadece kapıdan geçmeme izin ver ve özgürlüğümü geri ver. Bundan üç sefer sonra ben de senin isteğini gerçekleştireceğim ve uzun, çok uzun bir hayatın olacak. Kızın kanı hiç yoktan iyidir; ama asıl istediğim sensin. Sen yedincinin yedincisisin. Sadece bir kez seninki gibi tatlı bir kanı tattım. Ve hâlâ çok iyi anımsıyorum, evet. Yedi çarpı yedinin o tatlı kanı. Bu beni nasıl güçlü kılar! Ödülün de nasıl muhteşem olur! Tüm bunlar ölümün hiçliğinden iyi değil mi?

Ah, ölüm sana da bir gün gelecek. Tüm yaptıklarıma rağmen gelecek, soğuk ve nemli bir gecede nehir kenarını örten sis gibi sana doğru yavaşça sokulacak. Ama ben bu anı geciktirebilirim. Yıllar yıllar boyunca geciktirebilirim. O karanlıkla çok uzun süre sonra yüz yüze gelirsin. O siyahlıkla. O hiçlikle! Evet, ne diyorsun evlat? Bağlandım. Tutukluyum. Ama sen yardım edebilirsin!”

Korkmuştum ve bir kez daha uyanmaya çabaladım. Ama aniden dudaklarımdan sözcükler dökülmeye başladı, sanki konuşan başka biriydi:

“Ölümden sonra hiçbir şey olmadığına inanmıyorum,” dedim. “Benim bir ruhum var ve eğer hayatımı doğru bir şekilde yaşarsam, bir şekilde var olmaya devam edeceğim. Bir şey olacak. Hiçliğe inanmıyorum. Buna inanmıyorum!”

“Hayır! Hayır!” diye kükredi Zehir . “Sen benim bildiklerimi bilmiyorsun! Benim gördüklerimi göremezsin! Ben ölümden ötesini görüyorum. Boşluğu görüyorum. Hiçliği. Biliyorum! Bir hiç olmanın korkunçluğunu biliyorum. Hiçlik var! Hiçlik!”

Kalbimin atışları yavaşlamaya başladı ve aniden kendimi çok dingin hissettim. Zehir hâlâ arkamdaydı, ancak mahzen-mezar ısınmaya başlamıştı. Artık anlıyordum. Zehir’in acısını biliyordum. Neden insanlarla, onların kanlarıyla, onların umutları ve rüyalarıyla beslenmesi gerektiğini biliyordum…

“Bir ruhum var ve var olmaya devam edeceğim,” dedim Zehir’e, sakin bir ses tonuyla. “Ve işte fark bu. Benim bir ruhum var ve senin yok! Senin için ölümden sonra hiçbir şey yok! Hiçbir şey!”

Başım mahzen-mezarın duvarına doğru sıkıca bastırıldı ve hemen arkamda hiddetli bir tıslama duydum. Öfkeli bir kükremeye dönüşen bir tıslama.

“Aptal!” diye bağırdı Zehir, sesi gürleyerek mahzeni kaplıyor ve yeraltı mezarlarının uzun, karanlık tünelleri boyunca yankılanıyordu. Şiddetli bir şekilde başımı yana, soğuk ve sert taşlara doğru iterek ezmeye başladı. Sol gözümün ucuyla başımı tutan elin büyüklüğünü görebiliyordum. Parmaklarının ucunda tırnak yerine iri, sarı pençeler vardı.

“Bir şansın vardı, şimdi onu sonsuza dek kaybettin!” diye kükredi Zehir. “Ama bana yardım edebilecek başka biri var. Sana sahip olamıyorsam, ben de o kızla yetinmek zorunda kalacağım!”

Köşedeki kemik yığınının içine doğru itildim. Kendimi kemiklerin arasından düşerek geçiyormuş gibi hissediyordum. Aşağı, daha da aşağı; kemiklerle dolu derin, uçsuz bucaksız bir boşluğa düşüyordum. Mum sönmüştü ama kemikler karanlıkta ışıyordu: sırıtan kafatasları, göğüs kafesleri, bacak ve kol kemikleri, el parçaları, parmaklar… Tüm bunların arasından geçerken ölümün kuru tozu yüzümü kaplıyor, burnumdan geçerek ağzıma, oradan da boğazıma dolarak beni nefessiz bırakıyordu.

“İşte ölümün tadı bu!” diye bağırdı Zehir. “Ve ölüm buna benziyor!” Kemikler gözümün önünden silinirken hiçbir şey göremez oldum. Hiçbir şey. Sadece karanlığın içinde düşüyordum. Karanlığa düşüyordum. Zehir’in bir şekilde beni uykumda öldürdüğünü düşünerek dehşete kapıldım, çabalayarak uyanmaya çalıştım. Bir şekilde Zehir benimle uykumda konuşmuştu ve benim reddettiğimi kime yaptırmaya çalışacağını biliyordum:

Alice…

En sonunda uyanmayı başardım, ama çok geçti. Hemen yanımda sönmek üzere olan bir mum vardı. Saatlerdir uyuyordum! Diğer mum yoktu, tabi Alice de!

Cebimi yoklayınca tahmin ettiğim şeyi doğrulamış oldum. Alice, Gümüş Kapı’nın anahtarını almıştı.

Zorlanarak ayağa kalktım, sersemlemiştim ve başım ağrıyordu. Elimin tersiyle alnımı yoklayınca elim kan içinde kaldı. Zehir bir şekilde bunu bana uyurken yapabilmişti. Zihin de okuyabiliyordu. Yapmayı düşündüğün şeyi, harekete geçme ya da konuşma şansı dahi bulamadan bilen bir yaratık nasıl yenilebilir ki? Hayalet haklıydı; bu yaratık şimdiye dek çarpıştıklarımız arasında en tehlikelisiydi.

Alice tavandaki kapağı açık bırakmıştı. Mumu alıp zaman kaybetmeden merdivenlerden aşağı, yeraltı mezarlarına doğru indim. Birkaç dakika içinde eskisine göre daha da derinleşmiş olan nehre varmıştım. Aşağı doğru akan su, dokuz taşın üçünü, tam da ortadakileri, kaplamıştı ve akıntının ayaklarıma çarptığını hissedebiliyordum.

Hızla karşıya geçerken çok geç kalmamış olmayı umuyordum. Ama köşeyi dönünce Alice’i duvara yaslanmış, otururken buldum. Sol eli kaldırımın üzerindeydi, parmakları da kan içindeydi.

Ve Gümüş Kapı ardına kadar açıktı!

Joseph Delaney

  1. Kitap Hayaletin Çırağı
  2. Kitap Hayaletin Laneti

Hayaletin Laneti 1. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 2. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 3. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 4. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 5. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 6. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 7. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 8. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 9. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 10. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 11. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 12. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 13. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

Hayaletin Laneti 14. Bölüm İçin TIKLAYINIZ

 

Önceki sayfa 1 2

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu