Skip to main content

Bildiğimizden Farklı Bir Cin Hikayesi; “Menan Cinleri 3. Bölüm”

Bildiğimizden Farklı Bir Cin Hikayesi; “Menan Cinleri 3. Bölüm”

Galata Köprüsü’nün ortasında durup etrafı seyretmeye başladın mı, İstanbul bir efsane şehrine benzer.

Efsane şehrine Menan Cinleri ne kadar yaraşır değil mi? Geldiler, köprünün korkuluklarına kondular. Dal kırılsa kuş düşmez kabilinden, çekinmediler. Bu yer, çok hoşlarına gitti.

Küçüklerden biri Menan Dedeye sordu:

— Dede, sen bizi boş yere buralara getirmezsin. Yine, insanlığın hamuru ıstırap mayasıyla mı yoğrulacak?

— Torun, bu cennet gibi dünyayı başlarına cehennem eden insanların kendisidir. Dünya sarayının teşrifatçısı olan Peygambere tabi olmayanın bahtına bu güzel köprüden aşağıya düşmek, düşer.

— Offf Dede! Ben böyle şeyleri istemiyorum.

— Ben de istemiyorum amma bak geliyor işte… Hepsi batıya doğru baktılar. Güneş ufkun üstündeydi. Cinlerden biri gülerek:

— Dede güneşin batmasını mı kastettin? Menan Dede, başını salladı:

— Seni akıllı yaramaz seni… Evet güneş batacak amma, iki güneş birden batacak…

Menan Cinleri dikkat kesildiler.

Genç kız onlara iyice yaklaştı. Ayağında spor ayakkabı ve blucin pantolon… Sırtında gömlek, gözlerinde renkli gözlük, saçları düzgün taranmış. Sakin ve güzel. Yanakları hafif kızarmış. Gelip geçen arabalardan ona bakan çok. O da çok rahat, hiçbir şeyle meşgul olmuyor. Köprüyü baştan başa yürüyerek geçecek ve böylece gezecekmiş gibi bir hali var. Menan Reisi çocuklara seslendi:

— Hazır olun, bu kızın iç dünyasına girip düşünce ve hayallerine şahit olacağız. Durdu:

— Tamam mı?

Herkesin susması ve dikkatle Reise bakmaları «evet» manasına geldiğinden:

— Açıl hayaller âlemi, açıl.

Ve açıldı kapı.

* * *
— Dünyam yıkıldı, dünyayı istemem. Sevgimin ateşine yandım, sevmek istemem.

Ölümden önce insanın hayatı bir film gibi hayalinden geçermiş:

Genç kızın yaşadığı hayat da film şeridi gibi gözlerinin önünden geçiyordu:

Çocukken, güzel bahçelerinde koşarken, herkes ona «en güzel sensin» der, tutmak ve sevmek isterlerdi. Babası daireden özel arabasıyla gelir, annesi en süslü tuvaletiyle onu karşılardı. Köşk gibi ev, şen insanlar, radyoda bir saz semaisi… Bazen bir batı müziği…

Uşaklar, hizmetçiler… Sonra aile toplantıları. Yemeler, içmeler, gülmeler, kahkahalar…

İlkokula ilk kayıt olduğu gün… Karneleri pekiyilerle dolu. Bitmeyen başarı. Sonra liseyi bitirmesi. Kendisine hayran olan, konuşmak için can atan, gösteriş yapan delikanlılar. Ve üniversiteyi kazanma… İstanbul’a geliş. Yurtta kalış. Dersler, eğlenceler, şakalaşmalar, gezmeler. Yine başarıdan başarıya… Son sınıfa gelip birincilikle fakülteyi bitirme günlerinde, bir yuva kurmaya karar vermek. Bir delikanlıya «Ona!» inanmak, evliliğe hazırlık devresinde, bir eğlence gecesinde, satılmak…

Satılmak kelimesine gelince ürperdi. Rengi sarardı. Arkasından kıpkırmızı oldu. «Ne olacak be, bunlar da arkadaşımız. Zevk, eğlence, para her şey bol, iste ve eğlen.» diyen bir ses…

İçkinin tesiri geçince, onu buldu. Dünün hesabını sorarken o: «Bırak güzelim bu lâfları.

Eğleniyoruz, yaşıyoruz, hepsi bu kadar. Nikâh falan geçmişin örf ve âdetleridir. Geçmişte kaldı. Yuva dersen, bütün evler bizim.»

İnsanları seviyordu. Herkese iyilik etmek istiyordu. Avrupa hayatına hayrandı. Akla önem veriyordu.

— Fakat dünyam yıkıldı. Niçin ve kimin için yaşayacağım? Bir kadeh gibi elden ele dolaşmak. Bir kadeh gibi başkalarının değersiz bir eğlence âleti ola işte o kadehi ben kırıyorum.

Dedi, ani bir hareketle kendisini köprüden aşağı fırlattı.

Çığlık çığlığa aşağıya indi. Sesi uzaklaştı ve bir kaya parçası gibi Haliç’in sularına gömüldü.

— Offf Dede, filmin sonu böyle bitmemeliydi.

— Böyle ağacın böyle meyvesi olur Torun. Nasıl ki bir noktadan sonsuz doğru çıkarsa, bir akıldan da sonsuz fikir çıkar. Bunların çoğu birbirine zıttır. Hepsi menfaate bağlıdır.

Zevkler ve eğlenceler de menfaatin birer şubesidir. Pek çok genç, eğlence denen nesneyi zehirli bal gibi yer ve evvelâ manen, sonra da maddeten ölür. Ölenlerden birini gördünüz.

Öbürü ölümden korkarak yaşayacak, ölümü hatırlamamak için içecek ve kumar oynayacak. Bin bir kez ölecek, son ölüşünde cehenneme gidecek.

Etrafına bakındı:

— Din dışı hayat! Hayatı zehir eden hayat! Avrupa şeytanına tabi olmak, sonra da şeytana lanet okumak, ne biçim akıl? Kadehler dolusu cin içmek, sonra da «cin çarpmış» demek, ne biçim anlayış. Biz kimseyi çarpmıyoruz ki, kendi günahları, kendilerini çarpıyor, kabahat bize atılıyor.

Ufka baktı:

— Modern ailede gözyaşı var. Ağlamayın, çocuğunuz tahsil yapıyor. Her işin başı tahsil…

— Dede, ben sevmedim bu oyunu gidelim ne olur?

— Gidelim Torun, gidelim. İnsanlar bizi çarpmaya başladı, gidelim. Güzel Boğaziçi, güzel kızı yedi. Bu dev’e bu kız… Gidelim Torun

Hekimoğlu İsmail

Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 9 Ortalaması: 3.1]

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir