Çocuk HikayeleriDüşündüren-Eğitici HikayelerZeynep Duru

Rüya Ormanı Hikayesi 4. Bölüm

Rüya Ormanı Hikayesi 4. Bölüm

Mai ve İnci Tanesi

Karşı kıyıya vardığında hava kararmak üzereydi, bitkin düşmüştü, kendini yere bırakarak sırt üstü kıyıya uzandı. Nefes nefese kalmış bir şekilde gökyüzünü izliyordu. Belki yanında annesi gibi gördüğü Limon Ağacı yoktu ama gökyüzü her yerdeydi. Gökyüzü Mai’ye hep bir baba gibi kollayıcı ve koruyucu gelmişti ne zaman kendine güveni azalsa ve korksa gökyüzüne bakardı. Kendini güvende hissetti ve gülümseyerek uyuyakaldı.

Uyandığında huzur doluydu, gözlerini açtı göle baktı, bir an algılayamadı, bir değişiklik vardı. Zihni tamamen uyandığında dün yaşadıklarının rüya olmadığını fark etti. Gölün karşı kıyısından hayatının geçtiği tarafa baktı, farklı görünüyordu. Bir an evinden kopmuş olmanın verdiği üzüntü doldurdu kalbini ama vazgeçemezdi artık. Yoluna devam etmeli ve hayatta onu bekleyen şeylerle karşılaşmalıydı. Korku, merak, cesaret ve üzüntüyle ayağa kalktı aynasını eline aldı, kendine baktı. Saçlarındaki kırmızı, turuncu ve mor renge bir de yeşil ekleniyordu. Hafifçe gülümsedi ve yürümeye başladı. Bir yandan da karnını doyurabilecek yemişler arıyordu. Orman hâlâ aynı ormandı aslında ama onun yuvası değildi artık.

Tam olarak nereye gittiğini bilmeden saatlerce yürüdü. Çevresini inceledi, yeni yeni çiçeklerle tanıştı. Hava kararmaya başladığında ise eski hayatından tanıdığı bir dostuna rastladı, Akasya Ağacı… Mutlulukla sarıldı ağaca Mai ve çok fazla zaman geçmeden de koca gövdeli ağacın dibinde uyuyakaldı genç kız.

Rüyasında yıldızları gördü. Bu, aynası ve tarağındaki yıldızların aynısıydı. Gökyüzü sarı parlak taşlardan yapılmış yıldızlarla doluydu. İçlerinden bir tanesi “yıldızları takip et” diyordu “onlar seni kurtaracak”.

Uyandı, sabahın mis kokusunu içine çekti. Huzurluydu. Bu kadar değişime ve bilinmezliğe rağmen içi huzur doluydu. Gördüğü rüya geldi aklına.

“Yıldızlar…” dedi kendi kendine. Yıldızların kendisini neyden kurtaracağını anlayamıyordu bir türlü

Aynasına baktı saçları eskisi gibi rengârenkti. Üzerinde fazla düşünmeden yürümeye başladı. Otlar ayağının altında hışırdıyordu, evinden uzaklaştıkça kuş seslerinin de uzaklaştığını fark etti. Ormanda sadece onun ayaklarının altında ezilen yaprak ve otların çıkardığı sesler duyuluyordu. En başta bu durumu biraz yadırgamıştı ama artık alışmıştı, hatta hoşuna bile gidiyordu.

Yürüdükçe akasya ağaçlarının arasında farklı ağaçlar da olduğunu fark etti. Büyük yapraklı, küçük yapraklı, çiçekli, meyveli çeşit çeşit ağaçla karşılaşmaya başlamıştı. Bu çok hoşuna gitmişti. Yolculuğunun başındaki korku, merak, cesaret ve üzüntü, yerini huzur ve meraka bırakmıştı. Aynasını çıkardı, kendine baktı saçları pembe ve turuncuya dönmüştü. Aynasını çantasına geri koyarken üstündeki sarı parlak taşlı yıldızın artık daha da parlak olduğunu fark etti ve tekrar rüyasını hatırladı. Yıldızlar onu neyden kurtaracaktı?

Acıkmaya başlamıştı. Toplayabildiği kadar yemiş topladı ama yeni yeni görmeye başladığı ağaçların meyveleri çok lezzetli görünüyordu, üstelik tatlarını da merak ediyordu.

Yuvarlak kırmızı meyveleri olan bir ağaca yaklaştı ama meyveyi koparmaya çekindi. Sonuçta o meyve o ağacın bir parçasıydı ve bir anda öyle koparamazdı. Bütün doğanın olduğu gibi ağaçların da duyguları ve bir ruhu vardı. Üstelik doğada her şey birbirine bağlıydı. Mai bunu çok iyi bildiği için şimdiye kadar yere dökülen yemişlerle beslenmişti, hiçbir şeyi koparmamıştı.

Elini ağacın gövdesine koydu, ağaca sevgisini ve minnetini aktardıktan sonra ağaç dallarını salladı ve yere bir tane meyve düşürdü. Mai meyveyi yerden aldı, avuçlarının arasında sevgiyle tutup burnuna götürdü kokladı ve bir ısırık aldı. Şimdiye kadar tattığı en lezzetli şeydi.

Yedi bitirdi ama yetmedi. Bir tane daha yemek istemişti, ağaca baktı bir tane daha meyvesinden kendisine sunmasını bekledi ama olmadı. Ağaç tekrar dalını sallayıp meyvesini yere düşürmüyordu bir türlü. Koparıp koparmama konusunda kararsız kaldı, içinde bir tane daha yeme isteği gittikçe yükseliyordu. Aslında aç değildi yeterince yemişti ama meyveden bir tane daha yemek için can atıyordu.

Başka hiçbir şey düşünmeden ağacın dalına asıldı ve meyveyi koparttı. Hemen ısırıp yemeye başladı ama meyvenin tadı aynı değildi, bu seferki lezzetsiz ve acıydı. Geri tükürdü, biraz sonra içinde pişmanlık duygusu yükselmeye başladı.

Ağaçtan izin almadan zorla onun meyvesini almıştı ve bu yüzden ağaç meyvesinin tadını bozarak onu cezalandırmıştı. Şimdiye kadar ne ormanı ne kuşları ne de ağaçları kızdırmıştı. Kendisine ne olduğunu anlayamıyordu daha önce hiç böyle bir hata yapmamış, bu kadar hırslı olmamıştı. Şimdi de bu açgözlülüğünden dolayı pişmanlık duyuyordu. Bu duygu da yeniydi onun için. Çok utandı, kendisini çaresiz hissediyordu. Ne yapacağını, ağaçtan nasıl af dileyeceğini bilemiyordu.

Aynasını çıkardı kendine baktı saçları simsiyah olmuştu, kendinden korktu aynayı geri çantasına attı. Yere oturup ağacın gövdesine sarıldı; özür diledi ve ağlamaya başladı, ağladı ağladı ve uyuyakaldı.

Sabah uyandığında ağzında hâlâ acı meyvenin tadı duruyordu. Dünkü olay yüreğini acıtmıştı ve sızısı devam ediyordu. Bir daha asla ona sunulmayan hiçbir şeye elini sürmeyecekti.

Doğruldu çevresine baktı ve yanında ağacın kendisine sunduğu üç tane meyveyi gördü. İçi sevinçle doldu, ağaç onu affetmişti. Heyecanla kalktı ağaca sarıldı ve teşekkür etti. Meyvelerini çantasına doldurdu, sonra yürümeye başladı.

İçinde müthiş bir umut vardı. Aynasını çıkardı kendine baktı saçları mavi olmuştu. Yürürken bir anda bir şey fark etti. Ortalıkta ağaçların, çiçeklerin dışında kendisinden başka hareket eden hiçbir canlı yoktu. Evinden uzaklaştıkça kuşlar da kalmamıştı artık. Sebebini merak ediyordu; neden hiç hayvan yoktu?

Saatlerce yürüdü meyve ve akasya ağaçlarının aralarında gene tek tük farklı ağaçlar belirmeye başladı ama bu ağaçlar diğerlerinden çok farklıydı. Yaprakları yoktu sanki sadece dikenleri vardı, üçgene benziyorlardı. Ne bir çiçeği ne de bir meyvesi vardı. Bir tanesine yaklaştı dokundu, eline dikenimsi yaprağı battı canı yandı. Çam ağacıydı bu, alışamadı bu ağaca.
Aklında farklı farklı yüzlerce soru oluşmaya başladı. Nereye gittiğini, nelerle karşılaşacağını ve niye limon ağacının onu bu yolculuğa ittiğini anlayamıyordu. O an fark etti ki birkaç gündür rüya görmüyordu. Saçlarını da taramıyordu. Bu yolculuğa başladığından beri sanki kendini unutmuştu.
Yere oturdu çantasından aynasını ve tarağını çıkarıp usulca saçlarını taramaya başladı. Taradıkça rahatlıyor, aklındaki sorular azalıyordu. Saçları eskisi gibi rengârenkti ama eski canlılığı yoktu.

Aynanın yansımasından arkasında bir anda bir hareket fark etti, sanki bir şey koşarak geçmişti. Korktu ama ne olduğuna bakmak için de can atıyordu. Yavaşça hareketin olduğu yere doğru yöneldi. Çalıların dalları sallanıyordu, o şeyin orada olduğundan emindi. Çalıların içine doğru atıldı ve onu dışarı çekti. Karşısındakine bakarken dona kalmıştı. Kendisi gibi bir insandı o da.

Sarı saçları, siyah gözleri, soluk buz mavisi bir teni vardı. Ağzı, burnu, boyu ona benziyordu. Birkaç adım geri gitti. Tedirgin olmuştu daha önce hiç kendisine benzer birini görmemişti. Biraz farklıydı ama onun gibiydi.

Karşısındaki konuşmak ister gibi ağzını açtı ama sadece tiz bir sesten başka bir şey çıkmadı. Mai hareketsiz ona bakıyordu. Biraz sakinleşince ilk soruyu sordu.

– Sen nesin?

Karşısındaki biraz zorlanarak gıcırtılı bir sesle cevap verdi.

– Ben denizin çocuğuyum

– Deniz mi? O da ne?

– Deniz göle benzer ama sonunu göremezsin. Bu içinde yaşadığın dünyanın sular altındaki hali gibi.

– Daha önce hiç deniz görmedim. Adın ne peki?

– Benim adım İnci. Senin adın ne?

– Ben de Mai.

– Sen nereden geliyorsun Mai?

– Ben Rüya Ormanı’ndan geliyorum.

– Nereye gidiyorsun peki?

– Bilmem. Sadece gidiyorum.

Bir süre daha hareketsiz birbirlerine baktılar. İkisine de diğeri çok farklı geliyordu ama bir o kadar da birbirlerine benziyorlardı. Aslında ikisinin de saçlarının, tenlerinin, gözlerinin renkleri dışında her şeyi aynıydı.

Mai sordu;

Denizden nasıl geldin buraya?

Bir gün çok şiddetli bir fırtına vardı. Ben de güneşi görebilmek umuduyla suyun yüzeyine çıkmıştım. Büyük bir dalga beni kıyıya savurdu. Geri dönmeye çalışırken başıma ne olduğunu anlamadığım bir şey çarptı, bayılmışım. Kendime geldiğimde sahilde yatıyordum ve ufak bir çocuk bana bakıyordu. Birden bağırarak annesine seslenmeye başladı. Ben de korktum ve koşmaya başladım. Arkamdan birileri beni takip ediyordu. Sebebini anlayamadım ama peşimden bağırarak geliyorlardı. Kötü bir şey olacağını hissediyordum, bu yüzden durmadan koşuyordum. İzimi kaybettiklerinde artık ormanın derinliklerindeydim ve nerede olduğumu bilmiyordum.

Denize mi gidiyorsun peki şimdi?

Evet. Deniz şu tarafta bir yerde diye düşünüyorum ona ulaşmam gerek.
Denizi görmeyi çok isterdim.

İnci ve Mai birlikte ormanda yürümeye başladılar. Çok az konuşuyorlardı. İnci çok farklı konuştuğu için Mai onu anlamakta zorlanıyordu ama anlaşmak için konuşmaya ihtiyaçları yok gibiydi.

Birlikte ne kadar yürüdüklerini bilmiyordu. Yorgunluk hissettiklerinde mavi çiçekleri olan bir ağacın altında oturdular. Mai çantasından meyve ağacının ona sunduğu meyvelerden ikisini çıkardı birini İnci’ye verdi ve sessizce meyvelerini yediler.

Mai hayatında ilk kez kendine benzer bir arkadaşı olduğu için çok heyecanlıydı. Tarağını ve aynasını çıkardı. Aynadaki görüntüsüne baktığında rengârenk saçlarının daha da parlak olduğunu fark etti. Çok mutluydu, içinden “iyi ki bu yolculuğa çıkmışım” diye geçirdi. Sonra yeni arkadaşıyla birlikte uzanıp, uyudular.

Mai rüyasında gökyüzünde yüzüyordu. Renk renk çiçeklerden oluşan bulutların üstünde yatıyordu. Aşağıya baktığında da kendisine doğru uçan İnci’yi görüyordu. Sonra yanında bir hareket hissetti, göz kapaklarını araladı. İnci uyanmış, kafasını kaldırmış yukarı bakıyordu. Mai önüne baktı ikisinin de her yeri mavi çiçeklerle doluydu. Ağaç sanki onları örtmek ister gibi çiçeklerini üzerlerine dökmüştü. Mai anlam veremedi, çevresine baktı şaşırtıcı bir görüntüyle karşılaştı; önünde uzayıp giden orman sadece çam ağaçlarıyla doluydu. Akasya ağaçlarının da dikenleri vardı ama onlar rengârenkti ve güzellerdi. Her yer tek renkti artık. Ormanda renkli olan tek şey onun saçlarıydı.

İnci’yle bakıştılar ve kalkıp yürümeye koyuldular. Hava kararana kadar yürüdüler. Çam ağaçlarının altında uyumak pek rahat değildi dikenimsi yaprakları her yerlerine batıyordu. Ama başka çareleri yoktu.
Mai heyecan, mutluluk, korku ve merak duygularının tümünü birden yaşıyordu sanki. İnci’yle karşılaştığı günden beri aklında tek bir şey vardı, o da denizin nasıl bir şey olduğu.

Yürürken ormanın derinliklerinden bir ses duydular. Tek renk olan çam ağaçlarının arasındaki turuncu meyveli bir ağaçtan geliyordu bu ses. Tiz bir sesti, müzik gibiydi ama ağlatan, hüzünlü bir müzik. Ağaca yaklaştılar, ağacın dallarından biri kırılmıştı.

Birbirlerine çaresizce baktılar. Mai’nin saçları üzüntüden yeşile dönmeye başlamıştı. Bunu fark eden İnci gözlerini kocaman açmış şaşkınlıkla Mai’ye bakıyordu. Mai saç renginin değiştiğinin farkında değildi anlamayan gözlerle o da İnci’ye bakıyordu. İnci, Mai’nin saçlarını işaret etti. Mai hemen aynasını çıkarıp kendine baktı. Kafası yemyeşil olmuştu.
Çok utandı ama İnci’ye açıklayamıyordu bu durumu. Mai’nin utancını anlayan İnci ona gülümsedi ve kendi sarı saçından bir tel koparıp Mai’nin saçına toka gibi taktı.

İnci’nin sarı saç teli bir anda sarı parlak taşlı bir yıldıza dönüştü. Mai aynası, tarağı ve rüyasındaki yıldızların aynısını saçlarında görünce merak ve umut dolmuştu. O sırada saçları turuncu ve maviye dönmeye başladı.
Bu iki çocuğun arasındaki arkadaşlık ağacı da etkilemişti. Biraz önce gövdesinden gelen hüzünlü ses, umut dolu bir müziğe dönüştü. Mutlulukla dallarını salladı onlara meyvelerinden ikisini sundu. Bu güzel turuncu meyveleri minnetle kabul eden Mai ve İnci yollarına devam ettiler.

Zeynep Duru

Hikayenin Diğer Bölümlerini Okumak İçin

  1. Bölümü Okumak için TIKLAYINIZ
  2. Bölümü Okumak için TIKLAYINIZ
  3. Bölümü Okumak için TIKLAYINIZ
  4. Bölümü Okumak için TIKLAYINIZ
  5. Bölümü Okumak için TIKLAYINIZ
Yazı Puanı
Bu yazıyı oylayın
Oyların. [Toplamı: 1 Ortalaması: 3]
Etiketler

Gülten AJDER

Kitap okumayı seven insanlar daha zeki ve daha başarılı olurlar. Bende bu yüzden kitap okumayı sevdirmek istedim bu site ile. Gizli kalmış bütün bilgilerin kitaplarda saklı olduğuna inandığımdan, kültür seviyemizi yükseltmek, bilgi hazinemizi daha da zenginleştirmek, gizli yeteneklerin ortaya çıkmasına destek olabilmek için, okusun yazsın benim ülkemin insanları diye bir işin ucundan tutmak isteyen birisiyim.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı